DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

MERİÇ'İN RÜYASI (13. BÖLÜM: AŞKA VEDA)


Yazan: Nadire Hanım



ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM: AŞKA VEDA

-"İçerisi çok kalabalık değil mi?"


-"Evet," diye cevapladı genç kadın, bir taraftan kar yağışını izliyor, bir taraftan da ruhunu kaplayan mutluluk duygusuna teslim olmamaya çalışıyordu.


-"Yeni yılı klinikte kutlama fikri Murat'tan çıktı, başta pek aklıma yatmamıştı ama..."
-"Ama iyi oldu di mi," diye yumuşakça devamını tamamladı cümlenin Rüya.
-"Evet, kesinlikle."


Kısa bir sessizlik oldu.
-"Ben," diye tereddütle konuştu genç kadın, "artık gitmeliyim."


Bu cümle üzerine, Rüya'nın aslında partiden ayrılmak üzere kapıya çıktığının farkına vardı Meriç. Bir an daha gecikse, onu bu gece yakalaması mümkün olmayacaktı belki de.


-"Neden gidiyorsun ki? Başka bir programın mı var?"


-Evet, eve gidip saatlerce ağlamak istiyorum, diye aklından geçirdi genç kadın ama: -"Yoruldum biraz, eh yeni yılı da kutladık, artık evime gitsem iyi olacak," dedi.


Son seferki ayrılışın etkisini hala üstünde duyumsayan genç adam, ne yapacağı konusunda tamamen kararsızdı. Bir yandan genç kadını sımsıkı kollarına almak ve hiç bırakmamak istiyor, bir yandan da geçen seferkinden daha büyük bir tatsızlık olmasından çekiniyordu. Yine de kendine hakim olamadı ve:
-"Seni bırakayım mı?" diye teklif etti.


Rüya'nın da kafası karma karışıktı, o son akşam yaşananlar aklından çıkmıyordu bir türlü. Ruhu ve bedeni Meriç için yanıp tutuşurken, aklı ve mantığı ondan uzak durması için bitmek bilmeyen bir uyarı veriyordu. Bir anlık tereddüt sonrası, duyguları ağır bastı:
-"Peki," dedi.
-"Hadi gel o zaman!"


Meriç, Rüya'nın elini tuttu. Rüya itiraz etmedi.


****


Lapa lapa kar yağmaya başlamıştı. Meriç kontağı çevirmeden önce, bir an durdu ve sakince:
-"Bak bu sefer arabadan inmene izin vermem, haberin olsun" dedi.
-"O gece olanlar için özür dilerim," diye cevapladı Rüya, konunun açılmasının kendisini rahatlattığını fark ederek "ben galiba, hem aşırı tepki gösterdim, hem de kendimi iyi ifade edemedim."


Genç kadının samimi itirafı ve dürüstlüğü elektrik yüklü ortamın biraz hafiflemesini sağlamıştı, Meriç arabayı hareket ettirirken:
-" Ben de hatalıydım," dedi aynı içtenlikle. "Ne dersin baştan başlayalım mı?"
-"Bilemiyorum, gerçekler değişmeyecek ki!"
-"Olsun, ben dinlemek ve anlamak istiyorum, en azından bana bunu borçlusun," diye cevapladı genç adam büyük bir kararlılıkla.


***


-"Burası bizim ev değil," dedi Rüya neredeyse duyulmaz bir sesle.


Yarım saatlik ve neredeyse hiç konuşmadan geçen bir yolculuk sonunda, genç kadının neresi olduğu hakkında kesinlikle fikrinin olmadığı bir tepeye varmışlardı. Epey bir kar yağmasına rağmen, her ne kadar seçilmese de aşağıda bir yerlerde muhteşem boğaz görüntüsü varlığını hissettiriyordu yine de.


-"Değil ama inan oraya çok yakın," diye temin etti genç adam onu, "istediğin an seni evine götüreceğime emin olabilirsin."
-"Tamam."


Meriç onu incitmekten korkarcasına, yumuşak bir hareketle Rüya'nın saçlarına dokundu, taa gençliğinden beridir aşina olduğu o lülelerden birini parmaklarının arasına dolamıştı şimdi.
-"Ben kendimi senden alamıyorum," dedi etrafındaki her şey silinmişti sanki.


Rüya ürkmüştü, bir yandan genç adama doğru karşı konulamaz bir kuvvetle çekiliyor, bir yandan da ondan uzak durmaya çabalıyordu. Fakat bu konuda yapabileceği fazla bir şey yoktu, Meriç tamamen kendisini genç kadının çekiciliğine bırakmış, onu kendisine doğru çekerek yavaşça öpmeye başlamıştı. Bir anda iki genç insan birbirlerinin derinliklerinde kaybolmuş, bambaşka bir aleme uçmuştu.


Her şey kontrolden çıkmak üzereydi ki Rüya'nın mavi gözlerinde gördüğü derin üzüntü ve acı Meriç'i birden kendine getirdi. Herşey başladığı gibi aniden sona erdi.


-"Özür dilerim, maksadım bu değildi."


Rüya cevap vermek yerine sessiz kalmayı tercih etti ve yavaşça başını çevirerek dikkatini dışarıda yağan kara verdi ya da en azından öyle göründü. Bu hareket, Meriç'e o kadar dokunmuştu ki birden arabanın kapısını açtı ve dışarı fırladı. Kendisine ve yaptıklarına duyduğu öfkeye daha fazla dayanamayarak avaz avaz bağırarak küfretmeye ve arabanın lâstiklerini tekmelemeye başladı.


-"Meriç, Allahaşkına dur, yok bi şey, Meriç!"


Rüya da dışarı çıkmış, genç adamın yanına gelmişti. Ama onu zaptetmenin imkanı yoktu, hâlâ bağırıyor ve artık arabanın kaportasını yumrukluyordu. Son çare olarak Rüya genç adamın koluna yapıştı, ama o güç ve kuvvete engel olması mümkün olamadı, ikisinin de dengesi bozuldu ve karlara yuvarlandılar.


İki genç beden de yerde ve kar altındaydı şimdi. Meriç bağırmayı bırakmıştı artık, sırtını arabaya vermiş nefes alış-verişini düzenlemeye çalışıyordu. Rüya ise onun hemen yanıbaşında, yavaş yavaş yüzünü okşuyor ve onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Neden sonra genç adamın sesi duyuldu, hala daha nefes nefeseydi:
-"Ben işinin ehli psikiyatr ve esasta da son derece sakin bir insanım, ama her nasılsa sen söz konusu olduğunda kendimi kaybediyorum."


Rüya da sırtını arabaya dayamış genç adamın yanında yerde oturuyordu şimdi, bir şey demeden hoşlukla başını onun göğsüne dayadı.


***


Hâlâ kar yağıyordu ve hâlâ yerde oturuyorlardı. Meriç, Rüya'yı kollarının arasına almış, sımsıkı göğsüne bastırıyor, dağılmış ve nemli sarı saçlarının kokusunu içine çekiyordu. Rüya hayatında bundan daha rahatsız ama daha mutlu olduğu başka bir pozisyon hatırlamıyordu. Birden konuşmaya başladı:
-"Ben küçükken, yani daha asıl annemle babam hayattayken..."


***


Şok edici ilk cümlenin ardından Rüya konuşmayı sürdürdü, Meriç hiç sesini çıkarmadan ve müdahele etmeden sonuna kadar dinledi onu.


Konuşması bittikten sonra bir süre ne diyeceğini bilemedi genç adam, söylenenler aklına, mantığına o kadar aykırı şeylerdi ki, kabullenemiyordu bir türlü. Oysa ki yakın zamanda yaşadığı bir çok garip şeyin cevabı açıklığa kavuşuyordu anlatılanlarla: Usta Amca'nın ölümü, klinik hikâyesi, Can'ın kaybolduğu gece olanlar ya da Kerim'le Yeşim'in evliliği. Üstelik bunların çoğuna birebir kendi şahit olmasına ve dinledikleri ile daha önce karanlıkta kalan ve zihnini kurcalayan pek çok şey açıklığa kavuşmasına karşın.


-"Bana inanmıyorsun değil mi?" Rüya, Meriç'in zihninden geçenleri yüzünden okuyordu tek tek.
-"İnanmıyor değilim, ama bunların rasyonel bir açıklaması olmalı. Çoğu insan hayatının bir anında, geleceği bildiğine veya gördüğüne ilişkin bazı yanılsamalara kapılır. Bu olağandır."
-"Ama asıl tehlikeli olan, bunun bir ömür boyu sürmesidir ki benim durumum da aynen böyle," diyerek Meriç'in mekanik bir sesle yaptığı profesyonel açıklamayı tamamladı genç kadın ve devam etti, "kısacası sana göre ben ya akıl hastasıyım ya da o potansiyeli taşıyorum."


Bu son cümle bir ok gibi saplandı genç adamın yüreğine:
-"Hayır, böyle bir şeyi kabul edemem," deyiverdi gayri ihtiyari.


-"Yani bu ihtimal var, ama sen kabul etmiyorsun," diye konuştu Rüya hüzünle, "biliyor musun Murat, annem-babam ve Usta Amca'dan sonra sırrımı öğrenen tek kişi sensin. Bunu kabul etmenin ve hatta bununla yaşamanın senin için ne kadar zor olduğunun da farkındayım. İşte bu yüzden ikimiz de daha fazla hırpalanmadan vazgeçelim bu sevdadan. Ben olduğumun dışında davranamam, sen de bu benle yaşayamazsın. Bunu görüyorum, bakışlarında, zihninde, her şeyinde."


-"Murat, peki ya Murat? O nasıl başa çıkıyor bu durumla?"


Rüya omuzlarını silkti, kar altında ikisi de sırılsıklam olmuşlardı, ama oturdukları yerden kalkmak ve arabaya binmek akıllarına gelmiyordu bir türlü.


-"O bu mesleği benim yüzümden seçti. Önceleri hasta isem tedavi olayım diye, sonraları da bu durumla aklımı oynatmadan başa çıkabileyim diye. Sürekli beni izler, takip eder, gerekirse ilâç verir... Bazen çok şiddetli baş ağrılarım oluyor, bazen de açıklayamadığım ataklar geçiriyorum. Tıbbi geçmişimi ondan öğrenebilirsin." Bu son cümleyi acı bir alayla söylemişti genç kadın.


***


Kar incelmişti, gün ağırmak üzereydi ve hala yerde oturmaktaydılar. Meriç aklı ve duyguları arasında sıkışmış kalmıştı.

Bütün kalbi ve duyguları, genç kadının anlattıklarını en ufak bir tereddüt göstermeksizin kabul ediyor ve onun aşkıyla yanıp tutuşuyordu.

Ama mantığı ve profesyonel alt yapısı baskın bir uyarı gönderiyordu zihnine: Aylardır deli gibi peşinden koştuğu bu güzel ve gizemli kadın, belki de son derece tehlikeli bir akıl hastasıydı. Ki Murat'la ilgili söyledikleri de bu ihtimali güçlendiriyordu. Belki de en yakın arkadaşı kardeşinin yarattığı kurmaca gerçeklik içinde, bütün bu "geleceği görme hikâyesine" inanıyormuş gibi görünerek onu kontrol altında tutuyordu.

Mantığının sesinin giderek güçlenmesine ve her şeye baskın çıkmasına engel olamıyordu artık Meriç.

Genç adamın yaşadığı içsel mücadelenin her bir anını tüm ruhuyla takip eden Rüya anlamıştı: Bitmişti. Yapabileceği bir şey kalmamıştı, tüm riski göze alarak her şeyi anlatmış ve kaybetmişti. 

Sevgiyle yanağını okşadı genç adamın ve:
-"Hadi," dedi "beni eve götür artık."

devamı... 

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar