DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

13 Mayıs 2010 Perşembe

MERİÇ'İN RÜYASI

Yazan: Nadire Hanım


Birinci Bölüm: Rüya, Meriç, Can ve diğerleri…


-“Hoş geldin Rüya!”

Rüya, kapıyı açmak için anahtarlarla boğuşurken arkasından gelen o tanıdık sesle yerinden sıçradı. Cevap vermek için geriye döndü ve Meriç’le gözgöze geldiler.

-“Hoş bulduk!”
-“Ne zaman geldin?”
-“Hafta sonu.”

Upuzun boyu, kahverengi kıvırcık saçları, soğuk bakışları ve gülüşüyle işte yine karşısındaydı. Çok sevdiği ailesini ve ülkesini bırakıp taa Amerikalara kadar kaçmasına neden olan adam. Meriç’in hiç değişmediğini düşündü genç kadın elinde olmadan. Aradan geçen onca zamanın tek kanıtı, yanında çekingen çekingen dikilip duran altı-yedi yaşlarındaki oğlan çocuğuydu.

-“Merhaba,” dedi Rüya küçük çocuğa içtenlikle, konuşmaya başlayan babasının ne söylediğini dinlemeden. Çocuk utanmış gibiydi, başını sallamakla yetindi. Ama genç kadının yılmaya niyeti yoktu, çocukları çok severdi ve ilginç bir şekilde onlar da onu. “Ben Rüya, senin adın ne?” diye devam etti konuşmasına.

Oğlunun yabaniliğini çok iyi bilen Meriç, biraz da koruma dürtüsüyle tam söze karışmak üzereydi ki, beklemediği bir şey oldu ve çocuk cevap verdi:
-“Can.”
-“Kaç yaşındasın?”
-“Yedi.” Demek gideli on yıl kadar oluyor- diye düşündü genç kadın şimşek hızıyla.
-“E o zaman sen okula da gidiyorsundur.”
-“Evet. Okumayı söktüm.”
-“Aferin sana. Seninle tanıştığıma sevindim Can,” diyerek yumuşakça başını okşadı küçük oğlanın Rüya.

Çocuğun bu davranışı hoşnutlukla karşılaması iyice şaşırtmıştı Meriç’i. Oğlu tanımadığı hiç kimseyle konuşmaz ve hiçbir jesti kabul etmezdi. Uyumsuz bir çocuk değildi belki ama, yeni insanları ve ortamları benimsemekte hep güçlük çeker, karşı koyardı. Yalnız bir baba olarak oğlunu büyütürken onu en çok zorlayan da bu özellikti. Bu bakımdan, Rüya’nın anne ve babasına minnet borçluydu. Karşı komşusu olan bu insanlar her zaman bu konuda ona destek çıkmışlar ve yardımcı olmuşlardı, zira babası yokken Can zorluk çıkarmaksızın bir tek onlarla birlikte olmayı kabul ediyordu.

-“Can, herkesle konuşmaz,” diye açıklamak gereği duydu genç adam. “Ama hayrettir ki seni hiç yadırgamadı, sizin ailenin kanında var galiba.”
-“Can çok akıllı olduğu için, kimlerle konuşabileceğini ayırt edebiliyor bana kalırsa,” diye zoraki gülümsedi Rüya. Artık eve girmek istiyordu.

Sanki bunu anlamış gibi, aslında ise Rüya’nın kendisinden tedirgin olduğunu gayet iyi bildiğinden, Meriç konuşmayı sonlandırmaya karar verdi.

-“Neyse, biz de çıkıyorduk. Seni de fazla tutmayalım. Tekrar hoş geldin!”

Rüya, gülümseyerek başıyla selâmladı onları. Baba-oğul elele asansöre doğru yürürlerken, yine o bildik hayal gözlerinin önünde beliriverdi genç kadının. Telâşla içeri girdi ve kapıyı sımsıkı kapadı arkasından, bir yandan da başını sallayıp duruyordu, ama yıllardır Meriç’i ilk tanıdığı günden beri zihninde demir atmış o görüntü kaybolmuyordu bir türlü.

-“Rüya, iyi misin?” Annesinin sesi ile birden her şey normale döndü.

Yaşlı kadın mutfak kapısında dikilmiş, kızının bembeyaz yüzüne endişe ile bakıyordu. Onun bu hali, Rüya’yı gerçekliğe tamamen geri getirmişti, rahatlayan genç kadın sevgiyle gülümsedi annesine:
-“Evet, evet. Merak etme.”

Yaşlı kadın da rahatladı, kızının yine bir tür atak geçirdiğini anlamıştı. Ama çok seneler önce aralarında anlaştıkları üzere bundan bahsetmedi ve hiçbir şey olmamış gibi:
-“Tam vaktinde geldin, ben de çay koymuştum,” dedi.

Rüya, içini dolduran huzur duygusuyla, annesinin peşinden mutfağa yöneldi.

***

İki küçük çocuk, yurt müdürünün odasının bulunduğu katta, kapının tam karşısındaki bankta oturuyordu. Kız altı yaşındaydı, oğlan oniki.

-“Bence bizi kabul edecekler,” diye fısıldadı kız oğlana.
-“Nerden biliyorsun?”
-“Onlar bizim amcamızla yengemiz de ondan.”
-“Babamla amcamın küs olduklarını hatırlıyorsun değil mi?”
-“Olsun, onlar çocuk istiyorlar. Bizi kabul edecekler, biz de hiç ayrılmayacağız.”

Murat, tartışmaya devam etmenin yararsız olduğunu bildiğinden sustu. Anne ve babalarını birkaç hafta önce kaybetmişlerdi. Trajik bir hikâyeydi. İş dönüşü babası, annesini almış eve dönerlerken, köprüde bir zincirleme kaza olmuştu. Beş araç birbirine girmiş ve kazada iki kişi ölmüştü. Onlar da…
 İlk anda bakacak kimse bulunamadığından, onları bu yurda yerleştirmişlerdi. Yapılan tahkikat sonucu hayatta olan en yakın kişi tespit edilmiş ve onunla bağlantıya geçilmişti. Amcayla yenge bu sabah gelmişlerdi Ankara’dan ve saatlerdir de müdürün odasındaydılar.

Kim bilir ne kadar zaman sonra kapı açıldı:
-“Gelin çocuklar,” diyerek onları odaya aldı müdür.
 İki küçük çocuk yavaşça odaya girdiler. Küçük kız abisinin eline sımsıkı yapışmıştı. Amca ile yenge de ayakta eleleydi. Her iki taraf da tedirgin, ürkek ve korkmuş birbirini süzdü bir süre.

-“Merhaba çocuklar,” diye konuştu amca hafif çatlak bir sesle sonunda. “Ben amcanız, bu da yengeniz. Böyle tanışmak zorunda kaldığımız için gerçekten çok üzgünüm...” Sustu, daha ne söyleyebileceğini bilmez gibiydi.

Yenge kocasına kısa bir bakış attı ve inisiyatifi ele almaya karar verdi:
-"Biliyorsunuz, size en yakın hayattaki akrabanız amcanız… Şey…” durakladı o da ama hemen sonra acele acele devam etti. “Eğer siz de kabul ederseniz, bizimle yaşamanızı istiyoruz. Bizim hiç çocuğumuz yok, çocuklarımız olmanızı istiyoruz.”

-“Peki ama çocuğunuz olunca ne olacak?"
 Küçük kızın neredeyse bir nefes alışı kadar hafif sorduğu bu soru şaşırtmıştı çifti.
-“Bizim çocuğumuz olmuyor,” diye cevapladı yenge, sesinden bu duruma çok üzüldüğü belliydi.
-“Ama ya olursa?” diye ısrar etti küçük kız.

Genç kadın küçük kızın önüne diz çökerek yavaşça iki yandan salınmış uzun sarı örgülerden birini yumuşakça tuttu:
-“Bu mümkün değil, ama öyle olsa bile, yine bizim çocuklarımız olarak kalırsınız, tabii siz de isterseniz.”

Küçük kız mavi gözlerini genç kadının gözlerine dikti ve bir an sonra ikna olmuş gibi hemen yanı başında dikilen abisine döndü:
-“Tamam. Beşimiz birlikte yaşayabiliriz. Sen, ben,” başıyla amca ve yengeyi işaret ederek, “onlar ve oğlan…”

Murat telaşla:
-“Rüya yapma,” diyerek serbest kalan diğer örgüsünü çekti küçük kızın ve o da sustu.

   devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar