DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

22 Temmuz 2010 Perşembe

MERİÇ'İN RÜYASI (6. BÖLÜM: CENNETTEKİ YASAK MEYVE)




Yazan: Nadire Hanım




Altıncı Bölüm: Cennetteki Yasak Meyve

İki delikanlı mutfakta atıştıracak bir şeyler arıyorlardı. Yaz günü spordan gelmişlerdi.

-“Demek Murat’ın şu “meşhur” kankası sensin!”

Her iki delikanlı aynı anda başlarını kaldırdılar ve mutfak kapısında durmakta olan Rüya’yı gördüler. Murat kardeşine sevgiyle gülümsedi:
-“Evet. Meriç bu Rüya, Rüya bu da Meriç.”

Bu sözler üzerine, bakışlarını yeniden abisinin en yakın arkadaşına çeviren Rüya, bir anda olduğu yerde sendeleyiverdi, mutfak kapısına dayanarak güç almak istediyse de kolu boşluğa geldi ve yere düştü.

Gençler bu manzara karşısında şok olmuşlardı. Murat ok gibi yerinden fırlayarak hemen kardeşinin yanına yetişti. Bir yandan:
-“Rüya, Rüya... İyi misin…” diye soruyor, bir yandan da onu yerden kaldırmaya çalışıyordu.

Mutfaktaki gürültüye, Mukadder ve Deniz de koştular. Murat bu arada Rüya’yı kucaklamış salondaki koltuğa yatırmıştı. Küçük kızın baygın bir hali yoktu ancak bir tepki de vermiyordu. Sabit gözlerle sadece kendisinin gördüğü bir noktaya bakıyordu sanki.

Bir müddet sonra Rüya kendine gelmeye başladı. Sesler, görüntüler, gerçek dünya geri geliyordu yavaş yavaş.

Önce abisini gördü, elinde bir şişe kolonya bembeyaz olmuş bir suratla küçük kızın elini yüzünü ovalayıp duruyordu. Sonra arkasında duran ve ne yapacağını bilmez bir haldeki Meriç’i fark etti. Annesi ve erkek kardeşi de panik içinde oraya buraya koşturuyorlardı.

-“İyiyim ben,” diyebildi ancak.
-“Ne oldu?” diye sordu abisi, sesinin titremesine engel olamadan.
-“Şey… başım döndü…”
-“Bir yerini çarptın mı, başını falan? Ağrıyan, acıyan bir tarafın var mı?” Mukadder bir taraftan da kızının sağını solunu kontrol etmeye çalışıyordu.

Etraf çok kalabalık gelmeye başlamıştı. Rüya yalvaran bakışlarını Murat’a çevirdi:
-“Yok benim bir şeyim.” dedi ancak.

Murat anlamıştı:
-“Anne onu odasına götürelim, biraz dinlenirse, bir şeyi kalmaz.”

Mukadder ikiletmeden hemen küçük kızın koluna girdi ve yattığı yerden doğrulmasına yardım etti. Anne-kız, yatak odasının yolunu tuttular.

***

Meriç o gün yaşananlardan çok etkilenmişti. Murat en yakın arkadaşıydı. Liseyi birlikte okumuşlar, bu sene birlikte mezun olmuşlardı. Üniversite sınav sonuçlarının açıklanmasını da yine birlikte bekliyorlardı.

Bu kadar senelik arkadaşlıklarına karşın, Meriç onun hakkında fazla bir şey bilmiyordu. Çünkü Murat çok konuşkan biri değildi, hele özel yaşantısından ve ailesinden neredeyse hiç bahsetmezdi. Bütün bildiği iki kardeşi olduğuydu.

Aslında iki delikanlının birçok ortak noktası vardı. Meriç her ne kadar biraz daha girişken ve sosyal olsa da, o da ilişkilerinde daima seçici davranır ve herkesle her şeyi konuşmayı sevmezdi. Her ikisinin de geleceğe dair benzer idealleri vardı ve her ikisi de kızlardan fazlasıyla hoşlanıyordu.

Bu gün ilk defa gittiği o evde, yaşanan her şey derinden etkilemişti delikanlıyı. En başta da iki kardeşin birbirlerine duydukları derin sevgi ve düşkünlük onu sarsmıştı.

-“Yine düşmeyeceksin değil mi?” diye şaka yapmıştı Meriç, bir iki saatin sonunda Rüya salona döndüğünde.


-“Yok iyiyim şimdi,” mahcup cevaplamıştı küçük kız. Sonra omuzlarını silkmiş ve konuyu değiştirmek istercesine gülümseyerek devam etmişti, “demek Murat’ın kankası sensin öyle mi?”


-“Sanırım öyle,” diye dudak bükmüştü delikanlı.
-“Siz şimdi aynı okulu da kazanırsınız o zaman.”
-“Niye,” kahkaha atmıştı delikanlı, “öyle bir kaide mi var? Kankalar aynı üniversiteyi kazanır diye!”
-“Aynı işi de yaparsınız…”

Daha devam edecekti belki de, ama tam o sırada Murat salonda belirmiş ve bir fincan çayı kardeşinin eline tutuşturup sözünü kesmiş:
-“Rüyaa, iç bakayım şunu…” demişti. Onun bakışlarında gördüğü her neyse, Rüya bundan sonra bir daha konuşmamıştı.

Gecenin oldukça geç bir saatiydi, Meriç odasında yalnızdı şimdi ve tüm yaşananları tekrar tekrar hatırlıyordu. Bütün düşüncelerinde zihninden gitmeyen tek şey vardı: Mavi gözlü bir peri kızı silueti!

Günün ilk ışıkları sabahı aydınlatırken, delikanlı bazı gerçeklerle irkildi: Meriç onsekiz, Rüya oniki yaşındaydı; üstelik de kankasının kızkardeşiydi.

Gözleri kapanırken zihnine kazıdı: Bu mavi gözlü peri kızı cennetteki yasak meyveydi artık onun için!

***

-“Yok bir şeyim,” diye bir kez daha tekrarladı Rüya, sıkıntı içinde tetkik sonuçlarını beklerken. Geçirdiği her neyse, herkesi o kadar korkutmuştu ki; iki gündür, o doktor senin, bu doktor benim dolaşıp duruyorlardı.

Murat, yumuşakça saçlarını okşadı küçük kızın:
-“Biliyorum, ama tedbirli olmaktan zarar gelmez değil mi?”

Rüya, ne kadar belli etmese de abisinin çok endişelendiğini biliyordu.

-“Yaa, vallahi bir şeyim yok. Biliyorum ben!”

“Biliyorum” vurgusu, delikanlıyı rahatlattı birden. Kardeşinin ne demek istediğini anlamıştı.
-“Ne oldu o halde?” diye sordu.
-“Ben… nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum…”
-“Bir dene bakalım…”

Kısa bir an durakladı küçük kız. Tereddüt ettiği her halinden belliydi. Bir yandan olanları anlatmak için yanıp tutuşuyor, bir yandan da abisinin vereceği tepkiden çekiniyordu. Ama biliyordu ki, o olmadan bununla başa çıkamaz.

-“Ben o gün mutfakta, sen konuşurken bir şey gördüm.”
-“Nasıl bir şey?”
-“Nasıl anlatsam… Bir görüntü…”

Delikanlı, buz kesmişti. Yeni bir evreye mi geçiyordu yoksa kardeşi? Şimdi de hayaller mi görmeye başlamıştı.

-“Ne vardı o görüntüde?”

Rüya, gözlerini yumdu sımsıkı, aynı görüntüyü aynı netlikte ve aynı tazelikte tekrar yakaladı.
-“Bir kadın… Genç bir kadın… Ben değilim, ama ben olduğumu biliyorum… Yani, galiba bu benim büyümüş halim… Bir de çocuk… Oğlan çocuğu… Deniz kadar, ama o değil tabii… Elimden tutuyor…”

Murat, anlamıştı. Kardeşi gelecekten bir günü görmüştü: Kendi geleceğinden bir günü. Rüya’nın sustuğunu görünce sordu:
-“Başka?”

Küçük kız, durakladı tekrar:
-“Bir adam var…” dedi.
-“Nasıl biri? Tanıyor musun?”

Rüya, gözleri sımsıkı halde sustu bir kez daha ve düşündü bu sefer. Bunu asla söyleyemezdi, nedenini bilmiyordu, ama söyleyemezdi, bunu biliyordu. İşte bu yüzden belki de hayatında ilk ve son kez:


-“Tam olarak göremiyorum,” diyerek Murat’a yalan söyledi, aslında gayet iyi bildiği bir delikanlı olgunlaşmış yüzüyle zihninde hâlâ kendisine gülümserken.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar