DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

17 Eylül 2010 Cuma

MERİÇ'İN RÜYASI: (7. BÖLÜM: PARÇALANMIŞ RUHLAR)



Yazan: Nadire Hanım


Yedinci Bölüm: Parçalanmış Ruhlar

-"Merhaba, ne yapıyorsun burada?"

Okuduğu makaleye kendini tamamen kaptırmış haldeki Rüya duyduğu sesle irkildi, nerede olduğunu unutmuş gibi boş gözlerle baktı bir an Meriç'e.

-"Murat'la bulaşacaktık, ama..."

-"Bu saatler onun konsültasyon saatleri," dedi şaşırarak genç adam.

Genç kadın hoş bir şekilde omzunu silkti:
-"Öyle tabii, ben saatleri karıştırmışım. Şimdi de burada oturdum bekliyorum, ne yapayım!"

Hastanenin kantinindeydiler. Meriç kısa bir süre tereddüt etti, sonra ani bir kararla:
-"Bu kapalı yerde oturma, gel bahçeye çıkalım," diye davet etti onu.

Bu sefer tereddüt sırası Rüya'ya gelmişti:
-"Ben seni meşgul etmeyeyim?"

-"Hayır. Benim de boş saatim, biraz hava almak iyi gelecek," diye cevapladı onu bu sefer kararlı ve olumsuz cevap kabul etmeksizin Meriç.

Hastanenin arkasındaki yeşilliklere arasına gömülmüş bahçedeki tahta masalardan birinde karşılıklı oturuyorlardı şimdi iki genç insan.

-"Yorgun görünüyorsun," dedi Rüya kendini tutamadan. Empati duygusu çok gelişmiş olduğundan, genç adamın ruhundaki yük onu da etkisi altına almıştı.

Gözlerini kısarak bir süre karşısındaki güzel şey'i süzdü genç adam, bu hareketi yüz hatlarını daha bir belirginleştirmiş, daha bir çekici kılmıştı sanki.
-"Biraz," diye itiraf etti sonunda, duygularını paylaşmayı pek sevmezdi aslında.
-"Zor olmalı, o kadar hasta insan. Şifaya muhtaç onlarca ruh, parçalanmış zihin. Hem onları biraya getirmek, hem de kendin dağılmamak..."

İçi ürperdi Meriç'in. İşinin ağır yükü ruhunu ezdiği zamanlarda zihninde dolaşan düşüncelerinin kelimelere dökülmüş halini kendisinden dinliyor gibiydi.
-"Pek de kolay değil tabii," dedi hafifçe öksürerek. Verdiği rahatsızlığın farkına varan Rüya durumu düzeltmek istercesine gülümsedi:
-"Ama gayet iyi başa çıkıyorsun belli ki..."

Aksine bu hamle iyice rahatsız etti Meriç'i, genç adam giderek huzursuz oluyordu. Birisi  zihin bahçesine izinsiz girmiş çimleri yoluyormuş hissine kapılmıştı. Konuyu değiştirmek telâşıyla:
-"Mecburen. Bu sadece bana has bir durum değil, Murat da öyle..." deyiverdi.
Rüya'nın yüzü hafifçe bulutlanır gibi oldu:
-"Haklısın," dedi. Boğazına bir şey düğümlenir gibi olmuştu.

Genç doktor, her ne kadar çocukça bir şey yapmış olduğunu bilse de (kendisini konu dışına çekmek için arkadaşını ortaya atmıştı) böyle de  bir tepki  beklemiyordu doğrusu. Mesleğinin getirdiği dürtüyle sormak ihtiyacı duydu:
-"Yoksa ters giden bir şey mi var?"
-"Aslında evet."
-"Anlatmak ister misin?"

Kısa bir sessizlik oldu. Rüya yutkundu ve başını salladı. Meriç, genç kadının cesaretini kırmaktan korkar halde nefes bile almaktan çekiniyordu.
-"Sen sadece hastalarınla uğraşıyorsun. Ama Murat hastanede hastalarıyla, özel yaşamında da benimle uğraşıyor. Çocukluğumuzdan beri böyle bu. Psikiyatrist olmasının nedeni bile benim...."

Rüya ömründe ilk kez, Murat'tan başka birisine açılıyordu. Ve çok yakın bir gelecekte tanık olacağı olaylar sırasında Meriç'in çok iyi hatırlayacağı bir bir konuşma olacaktı bu.
-"Ama sen gördüğüm kadarıyla oldukça normal bir bireysin," dedi yumuşak bir sesle genç doktor, içinin derinliklerinden gelen bir ses aksini söylese de.

Genç kadın kırık bir gülümsemeyle mukabele etti: -"Aslında değil. Bu güne kadar dağılmadıysam, ya da bir akıl hastanesine kapatılmadıysam, hep onun sayesinde."

Meriç ne diyeceğini bilemiyordu şimdi, tüm bilgisi ve profesyonelliği uçup gitmişti sanki. Duruma uygun ne söyleyebilirdi, ne sormalıydı?

-"Hep beni korumakla ve kollamakla geçti ömrü. Hâlâ da geçiyor. Ama herkesin bir doyma noktası var. Ya bir gün iflâs ederse diye çok korkuyorum."
-"Sorunun ne olduğunu bilmiyorum, ama Murat çok güçlüdür, sana veya kendisine bir şey olmasına kesinlikle izin vermez."

Tabii ki hiç de profesyonelce değildi bu cevap, ama genç kadının terapiden çok bir dosta ihtiyacı var gibi gelmişti genç adama. Rüya, minnetle gülümsedi:
-"Teşekkür ederim. Sen çok iyi bir dostsun. Birlikte klinik açmanız çok iyi olacak."
-"Bunu ikinci kez söylüyorsun, ama öyle bir şey yok Rüya" diye itiraz etti şaşkınlıkla Meriç. Konu tamamen dağılmıştı.

Genç adamın yanında kendisini saklamadan davranmak hem çok hoşuna gitmiş hem de güven vermişti genç kadına. Yanılmadığını da gayet iyi bildiğinden bu kez geri adım atmak ihtiyacı duymadı Rüya:
-"Şimdilik belki, ama gelecekte kim bilir?"

Yüzü tatlı bir gülüşle aydınlanmıştı şimdi, sadece kendisinin baktığı bir noktada çok hoş bir şey görmüş gibiydi.

-"Rüya!"

İki genç insan aynı anda sesin geldiği yöne döndüler, Murat telâşla onlara doğru geliyordu.
-"Ben de seni arıyordum, çok bekledin mi?" diye sordu kardeşini öperken, gerçek bir ilgiyle.
-"Yoo. Meriç bana çay ısmarladı."

Meriç, gülüşerek kendisinden uzaklaşan en iyi arkadaşı ve kızkardeşinin ardından karmaşık duygular içinde baka kalmıştı. Rüya ayrılırken yanağından öpüvermişti, bir tarafı daha fazlasını umsa da aslında dostluk ve minnet dolu bir davranıştı bu. Aralarında bir şeyler değişmişti bu kesindi. Ama sebebini tam olarak algılayamıyordu genç adam. Ve bu gibi davranışlar onu çok huzursuz ederdi.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar