DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

1 Mart 2010 Pazartesi

AYVALIK'TA AŞK


Yazan: Nadire Hanım

1. Bölüm: Buluşma

Temmuzun sonları yaklaşıyordu artık. Yine pırıl pırıl güneşli bir sabahtı, gün sıcak olacaktı. Denizden hafifçe vuran rüzgar ve giderek basan hava habercisiydi.

Genç adam, bir yandan tekneyi yıkıyor, bir yandan da akşam menüsünü geçiriyordu zihninden. Deniz bereketliydi bu sene, lezzet saçıyordu, öyle olunca müşteriden yana da bir sıkıntı yoktu. Ahçı birazdan gelir, günün balığını getirirdi, mezeden de kolay bir şey yoktu nasılsa. Birazdan aşağı inip içki stoklarını kontrol etmeliydi.

Tüm bu düşüncelerle doluyken, aniden dalgaların çırpıntısı duruverdi, tekne boşlukta asılı kaldı, hava hafifledi ve Ayvalık genişledi sanki. Bu duyguyu gayet iyi bilirdi genç adam, derin bir nefes aldı, içini bir mutluluk kapladı, elinde olmadan "o geldi" diye düşündü.

******

Son müşteri de tekneyi terkettikten sonra, derin bir nefes aldı genç adam. Ayvalık'ta en çok gecenin bu saatlerini severdi. Günün sıcağı hafiften kaybolur, tatlı bir serinlik çıkardı, denizin her çırpıntısında tekne sallandıkça yıldızlara daha bir yaklaştığını hissederdi.

"Merhaba, ben geldim!" diyen bir ses çınladı teknenin içinde. Evet, gerçekten de o gelmişti!

Genç adam, bulunduğu noktadan teknenin kıç tarafına seğirtmişti ki, genç bir kadın boynuna atlayıverdi. Özlediği ve sevdiği bir teklifsizlik! Ama yine de söylendi gülerek:
"Dur, dur, üstüm başım leş gibi!"
"Bir şey olmaaz."

İlk karşılaşmadan sonra iki arkadaş bir süre süzdüler birbirlerini, geçen bir senede neler yaşandığını anlamaya çalışıyordu sanki biri diğerinin bakışında.

Genç kadın, bu haddinden fazla uzun boylu, çehresi koyu kıvırcık gür saçlarla gölgelenmiş genç adamın masmavi gözlerinin içine bakarken, yüreğinin sevgiden ezildiğini hissetti yine.

Genç adamsa, açık kumral upuzun saçları ve koyu yeşil gözleriyle yanında minicik kalan bu narin bedeni tekrar kolları arasına almaktan büyük bir haz duydu her zamanki gibi.

Ama bazı şeyler farklıydı bu defa. 

*****

Müşteriler gittikten ve etrafı topladıktan sonra teknenin bağlı olduğu iskeleye çıkan delikanlı, bu gece eve kestirmeden gitmeye karar vermişti. Bir kaç saat sonra gün doğacaktı ve o yorgunluktan ölüyordu, bu düşüncelerle, iskelenin az ötesindeki otelin kumsalına doğru yürümeye başladı, buradan hemen yola çıkar iki adımda da eve varırdı. Şansı varsa babaannesini yatmadan yakalar, kendisine bir iki lokma bir şeyler bile hazırlatırdı. Nasılsa babasıyla dedesi, bu gece teknede kalacaklardı.

Yiyecek bir şeyler hayali ve karnının gurultusuyla adımlarını hızlandırmıştı ki, birden kumsaldaki şezlonglarda bir karaltı dikkatini çekti. Uzaktan pek bir şeye benzetememekle birlikte yaklaştıkça, bunun bir kız çocuğu olduğunu anladı.

Büyük ihtimal, otelde kalan birilerinin şımarık çocuklarından biriydi, bu düşünceyle geçip gidecekti ki, sima tanıdık geldi. Biraz daha dikkat edince, şezlongta oturanın, evlerinin bulunduğu sokaktaki pansiyonu işleten ailenin küçük kızı olduğunu fark etti.

Pansiyonun adını tam hatırlamıyordu, kızı da aileyi de pek tanımıyordu, ama iki büyükannenin Ayvalık'ın yerlisi olduğunu ve gayet iyi ahbaplık ettiklerini biliyordu. Bu yüzden geçip gidemedi. Küçük kızı korkutmamaya çalışarak ve fazla yaklaşmadan seslendi:
"Merhaba."
"Merhaba," diye cevapladı kız, o da delikanlıyı tanımıştı.

"Ne yapıyorsun bu saatte burada?"
"Kaçtım," diye iç geçirdi kız.

Delikanlı, biraz daha yaklaştığında parlayan iki damla gözyaşı gördü. Öylesine çekip gidemeyeceğini anladığından, o da karşıdaki şezlonga yerleşti. Midesinin gurultusunu askıya almış ve yemek hayalini de ertelemişti.

"Nasıl kaçtın, merak ederler seni!"
"Başka zaman olsa belki, ama inan şu anda tam bir aile trajedisi yaşanırken, kaybolduğumu fark etmeleri bile epey sürer."

Bir süre sessizce oturdular. Saatlerdir süren yalnızlığının sonunda yanında birisinin olması rahatlatmıştı küçük kızı. Delikanlıyı da, gerçekten üzücü bir problemin tam ortasına kendisini attığını farketmesine rağmen, saatlerdir ilk defa oturduğundan olacak bir rehavet duygusu sarmıştı.

"Ne oldu?"
"Hiç, meğer babamın bir sevgilisi varmış. Birdenbire her şey ortaya çıktı, şu dakika herkes birbirini boğazlıyor anlayacağın. Ben evden çıkarken, annem, pansiyonun tabaklarını babamın kafasına atmakla meşguldü ki, birini de isabet ettirdi sanırım. Çünkü son attığından daha farklı bir ses çıktı..."
"İyi ki kaçmışsın."
"Bence de."

Biraz daha sustular.
"Sen bizim orada oturuyorsun di mi, senin babaannenle benim anneannem arkadaş. Sabah kahvesine falan gelip gidiyorlar da oradan biliyorum."
"Evet."
"Adın ne?"
"Ege. Ya senin?"
Bir sessizlik oldu. Sonra küçük kız fısıldayarak cevap verdi: "Zeytin."

"Eh, ya Ege olur ya Zeytin!" diye şakalaştı delikanlı.
"Ne demezsin," küçük bir kahkaha attı kız "bolluk, bereket, barış simgesi diye koymuşlar adımı. Yani aslında konunun bizim zeytinlikle ilgisi yok."
"Boşver daha da garip bir ismin olabilirdi."
"Ne gibi mesela?"
"Bilmem."

İkisi de kahkahayı bastı bu sefer.

İşte, böyle tanışmışlardı.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar