DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

8 Mart 2012 Perşembe

MERİÇ'İN RÜYASI (15. BÖLÜM: UÇAK DÜŞTÜ)



Yazan: Nadire Hanım
nadire.hanim@gmail.com



ONBEŞİNCİ BÖLÜM: UÇAK DÜŞTÜ

Murat yatak odasının penceresinden dışarı bakıyordu şimdi. Telefonu kapatalı üç-beş saniye olmuştu ama zihni tamamen boşalmış gibiydi.

Çalan telefonun sesine Nevin de uyanmış, endişeler içinde kocası ile görümcesinin anlamsız telefon konuşmasını izlemişti. Rüya'nın ne söylediğini tam olarak duyamamıştı, sadece kendi ismini seçer gibi olmuştu tüm o konuşmalarda.

Murat ise daha ilk cümleyle bembayaz kesilmiş ve sürekli olarak sakin olmasını telkin etmişti Rüya'ya.

Günün İstanbul üzerine ağarmaya başladığı şu dakikalarda ise kocası pencerenin önünde dikilmiş, hiçbir şey demeksizin sadece kendisinin gördüğü bir noktaya bakar gibiydi.


İçi ağır bir endişeyle ezilen Nevin, yüzyıllardır kendine verip de tutamadığı sözlerini bir kez daha unutarak yataktan fırladı ve kocasının yanına koştu. Murat'ın uzun boyu ile komik derecede tezat oluşturan kendi kısacık haline aldırmaksızın beline dolandı arkasından:
-"Ne oldu tatlım?" diye sordu, sesinin titremesini engelleyememişti.

Genç adam bir rüyadan ya da belki bir kâbustan uyanırcasına silkindi:
-"Yok bir şey," diye cevap verdi, "senin endişeleneceğin bir durum değil."


Ama nedense çok korktu Nevin. Belki de kocasının bakışlarında gördüğü o delice pırıltıydı onu ürküten...


****


Meriç havaalanı yolunda bir yandan dikkatini yola çevirmeye çalışıyor, bir yandan da ertesi gün Antalya'da vereceği konferansı düşünüyor, hepsinden de önemlisi düşüncelerini Rüya'dan uzaklaştırmaya çalışıyordu.

Neredeyse iki aydır görüşmemişlerdi. Rüya bir anda buhar oluvermişti sanki, karşı dairede oturmasına rağmen her nasıl yaptıysa tamamen ortadan kaybolmuştu. Hiç Amerika'dan dönmemiş, tüm yaşananlar hiç yaşanmamış gibiydi.

Ama ortada yadsınamaz gerçekler de vardı tabii. Örneğin, günden güne Murat'la aralarında açılan uçurum, kopan iletişim gibi. Bunca yıllık arkadaşı ve dostu, son yaptıkları konuşmada söylediklerini affedememişti bir türlü.

İki adam; bu konuya bir daha dönmeseler de, görünürde o konuşma hiç yapılmamış gibi davransalar da, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının farkındaydılar artık.

Arkadaşına verdiği üzüntü ve Rüya'nın özlemi ile yüreği ezilen Meriç direksiyonu daha bir sıkı kavradı. Hava hiç de iyi değildi, iki gündür sürekli kar yağmıştı, yollar yeni açılmıştı ve yine de buzlanma vardı.

-"İnşallah rötar falan olmaz," diye geçirdi içinden, Antalya giderek gözündü büyüyordu.

Oysa ki, taa bir sene öncesinden plânlı bu konferansta sunum yapmak iple çektiği bir olaydı. Geçen dönem içinde ince ince araştırma yapmış, tane tane yazmıştı bildirisini. "Sanrılarla Çevrili Kişiliklerin Etrafındaki Gerçek Dünya" gibi de edebi bir isim koymuştu, çalışmasına.

Son yaşadıklarını düşündükçe hem yaptığı çalışma, hem de koyduğu isim gülünç gelmeye başlamıştı şimdilerde kendisine.
Neyse ki, bu seyahatte yalnız olmayacaktı. Nevin'le birlikte gidiyorlardı Antalya'ya. O da kendi alanıyla ilgili bir bildiri sunacaktı konferansta. Nevin, hem iyi bir arkadaş, hem de sağduyulu bir kişilikti. Olanları onunla paylaşamayacak olsa da, ondaki aklı selim halin kendisine de sirayet edeceğini umuyordu genç adam.

Meriç, şehir trafiğinden havaalanı sapağına geçmek üzereydi ki, cep telefonu çaldı. Nevin arıyordu.

-"Ah," diye mırıldandı, "ben geçerken alayım seni demiştim."


****


Meriç'in sesini duyunca Nevin bir an sakinleşir gibi oldu, yatağın kenarına oturdu artık, kısık ama titremesine engel olamadığı bir sesle konuşmaya başladı:
-"Meriç, Nevin ben."


Daha bu cümle ile bir şeylerin ters gittiğini anladı Meriç, arabayı derhal sağa geçti ve içinden yükselen panik duygusunu bastırmaya çalışarak:
-"Nevin, sesin hiç iyi gelmiyor, bir şey mi oldu?" diye sordu.
-"Murat," diye kekeledi genç kadın, zorlukla konuşuyordu, "Murat."
-"Ne oldu, bir şey mi oldu Murat'a? Nevin söylesene!"
-"Ben bilmiyorum," genç kadın birden ağlamaya başladı, kendisini durduramıyordu artık, "ben ne oldu bilmiyorum."
-"Sakin ol," diye emretti profesyonelce bu defa genç adam, "ne olduğunu baştan anlat."


Bu komut bir an için işe yarar gibi oldu. Nevin derin bir nefes aldı ve daha sakin konuşmaya başladı.
-"Ben ne olduğunu anlamıyorum, sabah Rüya telefon etti... Ne konuştular bilmiyorum, sonra Murat kalktı, ben yanına gittim -ne oldu- dedim, -sen merak etme- dedi... Sonra bana dedi ki; sen bu gün evde kal, gitme bir yere... Ben dedim ki; ama nasıl olur, bu gün biliyorsun Antalya'ya gidiyorum, Meriç de gelecek..."


Nevin tekrar ağlamaya başladı. Meriç ise telefonun öbür ucunda, anlatılanları kavramaya çalışıyordu. Sonra arka arkaya cümleler gelmeye başladı, arada hıçkırıklar ve iç çekemeler...


-"Bir dur, sakin ol," diye yineledi Meriç, "Murat nerede şimdi?"
-"Salonda," diye fısıldadı Nevin, "ben Antalya'ya gideceğim dedim diye delirdi sanki... ne söylediysem ikna olmadı... sonra kavga ettik, beni yatağa itti..."
-"Sen nerdesin, Nevin?" Meriç iyice endişelenmişti, bu son söylenenler karşısında.
-"Ben yatak odasındayım... Murat beni yatak odasına kilitledi!" diye fısıldadı genç kadın. "Çok korkuyorum, delirdi sanki, bir şey oldu kocama. Ne olur gelir misin, Meriç?"


Bu son çağrı cümlesine hiç gerek yoktu aslında, Meriç çoktan geri dönüş yoluna koyulmuştu bile.


***


Son bir kaç saattir Murat kendi değildi sanki, önce Nevin'le kavga etmiş onu yatak odasına kilitlemişti. Ardından gürültüye uyanan kızları azarlamış ve onları da odalarına gönderip kilitlemişti. Şimdi de salonda oturmuş, elinde kumanda bilinçsiz bir şekilde kanalları geziyordu.


Aklı-fikri, zihni ve bedeni uyuşmuş gibiydi. Hiç bir şey hissetmiyordu, hiçbir şey bilmiyordu. Tek kani olduğu şey vardı: Bu gün kimse çıkmayacaktı bu evden!


Kapı zilinin arka arkaya çalmasıyla kendine gelir gibi oldu. Aslında açmak niyetinde değildi, ama zil susmuyordu bir türlü, bu kadar tantanaya bir de apartmanla karakolluk olmak vardı. Bu ihtimal onu yığıldığı koltuktan kaldırdı ve kapıya yöneltti.


***


Meriç, dakikalardır yanlış kapının ziline dayandığını sandı bir an. Karşısında duran saçı başı darmadağınık, tam anlamıyla çökmüş, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, endişeden delirmiş gibi duran adamın Murat'la uzaktan yakından alâkası yoktu.
-"Ne istiyorsun?" diye sordu genç adam, gayet kaba bir şekilde, ayrıca oldukça da korkutucuydu. Her an gözü dönebilir ve birini öldürebilir gibiydi.


-"Bu gün Nevin'le Antalya'ya gideceğiz ya, geçerken onu da alayım dedim," diye cevapladı Meriç olabildiğince sakin.
-"O bu gün Antalya'ya, daha doğrusu hiçbir yere gitmiyor," diye hırladı arkadaşı.
-"Niye hasta mı?"


Bu arada nasıl yaptıysa kendini içeri attı Meriç.
-"Nevin mi aradı seni?" diye sordu, Murat cevabını bilmesine karşın.


İçeri girmenin verdiği rahatlıkla, oynadığı oyunu bir tarafa bırakan Meriç:
-"Neler oluyor Murat?" diye sordu, "Nevin'in ödü kopmuş, doğrusu ben de farklı değilim."


Dostunun içtenliği ve samimi duruşu, genç adamın tüm savunmasını yok etti ve çökertti birden. Biraz önce kalktığı koltuğa tekrar yığılırken, başını ellerinin arasına alarak, kendi kendine mırıldanmaya başladı.
-"Anlatamam, sana. Ne ona ne sana. Hayatta bana inanmazsınız. Hele son konuşmamızdan sonra asla inanmazsın..."
-"Dene."
-"Hayır," diye cevapladı, sesi çok kararlı çıkıyordu, "korktuğunuzu anlıyorum, belki de cinnet falan geçirdiğimi sanıyorsunuz... Ama seni temin ederim böyle bir şey yok, bu geçici bir durum... Sadece bu gün kimse bir yere gitmeyecek, o kadar... Yarın hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz..."
-"Ama Murat, bu konferansın Nevin için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun, değil mi? Bir senedir bunun için hazırlanması bir tarafa, gitmemesinin hiç de yakışık almayacağının da farkındasındır..."


Murat'ın ikna olacak bir hali yoktu, tamamen kendi dünyasına çekilmişti ve aynı şeyleri söyleyip duruyordu. Meriç, bir kez daha arkadaşını ikna etmek için konuşmaya başlayacaktı ki, zihninde çakan bir şimşek ağzından farklı kelimelerin dökülmesine neden oldu:
-"Dur bir dakika... Buna sebep, yani tüm bu olanlara sebep Rüya, değil mi?" Bir an konuşmadılar. "Evet, evet o olmalı... Ne oldu, söyle bana? Seni bu hale getiren nedir?"


Genç adam yutkundu, bir şey söyleyip söylememek arasında bocalıyordu besbelli:
-"Ne fark eder ki? Kararım kesin, öğrensen ne olur? Sen zaten bize inanmıyorsun..."


Meriç, yakalamıştı.
-"Sen yine de söyle, belki de ben yanılıyorumdur..." diye cevapladı yumuşakça, sorun ne ise, öncelikle arkadaşının içinde bulunduğu hezeyanı ortadan kaldırması gerektiğini anlamıştı. "Biz seninle çocukluk arkadaşıyız, sana sırtımı döneceğimi veya inanmayacağımı nereden çıkarıyorsun... Bu her ne ise beraber halledebiliriz..."


Murat, arkadaşının kendisine oynadığı oyunun farkındaydı, ama saatlerdir çektiği ıstırab ve içinde bulunduğu gerilim nedeniyle bu sözlere inanmayı tercih etti.
-"Sana olanları anlatacağım, ama tek şartla," dedi "bu evden bir kişi bile çıkmayacak bu gün!"


Meriç başını sallayarak, kabul ettiğini gösterdi. Şu andaki en önemli sorun, evdeki asayişi sağlamaktı, gerisi nasıl olsa çözülürdü.


***


Saatlerdir yatak odasında kilitli olan Nevin, konuşmaların bir kelimesini bile kaçırmamaya gayret ediyordu. Artık ne konferans, ne kaçan uçak, hiçbiri önemli değildi onun için. İki adamın konuşmalarından, kocasının ciddi bir sinir krizi geçirdiğine kani olmuştu ve bu saatten sonra zorla gönderseler hiçbir yere gitmek niyetinde değildi.


Kapının dibine oturdu ve kulağını kapıya iyice yapıştırdı, bir kelimeyi bile kaçırmak istemiyordu. Zira bu iki adamın kendi bildiklerinden daha fazlasını bildiğini anlamıştı Rüya hakkında.


***


-"Nevin, Nevin..." diyordu sürekli telefonda Rüya.
Rüya'nın her kelimesiyle, içine o bildik kötü korku hissi dolmaya başlamıştı Murat'ın. Kardeşinin panik halindeki cümlelerini takip edemediği gibi, her geçen saniye o daha da panik oluyordu.
-"Rüya!" diye haykırdı âdeta, "Bir saniye sus!"


Bir sessizlik oldu.


-"Şimdi," dedi genç adam tane tane, "ne oluyor, söyle!"
-"Kötü bir şey olacak Murat, biliyorum bunu..."
-"Nasıl bir şey?"
-"Kötü ve çok büyük bir şey... Nevin, Nevin'e de bir şey olacak..."
-"Ne olacak? Ne zaman? Ne diyorsun?" Bu sefer kendisini kaybetme sırası Murat'a gelmiş gibiydi.
-"Ben... bunu söyleyemem..."
-"Ne demek söyleyemem, çabuk söyle..."
Rüya tereddüt ediyordu: -"Ben ne olacağını söyleyemem... ama Nevin tehlikede...!"


Rüya kötü bir olayın gerçekleşeceğini "bildiği" zaman, asla söylemezdi, ona göre bu bir tür uğursuzluk veya "mühür" gibi bir şeydi. Zira bildiğini dile getirmenin, o kötü olayın gerçekleşmesini kesinleştirdiğine inanırdı, söylemedikçe başka bir ihtimal hep var demekti...


Murat bütün bunları gayet iyi bilmesine karşın, giderek kendi üstündeki hakimiyetinden uzaklaşıyordu...
-"Dinle beni Rüya... ne olacağını bana söylemelisin..."
-"Ben.. söyleyemem Murat... biliyorsun..." bir yandan da ağlamaya başlamıştı... "eğer söylersem kurtuluşu olmaz, kaç defa denedik bunu..."


Murat tam anlamıyla deliye dönmüştü, kardeşinin her anlamda haklı olduğunu bilmek, onu neredeyse aklını yitirme noktasına getirmişti şimdi.
-"Peki ne yapacağız? Ne yapmalı?" diye fısıltıyla sordu âdeta.
-"Bilmiyorum... bilmiyorum..."


İki kardeş, çaresizlik içinde sustular bir süre... sonra aniden Rüya fısıldayıverdi:
-"Belki de onu, bu gün hiçbir yere göndermemelisin!"


***


Meriç, duyduklarına inanamıyordu bir türlü. Fakat arkadaşı o kadar kötü bir halde ve öyle bir panik içindeydi ki; sağduyusu onu düşündüklerini dile getirmekten alıkoyuyordu.


-"Yani sen, ne olacağını bilmiyorsun? Rüya da bir şey demedi sana? Ama Nevin'in başına kötü bir şey geleceğini söylediği için, karını yatak odanıza kilitledin!" diye durumu özetledi.


Olaydaki mantıksızlığı, arkadaşının kendisinin göreceğini ümit ediyordu, her ne kadar şu anda bir tür delilik nöbeti geçiriyor olsa da onun içindeki bilim adamına güveniyordu.


-"Bak Meriç, ben Rüya ile bir ömür geçirdim. Sabahın köründe beni panik halinde arayıp, bunları söylediyse, inan bana boş değildir. Bunu sen de göreceksin."


Arkadaşının sesindeki katilik, Meriç'i daha farklı ve daha derin şüphelere sevketmekten başka bir işe yaramadı. Yine de ilk geldiği andan bu yana ortam daha sakinleşmiş gibiydi. Bunu fırsat gören genç adam, başka bir hamle yapmayı denedi bu sefer:
-"Tamam göreceğiz... Ama karını yatak odasına kilitlemek de, biraz abartı değil mi? Kadıncağız korkudan ölmek üzereydi telefonda."


Bu son cümle, Murat'ı içinde bulunduğu korku ve panikten sıyırıp, derin bir suçluluk duygusunun içine itiverdi. Haklıydı arkadaşı, son bir kaç saattir neredeyse bir şehir eşkiyası gibi davranıyordu, halbuki ne vardı, Nevin'i odadan çıkarabilir ve neler olduğunu ona da anlatabilirdi. Ayrıca, uçak çoktan kalkmış olmalıydı ve karısı istese de istemese de Antalya'ya gidemeyecekti bu gün. Eh, günün geri kalanı için de nasılsa bir formül bulur, onu evde ya da en azından gözünün önünde tutmanın bir yolunu bulurdu.


***


-"Nevin," diye tıklattı kapıyı hafifçe Murat, şu anda suçluluk duygusundan ölmek üzereydi.
-"Ne var?" diye cevapladı içeriden karısı ters ters, bir yandan da burnunu çekiyordu.
-"Gelebilir miyim?"
-"Sana kalmış, hatırlarsan anahtar sendeydi."


Kilit yuvasında döndü ve kapı yavaşça açıldı, Murat içeri süzüldü. Karısı pencerenin önündeki koltukta yüzünü cama dayamış oturuyordu. O kadar harap ve perişan görünüyordu ki, içi eridi genç adamın.
-"Özür dilerim," dedi bir kaç adım öteden, ne yapacağını bilmez haldeydi.


Nevin cevap vermemeyi tercih etti. Şu anda hem üzüntü, hem endişe, hem de öfke duyguları içinde çarpışmaktaydı, hangisine izin vereceğine de karar veremiyordu bir türlü.


-"Aslında biliyorum, sana hiç dürüst davranmadım Rüya konusunda... Ama düşündüm ki, ne kadar az şey bilirsen, bu meseleden o kadar az zarar görürsün. Galiba yanılmışım..."


Genç kadın bağırmak, haykırmak ve büyük bir kavga çıkarmak eğiliminde olsa da, merakı daha ağır bastı bu cümleler üzerine. Belki de bunca senedir ilk defa gerçeği öğrenmeye bu kadar yaklaşıyordu.
-"Peki anlatacak mısın şimdi?" diye sordu, mümkün olduğunca ters.


Murat, karısının yumuşadığını anlamıştı, bu fırsatı kaçıramazdı artık: -"Sana söz veriyorum ki, her şeyi ama her şeyi anlatacağım sana. Ama bu gün için bilmen gereken tek şey sabah olanlar..."


Ve konuşmaya başladı.


***


Meriç epeydir salonda yalnızdı. O da uçağı kaçırmıştı bu olanlar yüzünden. Şimdi ise ne yapacağını bilemiyordu. Murat karısını yatak odasından çıkarmaya gitmişti, bir ses soluk çıkmadığına göre de bir anlaşma yolu bulmuş olmalıydılar.


Bir yandan bu evden çıkıp gitmek, bir sonraki uçakla Antalya'ya uçmak istiyor, bir yandan da her ihtimale karşı biraz daha burada zaman geçirmesi gerektiğini düşünüyordu.
Sıkıntıyla biraz önce Murat'ın koltuğa fırlattığı kumandayı eline aldı ve bu sefer o aynı koltuğa oturup kanallar arasında gezinmeye başladı.


Sabahın erken saatinden beri yollardaydı ve şu son birkaç saattir de bambaşka bir gerçekliğe hapsolmuştu. Gerçek dünyada neler olmuş ve oluyordu acaba? Haber kanallarından birini zapladı, zihnini boşaltmalı ve başka şeylere kanalize etmeliydi.


-"Kendime önemli not," diye geçirdi aklından bu arada, "Rüya'dan uzak dur!"


***


Nevin kocasının anlattıklarını hafsalası alamayarak dinledi. İçineki bir ses genç adamın doğru söylediğini fısıldasa da, inanmakta güçlük çekiyordu.


Buna karşın, kocasının perişan hali, samimi ve içten konuşmaları, söylediklerine tamamen inandığını gösteriyordu. Kocası çaresizce kelimeleri ardı ardına sıralayıp bir şeyler açıklamaya çalışırken, bir an için kendisini onun yerinde düşündü ve Rüya arasa, aynı şeyleri ona söylese daha farklı davranmayacağını, davranamayacağını kavradı birden.
Bu kavrayış olayın seyrini tamamen değiştirdi ve Nevin oturduğu yerden kalkarak, dakikalardır aynı noktada konuşan kocasının karşısına geldi, başını iyice yukarıya kaldırdı:
-"Murat, yeter," deyiverdi, "anladım. Bu gün bana yaşattıkların sana ileride pahalıya patlayacak, ama şimdilik bitirelim. Yeter."


Genç adam şok içinde susuverdi.
-"Ayrıca," diye devam etti karısı, "Meriç'i içerde unuttuk."
-"Haklısın," dedi Murat bir rüyadan uyanır gibi, "üstünü başını toparla da yanına gidelim bari."
-"Senin kendi üstünden başından haberin var mı peki?" diyerek gülmekten kendini alamadı genç kadın, kocasının yarı çıplak ve perme-perişan haline bakarak.


***


Murat ve Nevin ellerini yüzlerini yıkamış, derlenmiş ve toparlanmış salona girerlerken Meriç de saat başı haberlerini izliyordu kanallardan birinde.
-"Meriç, hoşgeldin," diye yarı mahçup yarı minnettar salona girdi Nevin.

Genç adam, sevdiği iki insanı sulh olmuş görmenin verdiği rahatlamayla ayağa fırladı.
-"Merhaba Nevin," dedi.
-"Ben, biz, seni de panik ettik sabah sabah."
-"Mühim değil."
-"Uçağı da kaçırdın," diye üsteledi Nevin pişmanlıkla. Şimdi her şey çok gülünç görünüyordu gözüne.
-"Olur böyle şeyler, bir sonraki uçakla giderim artık."
-"Ben de belki yarın gelirim diyorum..."
-"Durun," diye gürledi bir anda Murat.


Meriç ve Nevin korkuyla irkildiler bu ses üzerine, Murat yine mi bir krize tutuluyordu yoksa?
-"Bi dakka, şunu versene bi" diyerek, adeta Meriç'i tepeleyerek kumandayı sehpanın üzerinden aldı ve televizyonun sesini açtı genç adam.

Bir son dakika haberi geçiyordu. Televizyonun sesi salonu doldururken, ikisi erkek biri kadın üç kişi salonun ortasında donakalmış bir vaziyette ekranda beliren görüntüleri izlemeye başladı:


-"Şimdi aldığımız bir son dakika haberini veriyoruz, sayın izleyiciler," diyordu genç ve güzel spiker, ağlamakla ağlamamak arasında bir tonda, "Bu sabah saat: 08.00'da İstanbul'dan Antalya'ya gitmek üzere havalanan uçak, henüz bilinmeyen bir nedenle iniş esnasında düştü. Uçakta 128 yolcu ve 7 mürettebat bulunuyordu. Kazada kurtulan olmadığı sanılıyor."

devam edecek....


2 yorum:

Adsız dedi ki...

Nadire Hanım bu sefer kesin öldü herhalde
hikaye yarım kaldı

nadire hanım dedi ki...

nadire hanım gayet sağlıklı emin olun ki... ama evet epey zaman olmuş, artık devamını yazmak gerek...

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar