DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

24 Kasım 2011 Perşembe

MERİÇ’İN RÜYASI (14. BÖLÜM: NEVİN, MURAT, RÜYA VE DİĞERLERİ)




Yazan: Nadire Hanım
nadire.hanim@gmail.com


ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM: NEVİN, MURAT, RÜYA VE DİĞERLERİ

Nevin, Rüya konusunda karışık duygu ve düşünceler içindeydi her zaman. Kimi zaman ondan hoşlanıyor, güven duyuyor ve seviyor. Kimi zamansa sebebini bilmediği bir şekilde varlığından huzursuz oluyor, hatta belki de kıskanıyordu. 

Oysa ki Rüya, ağbisinin karısına karşı her zaman sevgi dolu, dürüst ve cömertti. Nevin'se ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bir duygudan zıddına savrulmasını engelleyemiyordu bir türlü.

***

Murat başını kaldırdığında, epeydir kararsızlık içinde kapıda durup duran Meriç'i gördü karşıda.
-"Gelsene," diye davet etti onu.

Meriç hiç beklemeden, iki adımda geniş odayı geçti ve masanın önündeki koltuğa yerleşti.
İki genç adam konuşmadılar epeyce. Birisi masa başında önündeki raporlarla ilgileniyor görünürken, diğeri de bakışlarını pencereden dışarıda belirsiz bir noktaya dikmiş düşünüyor gibiydi.

Nihayet cesaretini toplayan Meriç konuya girmeye karar verdi, hafifçe öksürerek arkadaşının da dikkatini çekti:
-"Galiba çok fena çuvalladım," dedi sonunda.

Arkadaşı ne cevap vereceğini tartar gibi durakladı:
-"Ne gibi?" diye sordu gözle görülür bir mesafeyle.
-"Biliyorsun işte, Rüya ve ben..."

Murat arkasına yaslandı ve dikkatle Meriç'i süzdü, zihninden geçenleri okumaya, niyetini anlamaya çalışıyor gibiydi.
-"Sana ne desem bilmiyorum ki..."
-"Ben de bilmiyorum," diye itiraf etti beriki.

***

Nevin, Rüya ve Murat'la Amerika'da iken tanışmıştı. O da öğrenciydi, hemen kaynaşmışlar kısa sürede yakın arkadaş olmuşlardı.

Aradan fazla zaman geçmeden de, Murat ve Nevin arasında arkadaşlık ötesi duygular gelişmişti. Daha hiçbir şeyin ortada olmadığı, birinin diğerine aşkını henüz itiraf etmediği o günlerden birinde barda oturup bir şeyler içerken, Murat'ın değil ama Rüya'nın söyledikleri bu gün bile kulaklarında çınlıyordu genç kadının:
-"Ne hoş bir çift oldunuz siz, bu sene sonuna kalmaz hemen evlenirsiniz. Sonra da çocuklarınız olur, ikisi de kız..."

Belki daha devam edecekti ama, Murat'ın bir bakışı ile susuverdi kardeşi.

İşte bu bakışmalardı en baştan beri onu huzursuz eden. İki kardeş çoğunlukla konuşmadan bakışlarıyla anlaşırlardı, aralarında kimsenin müdahele edemeyeceği sıkı bir bağ vardı, hatta büyük bir sırları olduğuna dair yemin bile edebilirdi Nevin.

***
 Meriç o kadar kıvranıyor ve o kadar perişan görünüyordu ki, en sonunda Murat dayanamadı ve biraz yumuşamaya karar verdi en yakın arkadaşına karşı:
-"Ne olduğunu anlatsana?"

Sanki bu cümleyi bekliyormuşçasına birden dili çözülüverdi genç adamın ve aylardır içinde biriktirdiği ne varsa dökmeye başladı:
-"Ben Rüya'dan deli gibi hoşlanıyorum. Hatta aşık bile olabilirim. Bu zaten başlı başına bir sorun. Hissettiklerimden emin olabilmem için onunla vakit geçirmeliyim, yakınlaşmalıyım. Ama o senin kız kardeşin, yani biz seninle taa orta okuldan beri arkadaşız, kankayız, dostuz, ortağız.... Aklım ve mantığım buna karşı çıkıyor ve çok uygunsuz buluyor..."

Murat bir an gevşedi, hem yılların verdiği tanışıklıkla, hem de profesyonel bir yaklaşımla araya girmeden edemedi:
-"Ama asıl sorun bu değil belli ki..."

***

Bardaki o günden sonra, her şey hızlanıverdi. İki genç bir müddet daha duygularına karşı durmaya çalışsalar da, sonunda tabiat galip geldi ve yaz sonunda kendilerini nikâh masasında buldular. Onlar iş bulup kendilerine bir hayat kurarken, iki de kızları oldu.

Her şey Rüya'nın söylediği gibi olmuştu. Başta bunlara fazla kafa yormamıştı Nevin, hoş bir tesadüf, altıncı his, genç bir kızın iyi dilekleri diye düşünmüştü. Ancak geçen zaman içinde söylenen her sözün bir yere varması, bir tür kehanet gibi gerçekleşmesi huzursuz etmeye başlamıştı onu.

Ne olduğunu tam olarak adlandıramadığı bu durumu kocasıyla da konuşmak mümkün olmamıştı hiç bir zaman. Murat son derece sevgi dolu ve koruyucu bir erkekti. Nevin'e ve çocuklarına karşı sonsuz sevgi, sabır ve vericilik içindeydi.

Aradan geçen bunca zaman boyunca koyduğu tek sınır, karşısına çıkan tek duvar kız kardeşiydi. Murat'ın Rüya ile ilgili söylediği tek şey, ilk söylediği şeydi: -"Kardeşim bizlerden çok farklı ve özeldir. Bu yüzden onunla olan ilişkim de özeldir. Buna anlayış göster lütfen."

***

Meriç bir an şaşaladı, belli ki Murat sandığından daha fazla şey biliyordu. Bunun üzerine sakınmaktan vaz geçti ve her şeyi olduğu gibi söylemeye karar verdi:
-"İşin doğrusu bazı halleri var ki, ödümü patlatıyor... bir an duruveriyor, gözleri bir yerlere dalıyor sanki ve bir şeyler söylemeye başlıyor... bunları nereden ve nasıl biliyor bilmiyorum, ama biliyor işte... meselâ Can kaybolduğu gece eliyle koymuş gibi o parka götürmüştü.. sonra şu yaşlı adamın oğlu adı neydi..."

-"Kerim..."

-"Hah işte o... Kerim'le ilişkisini bitirdi pat diye, neredeyse zorla evlendirdi Yeşim'le ikisini... Bilmiyorum aklım karışık, ona ne zaman yaklaşsam, önce izin veriyor... sonra bir şey oluyor, genellikle de benim söylediğim bir şey yüzünden bir bakıyorum her şey arapsaçına dönüyor..."

-"Yılbaşı gecesi ne oldu?" diye sordu birden Murat arkadaşının sözünü keserek.

Meriç derin bir nefes aldı, konuştukça açılıyor, açıldıkça hafifliyordu. Ruhunu ezen tüm yüklerden kurtulmak istiyordu bu gün artık: -"Ben onu Tepe'ye götürdüm... niyetim onunla konuşmaktı, ama her şeyi mahvettim yine..."

-"Ne oldu?"  mekanik bir soruydu bu aslında, Meriç farketse de devam etmeyi tercih etti:

-"şeyi anlattı bana... şu her şeyi bilme meselesini, geleceği görme ya da ne diyorsanız... nasıl başladığını, hayatınızın nasıl geçtiğini... öz anne ve babanızı anlattı... ben bunların hiçbirini bilmiyordum, ayrıca bunca sene bu kadar sırla nasıl yaşadın sen?..."

Murat omuzlarını silkmekle yetindi, diğeri devam etti:
-"her şey o kadar tutarlı, bir olay o kadar diğerine uygun ki, söylediklerinden şüphe etmek, reddetmek mümkün değil..."
-"seni rahatsız eden nedir, açıkça söylesene," diye teşvik etti sonunda Murat arkadaşını, ne kadar kızarsa kızsın onu çok iyi anlıyor, içinde bulunduğu zor durumu görüyordu.
-"her şey... bana, onunla ilk karşılaştığımız gün gördüğü bir vizyondan bahsetti..."

Bu son cümleyle irkildi birden Murat: -"Tam olarak ne anlattı sana?"

***

Hep öyleydi Rüya, farklı ve özel. Ama o bunu kullanmaya kalkmazdı, işleri karıştırdığı zamanlarda da öyle masum ve samimi görünürdü ki; gerçek niyetini asla bilemezdi Nevin.

Meselâ bir akşam yemeğinde durup dururken küçük yeğenine bakar: -"Ay sen yarın okula gitme, belki de kızamık falan olursun," deyiverirdi.

Ve sanki bu söz kanunmuş gibi ertesi gün, Murat küçük kızı okula göndermezdi, Nevin ne yapsa ikna edemezdi kocasını, daha da kötüsü, muhakkak da hastalanırdı çocuk, kızamık olurdu örneğin.

Ve o gece gelen telefonlar... onlar tam bir kâbustu işte....

***

Murat'ın ilgisi, Meriç'in ilgisini de artırdı birden, şimdi bir kez daha yaşıyordu sanki o gece olanları:
-"hani o gün okuldan gelmiştik, sizin mutfakta bir şeyler atıştıracaktık... sonra Rüya geldi, ben ilk defa o gün gördüm kız kardeşini... neyse, tam konuşuyorduk da düştü, bayılır gibi oldu hatırladın mı?"

-"Gayet iyi hatırlıyorum," diye cevapladı genç adam onu kısık bir sesle, gözle görülür bir şekilde meraklanmış ve tedirgin olmuştu.

-"işte... Rüya, o gün mutfakta bir vizyon görmüş..."

-"o hayatındaki tek vizyondur... Rüya'da vizyon falan yoktur, rüya bile görmez...."

-"biliyorum o da aynısını söyledi... hatta dedi ki bu yüzden Amerika'ya gitmişsiniz siz? doğru mu bu?"

Murat bir an duraksadı, kardeşinin kendisinden bile sakladığı bazı sırları olduğunu anlıyordu şimdi:
-"olabilir," diye tereddütle cevap verdi, "bizim Amerika'ya gidişimiz Rüya'nın istemesiyle gerçekleşti asıl..."

Bir sessizlik oldu. Murat merakına daha fazla karşı koyamadı ve sordu:
-"O vizyonda ne gördüğünü tam olarak anlattı mı sana?"
-"Evet... bu da ayrı bir şok oldu benim için..."

***

Gecenin bir saati aniden çalan telefonlar hep Rüya'dan gelir. O an Nevin bilir ki, yine bir kriz geçirmektedir, duruma göre Murat ya telefonda saatlerce konuşarak onu teskin etmeye çalışır ya da kriz daha ciddi bir şeyse, saat kaç olursa olsun kardeşinin yanına yetişir.

Bu krizler üçünü de tüketiyor aslında. Sebebinin ne olduğunu tam olarak anlamadığı bu krizlerin ardından Rüya günlerce hasta yatar, yerinden kalkamaz, uyutur onu ağbisi, bir ton ilâç vererek. Murat her defasında kusur kendisindeymişçesine kıvranır, erir, tükenir. Ve Nevin.  O da bilinmez bir gerçeğin erittiği kocasını izlemekten, iki kardeşin sessiz dramına ve dayanışmasına tanık olmaktan tükenir de tükenir.

Sonra aniden her şey düzeliverir, günlerce, bazen aylarca, hatta bir kaç sene herşey yolunda gider. Taa ki yeni bir krize kadar...

***

-"Ee, neymiş söylesene?" diye bastırdı Murat.
-"Sen bilmiyor musun?" gerçekten de şaşırmıştı Meriç.
-"Tam olarak değil, hiç bir zaman her şeyi anlatmadı bana."

Nedenini görebiliyordu Meriç, ama bir yorum yapmaktansa olanları anlatmayı sürdürdü: -"O vizyonda, bir kadın, bir adam ve bir çocuk görmüş Rüya..."
-"Ne var ki bunda, Amerika'ya kaçmayı gerektirecek kadar, biliyorum bana da söylemişti."
-"Işıl'la tanışana kadar biz, sanırım onun için de bir sorun olmamış. O vizyondaki kadın Rüya'nın kendisi, çocuk Can ve adam da benmişim." dedi bir solukta, arkadaşının vereceği tepkiyi bilemeden genç adam.

***

İşte bir yandan ertesi günkü Konferans için hazırlanıp eşyalarını toplarken, bir yandan da bunları düşünüp duruyor Nevin.  Kendisini, kocasını, onun kız kardeşini ve arkada kalan onca seneyi.

Artık hepsi büyüdüler, hatta yaşlanıyorlar bile. Murat iyi bir psikiyatrist, Rüya neredeyse ünlü bir sanat tarihçi, Nevin'se göz doktoru, yarın Antalya'daki konferansta bildiri sunacak kadar uzman oldu o da.

Ama geçmişten gelen, tahmin etse de kendisine anlatılmadığı için aslını hiç bilemediği yükler hepsinin sırtında sürüklüyor onları bir bilinmezliğe.

İçini bir sıkıntı kapladı birden, erken kalkması gerektiğini düşünerek yatmaya karar verdi. Uçak sabah dokuzda, İstanbul trafiğinde en geç altıbuçukta kalkmalı ki, vaktinde yetişebilsin.

Nevin yatağa girdi, Murat daha gelmemişti.

***

Murat, son duyduklarını sindirmek için biraz bekledi. Elinde olmadan şüpheyle karşısında duran adama baktı, kesinlikle doğru söylüyor olmalıydı ve o da en az kendisi kadar sarsılmış görünüyordu.
-"Yani olay şu, biz Rüya ile tanışıyoruz, o sıralarda biz lise sonda olduğumuza göre, o da herhalde 12-13 yaşlarında.. Rüya bir vizyon görüyor, bunda kendisi, ben ve de bir oğlan çocuğu var ki benim oğlum Can... bu vizyonu ilk gördüğünde bizim birlikte olacağımıza ve bir oğlumuz olacağına kani oluyor... ama bir kaç sene sonra bu sefer beni Işıl'la birlikte görüyor... anlıyorsun değil mi?"

Murat başını salladı.

-"İşte o zaman bizim Işıl'la aşık olup evleneceğimizi, Can'ın da bizim oğlumuz olacağını biliyor... "bilmek", bu kendi deyimi... ve ne oluyor, bir vizyon ve bir bilgi arasında kalan, kendini de hiçbir yerde konumlandıramayan kızkardeşin, seni de ikna ediyor ve Amerika'ya kaçıyor... dönüşünüzün Işıl'ın ölümünden sonra olmasını konuya dahil bile etmiyorum..."

Meriç, bir kez daha sustu. Her iki adam da belli bir hezeyan ve şok içindeydiler, her ikisinin de kendilerine göre makul sebepleri vardı.

-"Ben kendime inanamıyorum Murat. Bunları sana anlatan ve üstelik de neredeyse tamamına inanan ben miyim? Tanıyamıyorum kendimi! Hatta Rüya'nın anlattıklarından sonra seni de ne kadar tanıdığımdan emin değilim. Bunca senemiz birlikte geçti, birlikte büyüdük biz. Hayatımın tüm evreleri gözünün önünde cereyan etti. Aşklarım, evliliğim, Işıl, Işıl'ın ölümü... Ciğerlerime kadar her şeyimi biliyorsun... ve sen nasıl saklayabildin benden ve herkesten onca şeyi? Nasıl taşıyorsun bunları? Neden tercih ettin böylesi bir yalnızlığı?"

-"Hiçbiri olmasa bu son sorunun cevabını anlıyorsundur herhalde?" dedi Murat, sözü dolandırmadan da devam etti, "Bak şu anda konu ben değilim. Mesele sen ve Rüya. Ne diyorsun, onu söyle!"

 -"Ben bilemiyorum.... anlatılan her şey o kadar tutarlı, bir olay sonrakine o kadar uygun ki...bir taraftan tüm benliğim, kalbim ve ruhum tüm bunların gerçek olduğuna inanıyor... ama bir taraftan da hastalıklı bir zihnin uydurmaları olması şüphesini de içimden atamıyorum... peki ya sen? sen bu olayın neresindesin? sen de gerçekten inanıyor musun, sorgusuz sualsiz Rüya'nın hallerine, yoksa kardeşlik bağı içinde, sırf onu idare etmek hatırına tarafı gibi mi davranıyorsun bu zihin oyunlarının?"

Bu son cümle ile Murat yıldırım gibi fırladı yerinden ve iki adımda Meriç'in karşısına dikildi. İki adam yumrukları sıkılı bir halde karşı karşıya duruyorlardı şimdi.

-"Bak," diye tısladı Murat, "bu kadar konuşmana izin verdiysem sırf can yoldaşım olduğun içindir, yoksa şimdiye tepelemiştim seni. Rüya benim kardeşim ve sana ne anlattıysa, ne söylediyse hepsi doğrudur. İnanıyorsan ne âlâ, ama inanmıyorsan ondan uzaklaş, bir daha yanına bile yaklaşma, hatta unut onu. Çünkü onu bir kez daha böyle üzüp incitmene asla izin vermem!"

Havada bir elektrik dolaştı, döndü, sonra sağduyu boğdu onu. Meriç bir adım geri çekildi:
-"Tamam o zaman," dedi ve odadan çıktı.

***

Gün ışımak üzereydi ki, Rüya birden gözlerini açtı ve yataktan fırladı. Telâşla cep telefonunu ararken ve sonrasında o çok iyi bildiği numarayı ararken bile mırıldanıyordu sürekli: -"Nevin... Nevin... Nevin...."

Daha ikinci arama sesinde karşı taraf telefonu açtı ve uykulu bir sesle sordu: -"Rüya, ne oldu?"

Aradığı kişiye ulaşmanın verdiği rahatlama ile genç kadın tuttuğu tüm nefesini bıraktı ve adeta avaz avaz bağırmaya başladı: -"Murat beni dinle... Nevin... Nevin... Nevin..."


Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar