DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

23 Kasım 2010 Salı

MERİÇ'İN RÜYASI: (10. BÖLÜM: GECE, KÖPEKLER VE AŞK)



Yazan: Nadire Hanım


Onuncu Bölüm: GECE, KÖPEKLER VE AŞK

-"Merak etme parktadır!" dedi kapıyı açar açmaz Rüya, Meriç'e.

Ağzı açık bir an kala kaldı genç adam. Tam bu anda Murat girdi araya:
-"Hayırdır dostum, ne oldu?"
-"Can," dedi Meriç telâş içinde, "gecenin bir saati Rüya'lara gelmek istedi, çok geç oldu dedim, bu sefer de parka gidelim diye tutturdu. Hava soğuk, saat geç falan derken epey bir atıştık, inat etti, sonra da küstü odasına gitti. Bir ara uyumuş kalmışım, gözümü açtım evde yok."

-"Endişelenme, parka bakalım." diye atıldı Rüya, bir yandan da üstüne bir şeyler geçiriyordu.

Meriç, iyice şaşalamıştı. Bir yandan oğlunu fena şekilde merak ediyor, bir yandan da Rüya'nın kapıda söylediklerine anlam vermeye çalışıyordu. Bu kadın nasıl biliyordu bunları? 

Yine Murat girdi araya:
-"Hadi gidip parka bir bakalım, burada olmadığına göre, gerçekten de oraya gitmiş olabilir."

-"Arabayla gidelim," dedi Rüya, sonra da ekledi: "Köpekler..."

İki arkadaş da bir garip baktı bu sefer genç kadına.

***

Arabadan iner inmez gördüler onu. Küçük oğlan bir bankta oturuyordu öylece, üşümüş ve korkmuş bir hali vardı.

Üç kişilik grup, Meriç önde hızla çocuğa doğru koşmaya başlamıştı ki, birden bire karanlığı içinden havlama sesleri yükseldi. Parkın diğer ucunda bir sürü köpek belirmiş ve azgın bir şekilde küçüğün oturduğu banka doğru koşmaya başlamıştı.

Can, köpekleri farkettiği anda babasının da varlığını duyumsadı. Ancak, aradaki mesafe köpeklerden önce alınabilecek bir mesafe değildi. Hepsi şok olmuştu, Meriç oğluna doğru bir hamle yapmıştı ki, Murat kolundan tuttu ve sonra küçük oğlana seslendi:
-"Sakın kımıldama Can, bekle!"

Rüya, anlamıştı. O da bağırdı: -"Can, bankın üstüne çık ve kımıldama!"

Genç kadının sesini duyan küçük oğlan, içine dolan bir kararlılıkla denileni yaptı. Bu arada Rüya da farkında olmadan, Meriç'in diğer koluna yapışmıştı.

Bu sırada, köpekler azgınlıkla havlaya uluya bankın önüne kadar gelmişlerdi, küçük çocuk bankın üstünde nefesini tutmuş kımıldamadan duruyordu. Belki bir an daha uzasa banktan atlayarak babasına doğru koşmaya başlayacaktı, fakat tam zamanında çalıların arasındaki bir hareket köpeklerin oraya doğru seğirtmelerine neden oldu.

Herkese ömür gibi gelen bir anda köpekler geldikleri gibi gecenin içinde kayboldu ve ortalık sessizleşti.

Meriç ok gibi yerinden fırlayarak üç adımda çocuğun yanına vardı ve onu sımsıkı kucakladı. Can daha fazla dayanamamış ağlamaya başlamıştı.

Bütün bu zaman zarfında soğuk kanlılığını muhafaza etmeyi başarabilen tek kişi olan Murat:
-"Çabuk," diye müdahele etti yine "arabaya. Başkaları gelmeden gidelim buradan."

***

Eve doğru yol alırken, Can arka koltukta Rüya'nın kucağına çıkmış, burnunu da saçları arasına sokmuştu. Titremesi hâlâ dinmemişti.

-"Geçti artık," dedi yumuşakça genç kadın, "ama lütfen bir daha kimseye haber vermeden, bir yere gitme."

Hem burnunu, hem de içini çekerek onayladı onu küçük oğlan.

Arabayı kullanırken bir yandan da dikiz aynasından onları izleyen Meriç, içinin bir yerinde Rüya'ya minnet duymadan edemedi, ama zihninin sorularla dolmasını da engelleyemedi.
-"Sağol dostum," dedi tüm düşüncelerini bir yana iterek, "eğer sen olmasaydın, ikimiz de köpeklerin hedefi olacaktık."
-"Boş ver kanka, ne derler bilirsin, yeter ki sonu iyi bitsin." diye cevapladı Murat onu içtenlikle.

***

-"Ne olur sen de gelsene," diye yalvardı Can babasının kucağından Rüya'ya. Her şey bitmiş, artık karşılıklı oturdukları dairelerin kapılarının önündeydiler.

Babasıyla yalnız kalmaya çekindiği her halinden belliydi. İşin gerçeği Meriç de aynı ruh hali içindeydi. Rüya ise tereddüt ediyordu.

-"Biraz gelsen, çok şey mi istemiş oluruz?" diye çekinerek sordu bu sefer Meriç.

Rüya, elinde olmadan ağbisine baktı, ne yapacağını sorar gibi. Genç adam, başka zaman olsa buna asla izin vermezdi, despotluğundan değil, o yokken kardeşinin kırabileceği potlardan ötürü. Ama bu sefer durum biraz olağan dışıydı ve zaten Rüya kendini yeterince ifşa etmişti.
-"Git istersen," diye destekledi bu yüzden baba ile oğlunu.

***

Meriç, klinikteki odasında yarım saatten fazla bir süredir elindeki davetiyeye bakıyordu. Hayretler içindeydi.
Davetiyede yazanları bir kez daha okudu:
"Yeşim ile Kerim bu mutlu günlerinde sizleri de aralarında görmek isterler..."

Hastasının kızı ile Rüya'nın daha önce birlikte olduğu adam evleniyordu. Ve kliniğin açılış kokteylinde, Rüya'nın Kerim'e söyledikleri:
-"... gerçek aşkını buldun sen... bu sene sonuna kadar evlenirsiniz artık..."

Gerçekten de düğün tarihi neredeyse sene sonuna denk geliyordu.

Meriç, bir bilim adamıydı, ondan da ötesi, hayatı boyunca doğa üstü olaylara, sezgilere, rüyalara veya buna benzer hiçbir şeye inanmamıştı. Bu konularla ilgilenenleri de hep eleştirmişti.

Ama şimdi, ilk gençlik yıllarından beri tanıdığı bu kadınla ilgili olayları düşündükçe, yakaladığı ayrıntılar tüm düşünce ve inanç sistemini sorgulamasına neden oluyordu.

Murat'la birkaç kez konuşmayı düşünmüş, ama nasıl başlayacağını bilememişti. Hem  parktaki o geceden bu yana, aralarına bir garip uzaklık girmiş gibiydi. Sanki kardeşine olan ilgisini anlamış gibiydi kankası....

Zihni birden tüm sorulardan koparak, tekrar o geceye kaçtı.

***

Gözyaşı, pişmanlık, barışma ve af dolu bir saatin sonunda Can uyumuştu.
-"Sana ve ağbine minnet borçluyum, eğer siz olmasaydınız bu gece nasıl sonlanırdı bilemiyorum," dedi samimiyetle Meriç, Rüya'ya.

Salondaydılar. Rüya:
-"Önemli değil," diye gülümsedi her zamanki yumuşak haliyle, "çocuklar işte. Ne yapacakları hiç belli olmuyor."

Genç kadın gitmek üzere oturduğu koltuktan ayağa kalkmıştı ki hafifçe sendeledi, başı dönmüştü. Meriç refleksif bir hareketle genç kadını kolundan yakalayıverdi ve o anda bir şeylerin yolunda olmadığını farketti:
-"Sen titriyorsun ve buz gibi olmuşsun," dedi hayretle.

Genç doktor, Rüya'nın bir tür nöbet geçirdiğini anlamıştı. Yumuşak bir hareketle onu tekrar koltuğa oturttu:
-"Acele etme, birazdan geçer. Dışarısı çok soğuktu, gece, köpekler derken, sarsılmış olmalısın."

Genç kadın başını sallamakla yetindi, o da bir nöbet geçirdiğinin farkındaydı. Olayın stresi fazla gelmişti. Bu arada Meriç, titremesinin giderek arttığını fark ettiğinden hemen bir battaniye alıp gelmiş ve Rüya'nın sırtına örtmüştü.

Fakat titreme bitmiyordu bir türlü, biraz daha devam ederse krize döneceğini her ikisi de anlamıştı. Hiç bir reel gerekçesi olmadan ve tamamen bilinçaltının yönlendirmesiyle, Meriç genç kadını kendisine doğru çekti ve kollarıyla sımsıkı sardı. Bir yandan da yavaşça kulağına fısıldıyordu:
-"Sakin ol, güvendesin. Her şey bitti, geçti."

Rüya, sıcak ve güvenli kolların arasında giderek sakinleştiğini, huzur bulduğunu hissediyordu. Bu arada genç adam konuşmaya devam ediyor, bir şeyler anlatıp duruyordu. Ama işin aslı kimsenin de umrunda değildi ne söylediği. Zamandan ve mekândan kopmuş, sadece kendilerinin doldurduğu bir boşlukta bütünleşmişlerdi. Giderek Rüya'nın titremeleri azaldı ve Meriç'in sesi duyulmaz oldu.

***

Sabahın ilk ışıkları ile gözünü açan Rüya, kendini Meriç'in kolları arasında buldu. En son hatırladığı, büyük bir huzur dalgasının tüm ruhunu ve bedenini sardığı, gözlerinin kapandığı idi. Sarmaş dolaş koltukta uyuya kalmışlardı.

Gerçekle gerçek olmayan arasında bir an asılı kalan genç kadın, o kocaman kollardan yavaşça sıyrılarak doğruldu. Sırtındaki battaniyeyi üstüne örttükten sonra, derin derin uyuyan genç adamı seyretti bir süre.

Artık gitmeliydi, ne kadar masum olsa da yaşanan dün gecede kalmalıydı. Kaderin oyununa gelmeyecekti bir kez daha. Ama yine de tam çıkmadan kapıdan döndü tekrar başına geldi genç adamın, alnına dökülmüş bir tutam saçı eliyle düzeltti, hafifçe yanağını okşadı ve minik bir öpücük kondurdu dudağının kenarına.

***

Meriç, bir yandan elinde düğün davetiyesi, hâlâ o gecenin anılarında gezinirken, diğer yandan da dudağının kenarındaki bir noktayı kaşıyordu farkında olmadan. Küçücük bir öpücüğün uçuşup durduğu bir noktayı....


devamı...

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar