DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

7 Ekim 2010 Perşembe

MERİÇ'İN RÜYASI (8. BÖLÜM: AMERİKA'YA GİDELİM Mİ?)


Yazan: Nadire Hanım


Sekizinci Bölüm: Amerika'ya Gidelim mi?

Murat büyük bir kararsızlık içindeydi. Başvurusu kabul olmuştu, bir kaç aya kadar Amerika'ya gidiyordu. Gidiyor muydu gerçekten?

Büyük bir heyecanla başvurusunu yapmış, kabul haberini de büyük bir sevinçle karşılamıştı. İlk anların gel-gitleri ve mutluluk halleri geçip de ayakları yere basmaya başlayınca, çok önemli bir ayrıntı beynini kemirmeye başlamıştı.

Konudan kimsenin haberi yoktu, Rüya'nın bile!

****

Rüya saatlerdir odasında gözleri tavana dikili bir şekilde yerde yatıyordu. Bir yandan dışarıda yağan yağmurun sesini dinliyor, bir yandan da düşüncelerini düzene koymaya çalışıyordu. Meriç ve Işıl'ı yanyana gördüğü bu sabahtan beri aklı karma karışıktı.

Akşam üstü Usta Amca'nın yanından dönüşte otobüs durağında Murat ve Meriç'le karşılaşmıştı. Yanlarında o güne kadar hiç görmediği bir kız vardı. Murat tanıştırmıştı ikisini:

-"Rüya - Işıl. Rüya kardeşim. Işıl da bizim okuldan."
-"Sen de mi doktorsun?"
-"İnşallah. Daha iki senem var."

Bir müddet daha sohbet ettiler.

-"Bir kaç kişi daha toplaşıp, akşam sinemaya gitmeyi düşünüyoruz. Sen de gelsene." dedi ağbisi.

Meriç, kankasının kardeşine davranışını bir kez daha takdir etmekten kendini alamadı yine. Murat hiçbir zaman onu ihmal etmez, incitmez ya da varlığından rahatsızlık duymazdı. Aksine hep gözünün önünde olmasını ister gibiydi.

Rüya bu gün pek keyifli değildi.
-"Yok. Siz gidin. Ben çok yoruldum bu gün, eve gitmek istiyorum."

Murat endişelenmişti, etrafındakileri unutuverdi bir anda:
-"Bir şey mi oldu? Seninle geleyim istersen, tabii hiç durmak bilmiyorsun ki..."

Onun bu hali diğerlerini güldürmüştü, Rüya'yı da utandırmıştı biraz.
-"Murat," diye fısıldadı "bir şeyim yok benim. Hadi git sen eğlenmene bak!"

Biraz sonra ayrıldılar. Rüya, güle oynaya yollarına devam eden gençlerin arkasından bakarken içine dolan bir bilgiyle irkiliverdi.

***

Murat, başvuru yaparken aklının nerede olduğunu düşünüyordu şimdi. Annesiyle babasının olayı mutlulukla karşılayacaklarından hiç şüphesi yoktu. Amerika'nın seçkin üniversitelerinden birinden burs kazanmıştı. Master yapacaktı.

Peki, Rüya? O ne diyecekti? Onu nasıl bırakacaktı burada? Ya da gerçekten bırakabilecek miydi?

İyi bir gelecek hayali ile kardeşine duyduğu düşkünlük arasında sıkışıp kalmıştı.

***

Rüya halının üstünde düşünmeye devam ediyordu. O akşam üstü, sokakta Meriç ve Işıl'ın arkasından bakarken anlamıştı.  Belki daha kimse farkında değildi, ama Rüya çok büyük bir aşkın filizlendiğini biliyordu. Birbirlerini bulmuşlardı. Bir kaç seneye kalmaz evlenirlerdi.

Aslında duygusal anlamda Rüya'nın çok fazla umurunda değildi bu durum. Hiç bir zaman Meriç'e karşı büyük bir ilgi duymamıştı. Meriç de onunla ilgileniyor gibi görünmüyordu.
Fakat şu son bir kaç saattir onu halının üzerine çivileyip bırakan başka bir şey vardı: Çocukluğunun uzak anılarında solmuş gitmiş, içinin derinliklerinde gömülü, o akşam üstüne kadar unutup gittiği bir şey. Meriç'le mutfakta tanıştıkları ilk gün, gözlerinin önünde beliriveren bir görüntü.

***

Murat acımasız bir şekilde kendisini sorguluyordu. Bursu kazanmakla kendi kendisine ihanet etmişti, tüm gayretlerine, tüm amaçlarına.

Rüya onun kardeşi, arkadaşı, sırdaşı ve her şeyiydi. Aralarında çok kuvvetli bir bağ vardı. Her zaman birbirlerine destek olmuşlar, hiç yalnız bırakmamışlardı.

Rüya çok özeldi. Tanımlayamadığı bir yeteneği vardı. Gelecekte olacakları bilirdi, hem de bilmeden. İkisinin de ömrü hediye mi, lânet mi ne olduğuna bir türlü karar veremedikleri bu olguyla geçmişti.

Murat için Rüya, bu dünyada her şey olabileceğinin yegâne kanıtıydı. Mucize diye bir şey varsa adı Rüya'ydı.

Ama böyle bir şeyle yaşamak hiç de kolay değildi, gerçek ve gerçek dışılık, bilinen ile bilinmezlik ince bir çizgide ve sürekli dengede tutulmalıydı. Aksi halde sonuçları çok ağır oluyordu. Rüya kaç defa uçurumların kenarından dönmüştü. Aklını oynatmanın eşiğine gelmişti. Yalnız o mu? O ve bu özelliğini bilen herkes.

Anne ve babalarının ölümünden sonra geçen oniki-onüç sene zarfında, çok yol katetmişlerdi. Yeni aile ve kardeş.

Şimdi onu bırakıp giderse, tek başına yapabilir miydi? Kim onu, nasıl idare ederdi? Mukadder Anne bunca seneden sonra bile her seferinde panik oluyordu, ne kadar kendisini kontrol etmeye çalışsa da. Bekir baba da ondan farklı değildi. Deniz ise bunun için daha küçüktü. 

Mesleğini bile uğruna seçtiği kardeşini bırakıp nasıl gidecekti? Gidebilecek miydi?

***

Rüya, sezgileriyle başa çıkmayı ve onları yönetmeyi hiçbir zaman başaramazdı. Çünkü gerçekle gerçek dışı arasında bir fark göremezdi çoğu zaman.

Konuşmaya başladığında, söyledikleri diğerlerine ne kadar garip gelse de, o zihninde veya içinin bir yerlerinde doğru olduğunu bilirdi. 

Buna bazıları altıncı his, bazıları sezgi, kimileri de kehanet diyordu. Ama onun için sadece bir bilgiden başka bir şey değildi bunlar. Basit, olağan, ona ait bilgi kırıntıları.

Diğer yandan bu durum hayatını sürdürmesini, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmasını oldukça zorlaştırıyordu. En büyük  desteği Murat'tı. Ağbisi, bir lütftu onun için. Böyle bir yeteneğe ya da her ne deniyorsa ona neden sahip olduğunu bilemese de ağbisinin sırf o bu hayatı yaşayabilsin diye Allah tarafından kendisine gönderildiğine inancı tamdı.

Rüya, isminin aksine hiç rüya görmezdi. Ya da gözlerinin önünde bir takım görüntüler falan belirmezdi. Fal bakmayı beceremezdi, ne bir fincanın dibini okuyabilir, ne de avuç içinde bir şey görürdü.

O sadece bilirdi. Doğal bir bilişti bu. Bir anda zihninde beliriverir, içi onaylar, dilinden dökülüverirdi öyle ki söylediklerinden kuşku duymak asla aklına gelmezdi.

Tüm bunların tek bir istisnası olmuştu bu güne kadar ve o da genç kızın zaten bıçak sırtında duran dengesini fena halde bozuyordu.

****

Murat, bursu iade etmeyi ciddi ciddi düşünür olmuştu şimdi. Kardeşini bırakıp gidemeyecekti. Oraya gidip her gün kendi kendini yiyip bitirmektense, burada kalıp pişman olmak yavaş yavaş daha cazip gelmeye başlamıştı.

İyi bir gelecek, kariyer her ne ise burada da yapılabilirdi. Orada bulmayı umduğu çoğu şeyi burada da elde edebilirdi. Ama Rüya'yı kaybederse, yerine koyacağı hiçbir şey yoktu.

Evet, artık karar vermişti. Madem arkasında bırakamıyordu, o halde o da gitmeyecek ve kardeşiyle burada kalacaktı.

Aldığı kararın verdiği huzur, üstünden öyle büyük bir yük kaldırmıştı ki, kaçırdığı veya teptiği fırsat için üzülemiyordu bile.

***

Rüya'nın zihni iki görüntü arasında gidip geliyordu. Birisi bu akşam üstü durakta rastladığı genç çiftin gerçek görüntüsü, diğeri ise zihninin bir yerlerine gizlenip kalmış ve şimdi giderek daha belirginleşen çocukluğunun o garip hayali.

Rüya biliyor: Meriç ve Işıl birbirlerine çok aşık. Evlenecekler, çocukları olacak. Belki de bir oğlan çocuğu. Işıl çok güzel bir kız ama, oğlan babasına benzer muhakkak.

Ama o diğer görüntü, şu hayal olan, bu bildiklerine hiç uymuyor. İçini yokluyor, bir aşk veya sevgi ışığı göremiyor. Zihnini tarıyor, karşı taraftan bir ilgi veya bir yaklaşma anısı bulamıyor. Aksine Meriç hep huzursuz etti Rüya'yı. Bazen tersledi, bazen küçük gördü. Öyle ki, son senelerde Meriç'in olduğu hiç bir yere gitmiyor genç kız, sadece kendi gururu için değil, ağbisi de incinmesin diye. O zaman nasıl? Nasıl olacak bu iş?

Gözleri tavana dikili yer halısının üstünde, içi ürperiyor Rüya'nın. Geleceğin henüz kendisinden gizli olacakları korkutuyor onu. Ya yaşanacak bir olay, yapılacak bir şey değiştirirse yaşanacakların seyrini? Gerçekten o hayale taşırsa her şeyi, Murat ve Işıl'ın arasına girerse Rüya?

İçinde büyük bir isyan duygusu büyüyor genç kızın. Buna izin veremez. Eşini bulmuş iki ruhun ayrılmasına, hem de kendi eliyle ayrı düşmesine izin veremez. Bir çocuğun kalbinin kırılmasına neden olamaz. Yıkılan bir yuvanın üstüne saadet inşa edemez. Ayrıca, anne, babasını, kardeşlerini utandıramaz. Böyle bir olayın ağır sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda bırakamaz o kadar sevdiği insanları.

O halde ne yapmalı? Cevap zihninde beliriyor hemen. Gitmeli. Evet, evet buralardan gitmeli. Öyle uzak bir yere gitmeli ki, görmemeli biri diğerini. Ancak o zaman, olabileceklerin önüne geçilebilir, her şey normal seyrinde devam eder ve kader kendini gerçekleştirir.

Aklına gelen bir fikirle aniden yerinden fırlıyor.

***

Murat kimsenin bilmediği bir fedakârlıkla aldığı kararın rahatlığı ve hüznünü sindirmeye çalışıyordu ki, odasının kapısı hızla açıldı ve Rüya içeri daldı:
-"Murat," dedi heyecanla, "Amerika'ya gidelim mi?"

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar