DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

22 Haziran 2010 Salı

MERİÇ'İN RÜYASI (5. BÖLÜM: ANNEMLER GİDİYOR, ARTIK YENİ BİR AİLEMİZ OLACAK)




Beşinci Bölüm: Annemler Gidiyor, Artık Yeni Bir Ailemiz Olacak

Murat, gözlerini kırpmaksızın uyumakta olan kardeşini seyrediyordu kaç saattir. İçi içini yiyordu: Çok mu sert davranmıştı az önce?

-"Hadi artık," diye fısıldadı Bekir, "o iyi. Gel, biraz konuşalım."

Babasının haklı olduğunu bilse de, zorla yatağın kenarından kalktı çocuk, birlikte salona geçtiler. Mukadder de oradaydı, ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Ne için ağladığını bilmiyordu ya...

Bir çocuğu olacağı için son derece mutluydu. Ama Rüya'nın söyledikleri ve o sırada tanık olduğu manzara, onu feci bir şekilde ürkütmüş, korkulara salmıştı.

Murat'ın, Bekir'in yanında omuzları düşmüş, sanki dünyanın yükünü sırtında taşıyan yaşlı bir adam gibi salona girdiğini görünce, içi ezildi birden. Tüm endişe ve korkularını unutarak oğlanı yanına çekti ve sımsıkı sarıldı ona. Bir müddet öylece kaldılar. Neden sonra Bekir'in sesi duyuldu:
-"Konuşmamız gerek."

 Çocuk, bu cümleyi bekliyormuşcasına:
-"Bu sefer biraz abarttı," deyiverdi kendisini tutamayarak.

Mukadder, oğlunu incitmemeye ve korkutmamaya çalışarak -zira çocuğun içinde bir panik dalgasının büyükmekte olduğunu görüyordu-:
-"Neler olduğunu bize de anlatmalısın, oğlum," dedi.

Murat, tereddüt ediyordu. Bu hali gören Bekir, onu yüreklendirmeye çalıştı:
-"Bize güvenebilirsin, biz bir aile olduk artık. Bu her neyse, daha fazla tek başına taşıyamazsın."

Bir süre daha sessizlik oldu. Sonra çocuk konuşmaya başladı, sesi neredeyse hiç duyulmuyordu:
-"Bir gece, annemle babam, yani siz değil, diğerleri, çok kötü kavga ettiler. Rüya o sıralarda beş yaşında falandı galiba. Babam, o gece geç gelmişti, yine sarhoştu... Annemle kavga etmeye başladılar... Sonra o anneme vurdu, ben de ona bağırdım... Bunun üzerine bana da vurdu... Kötü dövdü beni, Rüya çok korkmuştu. Sürekli ağlıyordu..." Gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle sildi, burnunu çekti hafif ve devam etti. "Neyse... Ertesi sabah, baktım Rüya başımda oturuyor, bütün gece beni beklemiş... -Sen üzülme, herşey düzelecek, dedi... "

Karı-koca şok içinde, iki çocuğun gerçek aileleriyle ilgili yaşamları hakkında ilk defa duydukları bu  gerçekleri sindirmeye çalışıyorlardı. Murat biraz toparlanır gibi oldu ve kaldığı yerden devam etti:
-"Beni teselli ediyor sandım, o kadar küçüktü ki... O haline bakmadan benim acımı hafifletmeye çalışıyordu... Ama o devam etti: -onlar gidecek, dedi... Ben inanmadım tabii... o israr etti... -ben biliyorum, onlar gidecek ve bizi almaya gelecekler... işte böyle başladı."

-"Peki sonra?" diye sordu genç kadın, fazla üstelememeye çalışarak. Çocuğun ne kadar zorlandığını görüyor ve içi parçalanıyordu.

-"Sonra... her geçen gün daha da çoğaldı bunlar... ne söylese gerçekleşmeye başladı..."
-"Annenle baban, onlar ne yaptı bu durumda," diye sordu Bekir, erkek kardeşine ölmüş olsa da hınç duymadan edemeyerek.
-"Annem çok korktu... Rüya'ya böyle şeyler söylemesini yasak etti... Ama kendini kontrol edemiyor ki o... Bu yüzden ona hep çok kötü davrandı, ceza verdi, odaya kilitledi ama hiçbir işe yaramadı... Babama gelince... bizimle ilgili hiç bir şeyi umursamazdı o..." Sözünün burasında omuzlarını silkti çocuk...

-"Yani her şey sana kaldı... Rüya'yı korumak, onu idare etmek vs." diyerek gerçekliği açıklamak ihtiyacı duydu Mukadder.
-"O benim kardeşim... bana ihtiyacı var... çoğu kez ne söylediğinin farkında bile olmuyor... sanki bir kitap açılıyor gözlerinin önünde ve oradan okuyor... kendine geldiğinde de çok korkuyor ve üzülüyor... kazanın olduğu günün sabahı, odama geldi ve ne dedi biliyor musunuz?"

Karı-koca sessizce hayır anlamında başlarını salladılar.
-"Annemler gidiyor, dedi, artık yeni bir ailemiz olacak."

---------------------------------------------------------

Yaza yaklaşan, güzel bir cuma gecesiydi. Henüz çok geç olmamıştı ama yıldızlar gökyüzünde pırıldamaya başlamıştı bile. Can, keyifle dondurmasını yaladı:
-"Bir daha ne zaman tavla oynarsınız?" diye sordu muzipçe.

Rüya neşeli bir kahkaha attı:
-"Seni üç kâğıtçı, öyle her seferinde beleşe konmak yok, bi daha ki sefere turnuva yaparız, sen de oynarsın. Yenen tüm dondurmayı alır."
-"Ama ben sadece kız tavlası biliyorum," dedi çocuk neşeyle.
-"Biz de kız tavlası oynarız, tabii baban biliyorsa."

Son cümle, küçük oğlanın kahkahalara boğulmasına neden oldu.
-"Hainler, bana karşı bir oldunuz demek," diye söze karıştı bu sefer de Meriç.

Rüya masmavi ve aslında hiç de masum olmayan masum bakışlarla sataşmaya devam etti genç adama:
-"Aşk olsun, hiç öyle şey olur mu... ama gerçekten, sen kız tavlası biliyor musun diye merak ediyorum..."

Konuşa konuşa, çocuk parkına gelmişlerdi. Dondurmasını henüz bitiren Can da arkasına bile bakmadan salıncaklara doğru hızlı bir depar atmıştı. Meriç arkasından seslenecek olduysa da vaz geçti:
-"Vaktin varsa biraz oturalım mı? Bizimki de kurtlarını döksün biraz," diye teklif etti.

Genç kadın biraz huzursuz olmuştu, ama itiraz etmedi.
-"Ee, iş meselesini ne yaptın?" diye sordu, banklara otururken genç adam, biraz da konuşacak bir şeyler olsun diye.
-"Önümüzdeki hafta başlıyorum."
-"Sahi mi? Ne yapacaksın?"
-"Ekspertiz. Sigortası yapılacak veya müzayedeye çıkacak eserlerin kıymet tespiti..."
-"Geçen gün, internette bir makaleni okudum, hem ingilizce hem de kompleks bir konu olmasına rağmen oldukça başarılıydı..."

Bu sefer de şaşırma sırası Rüya'ya gelmişti:
-"Bu konularla ilgilendiğini bilmiyordum."

Meriç öyle lâfı sözü dolandırmaktan hoşlanan bir adam değildi, neyse onu doğrudan söylemeyi tercih ederdi her zaman. Bu sefer de öyle yaptı:
-"Aslında ilgilendiğim falan yok, merakımdan seni "google"da arattım, iyi bir kariyer yapmışsın, etkilendim doğrusu."

Rüya tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki, cep telefonu çalmaya başladı, ekranda arayanı görünce birden yüzü sapsarı kesildi. Açmakla açmamak arasında bocalarken telefon sustu.

Meriç de huzursuz olmuştu:
-"Kimdi arayan?"
-"Bir arkadaşım," diye cevapladı genç kadın, ama gözleri dolmuştu.
-"Sen kötü oldun sanki," birkaç akşam önce yaptığı gibi hafifçe kolundan tuttu, "sen titriyorsun!"
-"Yok, yok."

Telefon tekrar çalmaya başladı, genç adam müdahele etmek ihtiyacı duydu:
-"İstersen ben açayım, her kimse gerekeni söylerim."
-"Öyle bir şey değil," diye fısıldadı genç kadın, şimdi ağlıyordu.

Telefon üçüncü kez çalmaya başlayınca derin bir nefes aldı ve hemen açtı bu sefer Rüya:
-"Merhaba Kerim," dedi hıçkırarak.
Bir erkek sesi, bir şeyler anlatmaya başladı, genç kadın sessizce dinledi bir süre ve güçlükle:
-"Başımız sağolsun," diyerek kapattı.

Meriç, gayri ihtiyari kolunu Rüya'nın omzuna atarak onu kendisine sımsıkı çekti. Hiç itiraz etmedi genç kadın:
-"Usta Amca ölmüş... Bir kaç saat önce kalp krizi geçirmiş, hastaneye yetiştirememişler..." dedi ve genç adamın geniş göğsüne burnunu yapıştırarak ağlamaya devam etti.

Sarı uzun saçları yavaşça okşarken, bir kaç Pazar önce Kapalıçarşı dönüşü, arabadaki o an geldi aklına Meriç'in: Rüya'nın dağılmış halini ve yanaklarından süzülen yaşları görünce, Usta'yı her zaman görmeye gelebileceğini söylemiş ama o, -hiç sanmıyorum- diye cevap vermişti. Sanki olacakları sezmiş gibi. Biraz önce telefon çaldığında da daha açmadan biliyordu sanki kötü bir haber alacağını. Ama o, sezgilere, altıncı hislere, ilhamlara veya bunlara benzer veya bunları anımsatır hiçbir şeye inanmazdı.

Bu yüzden de; mütemadiyen olağan dışı bir durumla karşı karşıya olduğunu fısıldayan o içindeki sesi  dinlememeyi tercih etti yine, tıpkı Rüya ile ilk tanıştığı günden bu yana yaptığı gibi.

devamı...

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar