DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

7 Aralık 2010 Salı

MERİÇ'İN RÜYASI: (11. BÖLÜM: NİKÂH ŞAHİDİ)



Yazan: Nadire Hanım



Onbirinci Bölüm: NİKÂH ŞAHİDİ

Bir aydan fazla olmuştu ve o geceden sonra bir daha görüşmemişlerdi.


Rüya kaçar gibiydi, Meriç ise kendisi ve duygularıyla yüzleşme cesareti bulamıyordu bir türlü. Ancak, şu davetiye bir şekilde onu tetiklemiş ve rahat bırakmamıştı bir türlü. İşte şimdi genç kadının iş yerinden içeri girerken, yine tarif edemediği duygular ve çelişkiler içindeydi.


Usta Amca'nın kendisine bıraktığı parayla açılmış bu dükkân, büyük bir alışveriş merkezindeydi ve fazla da büyük değildi. Ölümünden sonra bile kendisini unutmayan yaşlı adamın anısına "USTA" adını verdiği bu mekânda, girişte klâsik veya modern tasarımlı değerli taşlarla süslenmiş takılar satılıyordu, orta bölüm ise nadir bulunan veya antika olabilecek eşyalara ayrılmıştı, en geride ama en hakim noktada ise Rüya'nın çalışma masası vardı.  Genç kadın burada yalnızca ticaret yapmıyor, aynı zamanda, tarihi eserlerin veya antika eşyaların sigorta ve ekspertiz işlerini de yürütebiliyordu, bu sebeple de tüm zamanını burada geçirir olmuştu.


Meriç'in kapıdan girdiği anda da, hazırlamakta olduğu bir rapora dalmış olduğundan, kapıdaki minik zilin şıngırdaması ile yerinden sıçradı.


-"Merhaba..."


Başını kaldırır kaldırmaz o kahverengi gözlerin derin dünyasına çekilir gibi oldu genç kadın. Minik bir sessizlik ve sonra gerçek bir samimiyetle:
-"Merhaba, hoşgeldin!" diyerek karşıladı genç adamı.


Bir an o gece hiç yaşanmamış gibi oldu ikisi de.


***


-"Kerim," demişti babası bir gün, "bak oğlum sana diyeceğim var."
-"Hayırdır baba?" şaşalamıştı delikanlı, babasının bu tavrı üstüne.
-"Bu söyleyeceklerimi iyi belle, bir yorum yapma ve sadece sözümü tut."


Kerim, babasını çok severdi. Aksi bir şey aklından bile geçmezdi, ama söze dökülünce bu istek, artık taşa yazılmış kadar sağlam olacaktı her ne söylenecekse. Nefesini tutmuş başını salladı.


-"Rüya'yı biliyorsun."
-"Şu senin yanında çalışan kızı mı diyorsun?" Bir-iki kez görmüşlüğü vardı, aşağı yukarı akran sayılırlardı. Bilebildiği kadarıyla fakülteye yeni başlamıştı, Kerim ise bitirmek üzereydi.
-"Evet."
-"Bak oğlum, Rüya'ya her zaman itina göstermeni istiyorum."
-"Nereden çıktı baba bu şimdi? Yani bir tersliğimi mi gördün, yoksa başka bir şey mi diyorsun?"
-"Hayır oğlum öyle bir şey değil. Bak Rüya çok özel bir çocuk. Onu işe aldığım günden bu yana bana sayısız faydası dokundu. Hem uğur getirdi, hem de çok sıkıntımı atlatmamda bana yardımcı oldu."


Bu konuda babasının haklı olduğunu biliyordu Kerim. Hiç bir zaman bunu Rüya'ya bağlamak aklına gelmemişti ama, o geldikten sonra, o güne kadar kıt-kanaat geçinen, masraflarını ancak çıkaran dükkânda her şey değişmişti. Müşteri artmış, para bereketlenmişti. Bir iki dolandırıcılık vakasından da kılpayı kurtulmuşlardı.


-"Yani ne demek istiyorsun baba?"
-"Bak bu vasiyetimdir: Rüya'yı hiçbir gün incitmeyeceksin. Onu hep gözetip, kollayacaksın. Ve ona hep itimad edeceksin. Günü gelip de ben aranızdan ayrıldığımda, eğer mümkün olursa, ona da bir miktar para bırakmak istiyorum, bu parayı almasını bizzat sen sağlayacaksın. Tamam mı?"


Kerim, şaşkınlık içindeydi. Neydi Rüya'yı bu kadar özel kılan ve babasının vasiyetinde bile düşünmesine neden olan? Fakat yine de kırmadı babasını, her zamanki gibi sözünü kanun bildi, tartışmadı:
-"Peki baba," dedi.


Usta'nın yüzü minnet ve huzurla aydınlandı.


***


-"Çok hoş bir yer olmuş," dedi Meriç oturduğu yerden etrafını incelerken.
-"Teşekkür ederim. Burasını Usta Amcanın bana bıraktığı parayla açtım, o yüzden de çok seviyorum."
-"Nasıl peki, müşterin var mı?"


Rüya, hoşnutlukla omzunu silkti:
-"Öyle çok fazla değil, ama yeter miktarda var. Böylece, diğer işlerime de vakit kalıyor. Ee, sana ne ikram edeyim?"


Meriç huzursuzca kıpırdandı bir an:
-"Aslında ben seni yemeğe çıkarmaya gelmiştim, teşekkür etmek için."
-"Teşekkür?" Rüya kalp atışlarının hızlanmasını engelleyemedi, yanakları kızarmıştı.
-"O gece için işte. Biliyorsun." Uygun kelimeleri aradı bir süre, genç kadın ise nefesini tutmuştu neredeyse.
-"Yani Can'ın kaybolduğu gece, sen olmasaydın sonuç ne olurdu bilmiyorum."


Arkadan başka bir şey gelmeyeceğinden emin olan genç kadın hafif bir rahatlamayla:
-"Hiç önemli değil," diye cevapladı. "Kim olsa aynı şeyi yapardı. Teşekkürlük bir şey yok."
-"Ama ben yine de seni yemeğe götüreceğim, ayrıca fikrini almak istediğim bir konu var."


Artık onun bu kararlı tavırlarını iyice tanıyan ve neredeyse benimseyen Rüya, bir kez daha meraklandı.
-"Ne için fikir?"


Meriç derin bir nefes aldı:
-"Yahu, yemeğe gidecek miyiz, gitmeyecek miyiz? Orada konuşuruz işte." diye patladı.


-"Tamam, madem israr ediyorsun, tabii gideriz. Burada bildiğim hoş bir pizacı var, yukarıda fast food katında," diye cevapladı Rüya onu gülerek.


***


-"Doğru anlamış mıyım bakalım," dedi kısık sesle Yeşim Kerim'e, gelinliğinden daha beyaz kesilmişti beti benzi, "eski sevgilinin nikâh şahidimiz olmasını istiyorsun."


Kerim, yutkundu bir an:
-"Sence bir sakıncası olur mu?"


O kadar samimi ve içten görünüyordu ki, Yeşim tüm tereddütlerinin uçup gittiğini hissetti.


-"Sana daha önce anlatmıştım, aslında bir araya gelmemezi sağlayan ve bir anlamda da evliliğimizin mimarı Rüya."


Bir türlü inanamasa da öyle olduğunu biliyordu Yeşim, taa ilk günden beri...


***
-"Ne yemek istersin?" diye sordu Meriç, önündeki mönüyü incelerken.
-"Tabii ki piza ve salata. Halimden de belli oluyordur herhalde."


Rüya'nın güleç gözlerine takılan Meriç gülümsemeden edemedi. Hakikaten de, çok toplu olmasa da, balık etine dolgun bir kadındı karşısındaki ve bu onu inanılmaz çekici kılıyordu. Zihninin hayal gücünün tehlikeli sularına çekildiğini fark eden genç adam, tedirgin bir şekilde öksürdü ve konuyu değiştirdi:
-"Sana bir şey danışacaktım?"


-"Nedir?" diye sordu Rüya siparişlerini verdikten sonra.
-"Bir hastamın kızı evleniyor da, düğününe ben de davetliyim, nasıl bir hediye alacağımı bilemedim."


İsim vermekten kaçınmasının sebebini anlayan Rüya kıkırdayarak:
-"Yeşim ile Kerim'i diyorsun değil mi?" dedi.


-"Evet. Haberin var demek?"
-"Tabii ki, ben de davetliyim."


O geceki tüm olay gözünün önünde cereyan etmesine rağmen yine de şaşırmadan edemedi Meriç:
-"Sahi mi?"
-"Sahi. Neyse, ne kadar bir tanışıklığınız var?"
-"Annesi neredeyse ilk hastalarımdandır. Senelerdir gidip-gelir. Bunca zamanın sonunda ister istemez bir epey bir tanışıklık oldu tabii."
-"Yani bizim, dâdetleri bilirsin. Eğer düğüne bir şey götüreceksen, illâ altın olacak. Çeyrek, bilezik neyse ne."
-"Biliyorum da, bilmesine. Onu nasıl yapacağım işte bunu kestiremiyorum."


Meriç'in sıkıntısını anlayan Rüya bir kahkaha daha attı:
-"Ya da, istersen daha sonra evine bir şey götürebilirsin?"


Bu fikir genç adamı daha da bunaltmıştı.
-"Ah bilemiyorum," diye söylendi adeta kendi kendisine, yine o gülen gözlere takılıp giderken ve garson pizasını servis yaparken.


***
Annesinin krizlerinin onu yiyip bitirdiği bir günün ardından bir gece tükenmiş halde evde televizyon seyrederken cep telefonu çalmıştı. Arayan Kerim'di:
-"Merhaba ben Kerim" demişti.
-"Merhaba," diye cevaplamıştı onu, Yeşim şaşkın.


Telefonda bir sessizlik olmuştu. Sonra Kerim cümleleri sıralamaya başlamıştı ardı ardına.
-"Numaranı bizim mezunlardan birinden buldum. Umarım sakıncası yoktur. On gün önce sevgilim beni terk etti. Niye biliyor musun, sen benim hayatımın aşkıymışsın, sene sonuna kalmaz evlenecekmişiz, nikâh şahidimiz de o olacakmış.  Ben seni tanımıyorum bile, ona da aynı şeyleri söyledim. Beni dinlemedi, ikimizin arasına giremezmiş, böyle bir sevgiye engel olamazmış, ben vakit kaybetmeden senin peşinden gelmeliymişim."


Yeşim, kulaklarına inanamıyordu.
-"Sen delirdin mi, ne anlatıyorsun?" dedi kendisine hakim olamadan.
-"Hayır dinle. İnan uydurmuyorum, senin yüzünden terk edildim."
-"Ee, ne yapayım yani? Gecenin bu saatinde bunun için mi beni arıyorsun?" dedi gayet kaba bir şekilde. Ama Kerim, günlerdir beynini kemiren düşüncelerden kurtulmak için başvurduğu bu yoldan asla vaz geçecek değildi.
-"Evet. En azından bir defa görüşelim, bana bunu borçlusun ne de olsa."


Yeşim, tam hayır demek için ağzını açacaktı ki, kliniğin açılış kokteylinin olduğu akşam, Kerim'den ne kadar hoşlandığını hatırlayıverdi. Küçük bir randevunun ne zararı olabilirdi ki? Telefondaki sessizlik, Kerim'i daha bir cesaretlendirdi:
-"Görüşelim işte, ne kaybederiz? Bir defalık..."


Sahi ne kaybederlerdi ki?
-"Peki, ne zaman?" diye sordu Yeşim, kendisi de kendisine şaşarak.
-"Şimdi. Seni nereden alayım?"


devamı ...

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar