DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

15 Haziran 2010 Salı

MERİÇ'İN RÜYASI (4. BÖLÜM: KUMARDA KAYBEDEN AŞKTA KAZANIR)



Yazan: Nadire Hanım



Dördüncü Bölüm: Kumarda Kaybeden Aşkta Kazanır

-"Çocuklar, size güzel bir haberimiz var," dedi Bekir, biraz tedirgin.

Akşam yemeğini yeni bitirmişlerdi, daha sofradaydılar. Murat'la Rüya, anne-baba olarak çoktan benimsedikleri bu iki insandaki olağanüstü halin farkındaydılar kaç gündür, yine de sessizliklerini koruyarak "güzel haber"i duymayı tercih ettiler.

-"Bir kardeşiniz olacak."

Karı-koca, çocukların tepkisini ölçebilmek için pür dikkat kesilmişti. Tedirgin veya yadırgamış halleri yoktu. Murat, yaşının ötesinde bir olgunlukla konuştu, memnun bir hali vardı:
-"Bir tane vardı, bir kardeşim daha olacak, ne güzel. Çok sevindim!" diye yorumladı olayı samimiyetle.

Rüya, daha fazla sabredemeden yerinden fırladı ve Mukadder'in boynuna atladı, onu bir yandan öpüyor, bir yandan da konuşuyordu:
-"Yaşasın, bir kardeşim olacak. Küçük bir oğlan."

Genç kadın huzursuz olmuştu, temkinli bir şekilde:
-"Daha cinsiyeti belli değil, kız da olabilir," dedi.

Ama Rüya onu dinlemiyordu, şimdi salonun ortasında durmuş, hem dansediyor, hem de neşeyle konuşuyordu:
-"Yok ben biliyorum, oğlan olacak. Küçük bir oğlan. Gözleri mavi olacak, tıpkı benim gibi, Murat gibi, babam gibi. Erken gelecek biliyorum..."

Bekir ile Mukadder hayretler içinde küçük kızı izliyorlardı, böyle bir olayla ilk defa karşılaşıyorlardı. Murat ise olacakları tahmin ettiğinden masadan kalkmış kızkardeşinin yanına gelmişti ve onu susturmaya çalışıyordu. Ama hiçbir şey Rüya'nın umurunda değildi, o konuşmaya devam etti:
-"Erken gelecek biliyorum... Fakat sakın korkma, üzülme tamam mı..."
-"Niye korkacakmışım ki?" diye sordu genç kadın elinde olmadan, artık ürkmeye başlamıştı.
Murat araya girdi:
-"Sen ona bakma anne, heyecanlandı ya saçmalıyor." Sonra kardeşine döndü ve dişlerinin arasından fısıldadı: "Rüya sus..."

Küçük kız hiç aldırmadı, devam etti:
-"Sen doktorlara aldırma anne, o yaşayacak. Biliyorum ben... Hem diyorum, belki adı Deniz olur, hıı?"

Kız-oğlan, eğer bir gün çocukları olursa adını Deniz koymayı kararlaştırmışlardı seneler evvel. Bekir ürpermesine engel olamadı:
-"Adının ne olacağını nerden biliyorsun?"

Murat, bir daha araya girdi:
-"Bilmiyor, atıyor işte!" Kimsenin kendisine inanmadığının bilincinde olarak. "Rüya," dedi tekrar "yapma!"

Olay çığırından çıkmış, küçük kız kontrolünü tamamen yitirmiş görünüyordu. Bir yandan nefes almadan konuşuyor, bir yandan da  sadece kendisinin duyduğu bir müzik eşliğinde dans ediyordu:
-"Ben biliyorum. Her şey çok güzel olacak. Bir oğlan olacak, küçük bir oğlan... Adı Deniz... Yaramaz bir şey... Olsun ben severim onu... Okuldan kaçınca bulurum... Araba çarpınca başında beklerim... "

Mukadder'in yüreği sıkışmaya başlamıştı, şimdi anlıyordu ki Rüya geleceği anlatıyor, gözleri sabit, kendinden geçmiş, bir kitaptan okur gibi:
-"Erken mi doğacak diyorsun, araba mı çarpacak ona, neler anlatıyorsun sen?"

Annesinin panik içindeki halini farketmesiyle Murat olaya hızla müdahele etti. Sertçe kardeşinin örgülü saçlarını  çekti ve olanca gücüyle bağırdı:
-"Yeter, sus artık!"

Bir yandan da omuzlarından tutmuş, küçük kızı sarsıyordu. Bu manzara iki büyük insanı kendine getirdi, Bekir hızla yerinden fırlayarak, Murat'ı yakaladı, Mukadder de Rüya'yı abisinin elinden almış kendisine doğru çekmişti.

-"Oğlum dur, yok bir şey, sakin ol." diyordu genç adam.

Genç kadın da olanların yeni idrakine varan ve şimdi ağlamaya başlayan Rüya'yı teskin etmeye çalışıyor:
-"Geçti, bir şey yok. Korkma..." diye fısıldıyordu küçüğün kulağına.

-"Kötü bir şey yapmadım ki!" Hem ağlıyor hem de hıçkırıyordu küçük kız.

Herkes için çok uzun bir gece oldu.

***

-"Barıştık mı?"

Boş bulunan Rüya elindeki bardakları düşürüyordu neredeyse. Mutfaktaydılar, yemek yeni bitmiş sofra toplanıyordu. Mukadder bu akşam Meriç'le Can'ı da davet etmişti. Yemek boyunca, olağan sohbetin dışında hiçbir şey söylememeye dikkat etmişti genç kadın. Genç adam ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne bir söz alabilmişti ağzından, ne de bir bakış yakalayabilmişti.

En nihayetinde yemek bittikten sonra eline birkaç tabak alıp Rüya'nın peşinden mutfağa seyirtmişti.

-"Küs değildik ki zaten," diye zorla cevap verdi Rüya. Yine olmadık bir şey söyleyecek diye ödü kopuyordu.

-"Pazar günü ben de, Can da çok iyi vakit geçirdik sayende."

O günden bahsetmek, biraz gerilmesine neden olsa da gülümsemeden edemedi Rüya.
-"Bana ve Can'a dondurma borçlusun," diye hatırlattı bulaşık makinesini yerleştirirken.
-"Kumar borcu, namus borcu." dedi buna karşılık Meriç de, o gün Kapalıçarşı'da değerli taşlar satıcısının dükkânından çıktıktan sonra Şark Kahvesine gitmişlerdi. Rüya söz verdiği gibi onlara gazoz ısmarlamış, bu arada da bir parti tavla oynamışlardı.

-"Hem bilmiyorsun, hem de mızıtıyorsun," diye şakalaştı genç kadın işine devam ederken.
-"Kim ben mi?" Tabakları uzattı genç adam.
-"Evet."
-"Zar tuttun ama."
-"E, sen de tutsaydın."
-"Ama buna hilekârlık denir."
-"Ben anlamam, bize dondurma borçlusun."
-"Ne yapalım, alacağız artık."

Bulaşık makinesi ile işini bitiren Rüya, sırtını dönmesiyle tezgâha dayanmış ve aslında tehlikeli bir biçimde kendisine yakın duran Meriç'le burun buruna geldi.
-"Hem ne derler bilirsin," diye hafifçe kolundan tuttu genç adam fısıldayarak, "kumarda kaybeden aşkta kazanır."

-"Baba, bak Deniz Abi bana ne verdi," diyerek Can heyecanla içeri daldı.
-"Bakayım," an tekrar akmaya başlamıştı.

Genç kadın biraz önce yaşananların etkisiyle salona giden baba-oğulun arkasından hayretle bakakalmıştı.

Meriç, oğlunun elinden tutmuş yürürken, kendisine ne olduğunu anlamaya çalışıyordu: Ne yapıyordu ve niye böyle davranıyordu, en iyi arkadaşının kardeşine?

...devamı...

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar