DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

4 Mart 2010 Perşembe

AYVALIK'TA AŞK (3. BÖLÜM)


Yazan: Nadire Hanım

3. Bölüm: Anılar

1. Bölüm tıklayın - 2. Bölüm tıklayın

"Koskoca profesör tekne yıkıyor, öğrencilerin görse neler düşünür!" diye neşeyle seslendi Zeytin, teknenin kıçına oturup ayaklarını toplarken.
"Daha doçent bile olmadım!"
"Nasılsa olacaksın!!"

Hortumu teknenin içinde serbest bırakan Ege, Zeytin'in yanına ilişti:
"Hayırdır, bu saatte ne yapıyorsun buralarda?"

Akşam üzeriydi, henüz ortalıkta kimse yoktu. Bir kaç saate güneşin çekilmesiyle birlikte müşteriler doluşmaya başlardı. Her zamanki gibi bu arada gece için son hazırlıkları yapıyorlardı.

"Annem beni alışverişe gönderdi," diye iç geçirdi Zeytin, "o kadar adam var, illa da beni gönderiyor, hem de ne için: kavun almak için! En iyi ben anlıyormuşum bu işten, gülmee, ciddiyim. Neyse, hallettim de geçerken de sana bakayım dedim."
"Al bakalım gazozunu," diye eline buz gibi bir şişe tutuşturdu genç kadının.
"Biliyor musun bazen İzmir'de kışın Ayvalık başıma vurdu mu, musluktaki su bile burnuma şu gazoz gazoz kokuyor..."

Bir süre mavi Ayvalık denizini seyrettiler sessizce.
"Ee, anlat bakalım, nasıl oldu bu iş?"
Zeytin boş boş bakınca daha açık  sordu Ege: "Yani bu nişan işi, kimdir, necidir, diyorum."

"Haa," diye gülümsedi Zeytin yüzü aydınlanmıştı bir anda "adı Taner. Bu kış tanıştık. Bizim patronların, arkadaşı. Yurt dışından üç-beş kişilik bir grup getirmişler İzmir'e iş için, bu arada da özel bir gezi düzenleyip etrafı göstermek istemişler, işte bizimkilere sormuşlar rehber falan diye. Onlar da beni gönderdiler, öyle..."

"Ee?" diye devam etmesini istedi genç adam.

"E'si, işte ilk o zaman karşılaştık. Sonra bir kaç kez aradı, şurası için de rehberlik yapar mısın falan, ben de özel işlere gitmediğimi, daha evvel ki işi de patronların hatırına kabul ettiğimi söyleyince, doğrudan meseleye girdi. Ne bileyim, öyle öyle aklımı çeldi galiba."
"Gönlünü değil de aklını yani," diye yakaladı hemen Ege.

Zeytin'in bir an için gözleri parlar gibi oldu:
"Farkı var mı?" diye sordu.
"Bilmem sen söyle?"
"Yok herhalde," sesi sönmüştü bir anda, "hoş bir adam, birlikte iyi vakit geçiriyoruz. Bana karşı son derece özenli, beni seviyor, eh ben de, yoksa ..." omzunu silkti.

Ege, genç kadının başka bir şey söylemeyeceğini anlamıştı, yumuşak bir sesle:
"Senin adına sevindim, umarım çok mutlu olursun." dedi.
"Teşekkür ederim."

Zeytin, kalkmaya hazırlandı, yüreği sıkışmıştı sanki, buğulanan gözlerinin görünmesini istemiyordu.
"Bu gece uğrar mısın?" diye konuyu değiştirdi Ege.

"Yok, bu gece ağır misafirlerimiz var. Babam ve karısı, annem ve kocasını ziyarete geliyorlar, her nedense!"
Sanki bir anda oniki yaşına dönmüşlerdi, Ege gayri ihtiyari genç kadının dikkatini başka yere çekmek istedi:
"Tamam. Yarın gece gel, hava iyi olursa denize çıkarız belki!"
"Söz mü?" Zeytin'in yüzü aydınlanmış, yine gülümsemeye başlamıştı.
"Söz." diye cevap verdi Ege.

"Yarın gece görüşürüz o zaman," diye neşeyle tekneden atlayan Zeytin'in arkasından bakarken, Ege'nin aklı o yeşil gözlerde sürekli gelip giden ifadelerdeydi: onca hüzün, onca keder ve sonra onca umut. Hepsi aynı anda ve birarada nasıl olabiliyordu?

***

İki genç yemeklerini yemiş, Cunda'da kıyı boyu dolaşıyorlardı. Deniz kenarındaki lokantaların ışıklarına, sokak satıcılarının kurdukları seyyar standların lambalarından gelenler de karıştığından, etraf hoş bir ışık cümbüşü içindeydi.

"Ne dersin?" diye elindeki deniz kabuğunu gösterdi Zeytin Ege'ye, bir arkadaşına hediye almaya çalışıyordu.
Aldırmaz bir hareket yaptı delikanlı, gençkız kabuğu yerine koydu hemen, sanki elini yakmış gibi.

"Hadi gidelim artık," Ege'nin bütün geceki hali tavrı burnuna kadar gelmişti.
"Belki de ben de terkedilme kompleksi vardır. Geçmişin hayaletleri beni böyle bir adam yapıyordur, onları yendiğim gün, gerçek anlamda birisini sevebilirim belki."

Zeytin, Ege'ye bakakaldı, ne diyeceğini bilemedi. 21 yaşındaki bu delikanlı, hayatının itirafını yapıyordu o anda ayaküstü. Bir süre daha bakıştılar.

"Ben bunları söylemedim, sen de duymadın!" dedi sonra delikanlı kısık bir sesle, genç kız başını salladı. Her şey normale döndü yine.

***

"Ee, niye gelmiş seninkiler?" diye sordu Ege.

Durgun bir geceydi. Hava durgun, deniz durgundu. Gökte yıldızlar, karşı sahilde ışıklar pırıldıyordu, arada teknenin gövdesini yumuşakça yalayan denizin şıpırtısı duyuluyordu. Bambaşka bir alemde, zamanın olmadığı bir boşluktaydılar sanki. Ege'nin sorusuyla bu düşüncelerinden kopan Zeytin iki avcunda tuttuğu çayı yudumladı cevap vermeden önce:
"Ne bileyim... Sanırım buraya yerleşmeyi düşünüyorlar, onun için bir nabız yoklaması yani."
"Annenler ne yaptı?"
"Ne yapsınlar,  her şey olabilirmiş gibi davrandılar. Ama en son onları kapıdan geçirirken, annemin diş gıcırtıları mahallenin öbür ucundan bile duyuluyordu inan."

Genç adam gülmekten kendini alamadı: "Boşver. Annen güçlü kadın, hepsinin hakkından gelir."
"Bak işte bunda haklısın," diye kıkırdadı genç kadın, sahilden yana bir motor sesi patladı, gayri ihtiyari irkildiler.

"Cunda'da geçirdiğimiz kazayı hatırlıyor musun?" diye sordu bu sefer Zeytin.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar