DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

2 Mart 2010 Salı

AYVALIK'TA AŞK (2. BÖLÜM)


Yazan: Nadire Hanım

2. Bölüm: Nişan
1. Bölüm için tıklayın


Zeytin, bahçe kapısını arkasından kapadığında, gün ağarmaya başlamıştı hafiften.
"Geldin mi?" diyen bir ses duydu verandadan. Annesi, kocaman salıncaklı sandalyeden doğrulmuş ona bakıyordu, anlaşılan dün gece yine bunalmış, uyumak için verandanın bu çok sevdiği köşesine çıkmıştı.

"Evet. Sıcak mı bastı gene?"
"Hem de nasıl!"
"E klimayı çalıştırsana, be annem kuzum."
"Yok, beni hasta ediyor."

Bir şey demedi Zeytin, nasılsa nafileydi. Annesi yine konuştu:
"Nereden böyle?"
"Ege'ye uğradım dün gece."
"Söyledin mi?"
"Söyledim."
"Ne dedi?"
"Ne diyecek, hayırlı olsun dedi. Beni tebrik etti."

Tam içeri girecekti ki, kapıda durdu bir an:
"Ah be annem kuzum," sesi titriyordu, "hayırlı olsun dedi ama, bakışlarını bir görseydin annem, o gözlerindeki manayı bir görseydin..."

Safiye Hanım, bir şey diyemedi kızına, öylece baktı ardından. Bunca senedir, ilk defa dökülmüştü Zeytin.


*******


Zor bir yazdı. Boşanmak üzere olan karı-kocanın arasındaki anlaşmazlık, kavga ve hatta suçlamalar ayyuka çıkmıştı. Bütün bunların pansiyondaki müşteriler dahil, tüm mahalle ve hatta Ayvalık önünde yaşanıyor olması da cabasıydı. Küçük kız, kendisini bir fırtınanın ortasında kalmış gibi hissediyordu, onu dağılmaktan koruyan ve hatta bütün tutan tek şey Ege'nin arkadaşlığıydı.

Delikanlı, dedesinin yazları işlettiği tekne lokantada çalışıyordu babasıyla. Güne çok erken başlıyor, ancak gece yarısından sonra işi bitiyordu.

Zeytin de, pansiyonda ailesine yardım ediyordu. Onun için de aynı durum söz konusuydu.

Bazı geceler, işler hafifledikten sonra, Zeytin gizlice pansiyondan kaçıyor, ilk karşılaştıkları yere geliyordu. Oradaki şezlonga uzanıyor, kah yıldızlara dalıyor, kah denizin sesin dinliyordu. Bazen de eski güzel günlerin hayalini kuruyordu. Sonra, yani epey bir sonra, karanlıktan Ege çıkıp geliyordu. Havadan sudan sohbet ediyorlardı.

Genellikle delikanlı çok yorulmuş olduğundan, anlatacak bir şeyleri olan hep Zeytin olurdu. Müşterilerin taklidini yapar, onların garip taleplerini, dedesinin tepkisini, anneannesinin araya girerek olayları nasıl idare ettiğini, hatta anne ve babası arasında süregelen kavganın gülünç yanlarını anlatır da anlatırdı.

Ama eğer Zeytin hiç havasında değilse, bunalımı başına vurmuşsa, ruhen dip yapmışsa, işte o zaman Ege ne kadar yorgun olursa olsun, onu meşgul edecek bir şeyler bulurdu muhakkak. Teknenin önünde demir atılı olduğu otelde kalan züppe zenginleri anlatırdı mesela, görgüsüzlüklerini, şımarıklıklarını. Bazen de yabancı turistlerden bahsederdi. Eninde sonunda, küçük kızın havası dağılır, neşesi yerine gelir ve yine kahkahalar atmaya başlardı. Böylece, günün ilk ışıkları Ayvalık'ta yükselirken evlerine dönerlerdi.


Zeytin oniki, Ege onsekiz yaşındaydı.


****


Akşam üzeri olmuştu. Sabah gelip yattığından, Ege ancak kalkabilmişti. Şimdi de terasta çayını yudumluyordu. Önünde kuşbakışı uzanan muhteşem deniz manzarasının dibine dalmış, bir önceki geceyi düşünüyordu.


"Zeytin mi gelmiş?" diye sordu Babaannesi masaya otururken.
"Evet."
"Ah, ne iyi. Bu sene geç kaldı, özlemiştim onu," dedi yaşlı kadın bütün samimiyetiyle. "Nasıl, iyi mi? Ne yapıyor?"
"Gayeti iyi. Nişanlanmış." diye cevap verdi tüm sorulara dümdüz bir ses tonuyla Ege.

"Ayy," gayri ihtiyari kendini tutamadan iç geçirivermişti babaanne.

Genç adam, çay bardağını masaya koydu ve kalktı, sanki biraz önceki konuşma olmamış gibi sakince:
"Ben gidiyorum, Tontoşum" dedi ve yanaktan bir makas aldı, "bir şey istiyor musun?"
"Yok," başka bir şey diyemedi yaşlı kadın, aklı Zeytin'e takılı kalmıştı. Zeytin'e ve torununa...


***

Pazartesileri boş olurdu ve artık yaz da sona erdiğinden, bu son pazartesileriydi. Cuma akşamı Zeytin İzmir'e dönüyordu, ondan bir kaç gün sonra da Ege. Zeytin, liseye başlayacaktı. Ege ise üniversite üçüncü sınıfa geçmişti, edebiyat okuyordu.  

Her ne kadar aynı şehirde olsalarda, kışları görüşmediklerinden, bir daha ki seneye kadar birbirlerinden pek bir haber alamayacaklardı.

Ege'de bir durgunluk vardı bu akşam, hiçbir şey keyif vermiyordu sanki ona.
"Cunda'ya gidelim dedin, geldik. Ama ağzını bıçak açmıyor. Neyin var?" diye takıldı genç kız.
"Yok bir şeyim, sana öyle geliyor."

Ege'nin bir arkadaşının kıyıdaki balık lokantasındaydılar, Zeytin son çipurasını da kemirirken muzipçe söylendi:
"Ben biliyorum senin derdini, şu kız neydi adı?"
"Gamze."
"Hah, işte Gamze, işler iyi gitmedi değil mi?"
"Senden de hiçbir şey kaçmıyor."
"E tabi oğlum, buna göz diyorlar. Ayrıca, kız ailesiyle bizim pansiyonda kalıyordu."

Bir başkası olsa, Ege tek kelime ettirmezdi, ama Zeytin farklıydı. Onların  bir dert ortaklıkları vardı. Bu yüzden lafı dolandırmadı:
"Bu kez farklı olacağını sanmıştım."
Zeytin, meseleyi sulandırmadı tekrar, delikanlının gerçekten sarsıldığını anlamıştı.
"Nasıl yani?"
"Başta her şey iyiydi tamam mı, ama sonra yavanlaşmaya başladı. Kaprisler, kıskançlıklar, küsmeler falan..."
"Tüm kabahat kızda yani," dedi Zeytin, hiç de onaylar bir hali yoktu.

"Aslında değil. Ben arıza bir adamım, öyle insanları pohpohlamak, özen itina bana göre değil. Ayrıca üstüme düşülmesinden hoşlanmıyorum, bir şeyin iyi gitmesi de feci batıyor bana."

"Arıza konusunda haklı olabilirsin, ama, bir kere ne özen ne itina, sen birlikteliğinizin gereğini bile yapmadın; bu biir. Kızın senin üstüne falan düştüğü yoktu, sadece olması gerektiği kadar seninle ilgiliydi; bu ikii. Son söylediklerine gelince de senin ciddi bir terapiye ihtiyacın var; bu da üüç."

"Hadi canım," diyerek itiraz etti delikanlı, ama içten içe genç kızın haklı olduğunu da biliyordu, "terapiye falan ihtiyacım yok benim. Sadece bir şeylere bağlı olmaktan hoşlanmıyorum, boğuluyor gibi oluyorum, resmen panik atak geçiriyorum."

"Bunun sebebini hiç düşündün mü acaba?"
"Bir sebebi falan yok, ben böyleyim."

Zeytin, bir şey demedi, ama gözlerinden konuşsa neler söyleyeceğini anladı delikanlı.

devamı

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar