DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

6 Mart 2010 Cumartesi

AYVALIK'TA AŞK (4. BÖLÜM)



Yazan: Nadire Hanım

4. Bölüm: Hayaletler

1. Bölüm tıklayın - 2. Bölüm tıklayın - 3. Bölüm tıklayın

İki genç yaklaşık on dakikadır hiç konuşmadan yürüyorlardı. Ege'nin babası Cunda'nın çıkışında onları alacak Ayvalık'a arabayla döneceklerdi. Uzayan sessizlik yolu da uzattığından iyice canı sıkılan Zeytin dayanamadı artık:
"Ya bu buzlu bademi niye yedirip duruyorsun ki bana?"
"Ne zaman gelsek yersin de ondan, sen seversin bunu."
"Hayır, ben hiç sevmem, aksine sen seversin de ondan alırsın, ben de n'apiim, nezaketen yiyorum. Ama, hatır uğruna badem yemenin de bir haddi var canım!"

Ege gülmeye başladı:
"Bir şey diyeyim mi sana, ben buzlu bademden nefret ederim."
Her ikisi de gülüyordu artık. Bütün gecenin sıkıntılı havası dağılmıştı birden. Zeytin, Ege'nin karşısına geçerek yüzü ona dönük arka arkaya yürümeye başlamıştı şimdi, bir yandan da konuşuyordu:
"Yani, şimdi biz bunca senedir, bu buzlu bademi diğerimiz seviyor diye yiyip duruyoruz öyle mi? Eh, ne diyim ben, içimizden hangi aklı evvel almıştı ilk önce bu mereti acaba?"

Ege bir yandan yürüyor, bir yandan olayın saçmalığına gülüyor, bir yandan da bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu. Zeytin, delikanlının gözlerinde pırıldayan neşe kırıntılarını ilk defa görüyordu: Ve gözleri ne kadar da güzeldi!

Aniden her şey değişti. Ege, sert bir hareketle olduğu yerde duruverdi, şimdi Zeytin'in başının üstünden arkasının dönük olduğu noktada bir yere odaklanmıştı, bakışlarında önce beliren şaşkınlık dehşete dönerken hızla gençkızı kendine doğru çekti. Beklemediği bu hamleyle Ege'ye doğru savrulurken dengesini kaybettiğinden, Zeytin'in çarpmasıyla ikisi birden hızla yolun aşağısına uçtu.

Her şey birkaç saniye içinde olup bitmişti. Ege düşerken bir an için Zeytin'i yakalamayı başarmıştı, ancak arazi dik ve kayalık olduğundan, aynı anda ellerinden kopup gitmişti genç kız. Onlar, yol kenarından gecenin karanlığından daha zifir bir araziye uçtukları sırada ise son sürat hatalı sollama yapan bir özel araba, karşıdan gelen otobüsün altına giriyordu.

Önce bir gümbürtü, sonra da giderek artan bağrışlar ve çığlıklar duydu Ege, uzaktan. Sonra sesler giderek yaklaşmaya başladı, çoğaldı, çoğaldı. Yattığı yerden gökyüzünü seçebiliyordu artık, vücudunun her yerine bir şeyler batıyordu. Kayalar, taşlar, çakıllar ve dikenler... Doğrulmadan önce, kendi kendini yokladı biraz. Kollarını bacaklarını oynatabiliyordu, bir kırığı yok gibiydi, ama her tarafı kesikler içindeydi. Kayalık arazi her yanını sıyırmıştı sanki. Birden aklına Zeytin geldi; ellerinden nasıl da kayıp gitmişti!

Panikle ayağa fırladı, ama dengesini bulamayarak düştü ve birkaç metre aşağı yuvarlandı. Tekrar ayağa kalkarken daha yavaş davrandı, sakin olmaya çalışıyordu; aklını toplamalı, dikkatli hareket etmeliydi, zira etraf zifiri karanlıktı ve hiç bir şey görünmüyordu.  Derin derin nefes alarak kendisini kontrol etmeye çalıştı, ancak Zeytin'i kaybetmiş olma ihtimalinin yarattığı panik bütün benliğini sarmaya başlamıştı.

"Zeytin!" diye haykırdı kör geceye doğru, "Zeytin!"

Ama cevap gelmedi. Bağırmaya devam etti. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sesi karanlıkta kayboldu, gecede boğuldu. Gücü tükenmeye başlamıştı, korku ve panik yerini aklın sınırını yitirdiği bir noktaya taşımak üzereydi ki onu; yavaş yavaş gözlerinin karanlığa alıştığını farketti delikanlı, şimdi biraz daha iyi görüyordu. Görüşünün düzelmesi, biraz sakinleşmesini sağlamıştı. Bulunduğu yerden, yukarı doğru düştükleri noktaya tırmanmaya karar verdi. Eğer orayı bulursa, Zeytin'i de bulabilirdi belki.

Birkaç metre yukarıda buldu onu. Genç kız öylece içinde bir taşın üzerinde oturuyordu.
"Ege," dedi onu görünce sıtmaya tutulmuş gibi titriyordu "ben seni aradım, ama bulamadım. Neredeydin? O kadar çok bağırdım ki, kurtlar kuşlar duydu..."
"Ben de seni arıyordum, bak buldum da..." Daha onu görür görmez sükunet bulmuş, bütün panik ve korkusu uçmuştu delikanlının.
"Ben... elim kesilmiş galiba,  kanıyor..." Büyük ihtimal düşerken, avucunu bir taş çizmişti, kesik çok derin değildi, ama yine de epey kan vardı. Ege, yarı bilinçli yarı bilinçsiz, zaten yırtılmış tişörtünden bir parça kumaş çekip ayırarak, genç kızın eline tampon yaptı.
"Bir tarafında kırık çıkık, yara başka bir şey var mı?" diye sordu delikanlı yere otururken.
"Yok, herhalde..." Zeytin ağlamaya başladı. Ege, kocaman kolunu omzuna atarak kendisine doğru çekti, sımsıkı sarıldı ona.
"Geçti, bir şey yok!" diyordu bir yandan da.

Zeytin kendisine hakim olmaya çalışıyor, ama ne titremesi ne de hıçkırıkları diniyordu. Ege, hafif hafif sırtını okşayarak onu sakinleştirmeye uğraştı epey bir süre. Sonunda gençkızın titremesi ve ağlaması durdu.
"Ege," dedi cılız bir sesle "nefes alamıyorum." Delikanlı ona o kadar sıkı sarılmıştı ki, nefesini kesmişti.

O kazadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. O gece, Ege Zeytin'in kendisi için artık o oniki yaşındaki kızdan daha fazla şey ifade ettiğini ve herşeyden çok onu kaybetmekten korktuğunu anlamıştı.  Zeytin'i kaybetmek Ege'yi öldürebilirdi, bu yüzden en iyisi onu hiç kazanmamaktı. Delikanlı, gençkızı kendisine yasakladı böylece.

Zeytin ise hayatındaki en büyük aşk ve mutluluk şansının Ege olduğunu keşfetmişti, onun göğsüne sığınmış ağlarken. Gençkız, delikanlıyı tüm kalbiyle kabul etti böylece.

Ama Ege, yol kenarına ulaşıp babasını buldukları andan itibaren Zeytin'le arasına kesin ve aşılmaz bir mesafe koydu.

O kazadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı aralarında.

---

"Cunda'da geçirdiğimiz kazayı hatırlıyor musun?" diye sordu bu sefer Zeytin.
"Evet, tabii." diye cevapladı dümdüz bir sesle Ege. Ama lafı bile içini oymaya başlamıştı.

Kıyıya yaklaşıncaya kadar konuşmadılar, yine. Zeytin, sohbet etmek kadar bu sessizlikleri de severdi. Aynı şey genç adam için de söz konusuydu, böyle zamanlarda hem kendi düşüncelerine dalar, hem de birbirlerini duyumsarlardı gönüllerince.

"Bir şey merak ediyorum," dedi Zeytin artık iskeledeydiler, birazdan ikisi de evlerine yollanacaktı.
"Nedir?"
"O gece kazadan önce bana demiştin ki..."
"Geçmişin hayaletlerini yendiğim gün, gerçek anlamda birini sevebilirim belki..." diye tamamladı onu genç adam.
Şaşırmıştı genç kadın, ama yine de devam etti:
"O hayaletleri yenebilir misin, gerçekten birini sevebilir misin?"
"O kadar uzun süredir onlarla birlikteyim ki, onlar ben, ben de onlar oldum sanki."
"Yani?"
"Yani benim için hiç umut yok, Zeytin."

Yemyeşil güzel gözlerini, o çok sevdiği masmavi gözlerin içine gömdü bir süre genç kadın, duyduğu sevgi yüreğini eziyordu yine.
"Anladım." dedi kısık sesle.

---

"Geldin mi?" diye seslendi annesi verandada yattığı yerden doğrularak.
"Ah be annem kuzum, beni beklemekten vaz geçmelisin, bak bu kocadan da olacaksın!"
"Hınzır seni... Ne oldu ağladın mı sen?"
"Biraz..."
"Ne oldu?"
"Herkes kendi yoluna be annem!"

Üstelemedi Safiye Hanım, kalp kırıklığını ondan iyi kimse bilemezdi. Sımsıkı sarıldı kızına, bıraktı ağlasın istediği kadar.

----

Akşam üzeri içinde bir boşluk duygusu ile uyandı Ege. Odası boştu, ev boştu, Ayvalık boştu. Anladı ki; Zeytin gitmişti.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar