DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

1 Şubat 2010 Pazartesi

LEYLA (8. BÖLÜM)

Nadire Hanım

8. Bölüm: BİR KEZ DAHA


1. Bölüm - 2. Bölüm - 3. Bölüm - 4. Bölüm - 5. Bölüm - 6. Bölüm - 7. Bölüm

Sabah ziyaretinin üstünden bir kaç saat geçmişti, Engin şirketteki odasında çalışıyordu. Daha doğrusu çalışmaya çalışıyordu, ama aklını bir türlü önündeki işe veremiyordu. Herşeyi mahvetmişti, hem de koskocaman bir yanlış anlama yüzünden! Daha kötüsü, başından sonuna herşeyi yanlış anlayan bir kişi vardı, o da kendisiydi.

O kadar önyargılı ve öfke doluydu ki, kim ne derse desin hep aynı şeye yormuş, bir an olsun başka bir açıklama olabileceğini aklına bile getirmemişti.

Çocukluğunun tüm kırgınlıklarını ve hatta ölüp gitmesi yüzünden babasına duyduğu tüm kızgınlığını, yetmezmiş gibi duyduğu aşkın suçluluk duygusunu Leyla'ya yüklemiş, bütün öfkesini de ondan çıkarmıştı.

Düşünceleri ile masanın üzerindeki evraklar arasında gidip gelirken, son birkaç gündür adet olduğu üzere Hikmet Baba top gibi içeri daldı.
"Şu televizyonu açsana bir!"

Engin'in yeni bir olumsuz habere tahammülü kalmadığından yüreği ağzında yaşlı adamın dediğini yaptı. Tüm kanallarda, Leyla vardı. Bir önceki gün nasıl vurulduğu, vuran kişinin nasıl savrulup yola düştüğü ve ağır yaralandığı hepsi genç kadının, evinin ve hastanenin görüntüleri eşliğinde en ince ayrıntısına kadar anlatılıyordu.

Yetmezmiş gibi şimdi de kanallardan bir tanesi Leyla'nın yattığı hastanenin önünden yayın yapıyordu. Dünyanın en önemli haberini yakalamış havası içindeki spiker, abartılı ve kocaman hareketlerle süslü dramatik bir ses tonuyla bir yandan genç kadının tüm geçmişini ve tabii Necmi Bey'in ölümü ile nişanlısından ayrılmasını da atlamadan tekrar tekrar anlatırken, birazdan hastaneden taburcu olacağını ve onunla ilk söyleşiyi kendilerinin yapacağını söylüyordu.

Engin kanının donduğunu hissetti bir an.
"Leyla'yı oradan çıkartmalıyız, hatta İstanbul'dan çıkartmalıyız." dedi bir an sonra.

Hikmet Baba'nın gözleri parladı bir anda:
"Kesinlikle haklısın, hastane ile konuştum az önce, içeri kimseyi almayacaklar, Leyla'yı da biraz daha orada tutacaklar. Bu arada ben bir iki yer bakayım."
"Ben de..." diye atılan genç adamın sözünü kesti yaşlı adam kararlılıkla: "Sen, benden haber almadan hiç bir şey yapmayacaksın."

Tam kapıdan çıkarken de ekledi: "Bana bak evlat, bu sefer de işi batırırsan sakın gözüme görünme!"
"Peki," diye cevap verdi Engin, kendini on yaşında gibi hissetmişti.

-----------------------------

Hastane odasında hazırlanmış kendisini götürecek kişiyi bekliyordu Leyla. Hikmet Baba ile telefonda konuşmuşlardı az önce, Gökova'da bir otelden bahsetmişti yaşlı adam, bir kaç gün şu olay biraz yatışıncaya kadar gözlerden uzak orada dinlenecekti. Gece yarısından sonra yola çıkılacaktı.

Genç kadın annesinin de kendisiyle gelmesini bekliyordu, ama nedense annesi buna pek yanaşmamıştı, o burada kalıp, ertesi sabah Leyla gibi hastaneden çıkıp basını şaşırtmayı planlıyordu. Bunu bir başkası da yapabilirdi aslında. Yine de bir şey demedi genç kadın, kimsenin daha fazla kendisi için yıpranmasını istemiyordu, en iyisi söyleneni yapmaktı, aksine gücü de yoktu zaten.

"Merhaba."

Leyla, duyduğu sesle irkildi birden, Engin kapıda duruyordu! Kendisini götürecek kişi o olamazdı! Genç adam düşüncelerini okumuş gibi:

"Birlikte gidiyoruz. Her şey hazır, sen de hazırsan yola çıkabiliriz." dedi yumuşakça.

Genç kadın, hangisinin daha çok sinirini bozduğuna karar veremedi bir an, alıştığı o hırçın ve saldırgan mı, yoksa şu anda karşısında duran kibar ve düşünceli olan adamın mı!

"Ben seninle yan odaya bile gitmem!" deyiverdi kendine engel olamadan.
"Haksız sayılmazsın, ama son bir defa daha bana güven lütfen!"
"Güvenmek, sana mı?" genç kadın acı acı gülümsedi.

Engin ektiğini biçiyordu şimdi: "Ne desen haklısın, yine de bunu sonraya bıraksak, fazla vaktimiz yok, eğer farkedilirsek, ortalık iyice karışır."

Genç adamın haklı olduğunu biliyordu Leyla, bu yüzden bir kez daha teslim olmaktan başka yol göremedi.
"Tamam." dedi "Fakat şunu bil ki, bana beş metreden fazla yaklaşmanı istemiyorum!"

Engin cevap vermedi artık. Bundan sonra ikili odadan çıktı. Leyla kapıda annesi ve ağbileriyle vedalaştı çabucak, nedense onlar da bu işin bir parçasıymış hissine kapıldı nedenini bilemeden.  En nihayetinde Hikmet Baba'nın eşliğinde kapalı otoparkta bekleyen siyah cipe ulaştılar.

Bagaja eşyaları yerleştirirken, yaşlı adam Engin'e:
"Dönüşte bu işi halletmiş ol, bu kızı artık gözümün önünde istiyorum." dedi otoriter bir sesle.
"Ben de, inan ki ben de istiyorum, hem de her şeyden çok..." diye içini çekerek cevapladı onu genç adam.

--------------------------------

Saatlerdir yoldaydılar. Araba hareket ettikten bir kaç dakika sonra Leyla uykuya dalmıştı. O kadar yorgun ve bitkindi ki, içinde bulunduğu durumu değerlendirecek hali yoktu. Ayrıca, ne kadar kırgın ve kızgın olursa olsun, içinin bir tarafı Engin'in yanında güvende olacağını ve her şeyin yoluna gireceğini de biliyordu.

Engin ise haftalar sonra en nihayet sevdiği kadının yanında olmasının verdiği iç huzuru ile tüm dikkatini yola vermiş, Kadriye Hanımla yaptığı konuşmayı düşünüyordu. Annesine bakınca, Leyla'nın kızıl saçlarını ve o güzel yeşil gözlerini kimden aldığı ortaya çıkıyordu. Ayrıca, beş dakikalık konuşma sonucunda karakterinin baskın özelliklerinin kaynağını da anlamıştı.

"Bak oğlum, Leyla hep babana çok şey borçlu olduğunu söyler durur." demişti Kadriye Hanım lafı dolanmdırmadan, "Ama işin aslı şu ki, baban da benim kızıma çok şey borçludur. İlk karşılaştıklarında; Leyla babası yeni ölmüş mutsuz bir çocuktu, babansa yeni boşanmış ve evladını bir anlamda kaybetmiş bir adamdı. Onlar bu eksikliklerini birbirleriyle tamamladılar ve neredeyse herkesin gıpta ettiği bir baba-kız ilişkisi kurdular aralarında. Babanın ani ölümüyle, Leyla bir kez daha babasını kaybetmiş gibi oldu. Anlıyor musun?"

Engin başını sallamakla yetinmişti sadece, hiç bilmediği gerçeklerle yüzleşiyordu yine.

"O yetmezmiş gibi, kazadan sonra yok yere bir skandal çıktı, sırf babanın ve Leyla Hanımın hatırına, onları ifşa etmemek için sesini çıkarmadı. Ama bu arada nişanlısından ayrıldı. Sonra da sen ortaya çıktın. Ve çok üzdün kızımı, o çok sevdiği şirketten ve babanın hatırasından ayrılmasına neden oldun!"

"Biliyorum, her şey benim hatam." diye cevapladı Engin bu sefer.

Biraz önce genç adamın anlattıklarını sonuna kadar sabırla dinleyen ve her şeyi öğrenmiş bulunan yaşlı kadın sözüne devam etti:

"Eh, bu da bir şey. Ama Leyla'nın ne yapacağının garantisini veremem sana, gördüğüm şey kızım da seni seviyor. Zaten sırf bu yüzden seninle gitmesine göz yumacağım, fakat bir kez daha onu üzersen, sakın gözüme görünme!"

Otuz sene sonra Leyla'nın nasıl olacağını artık çok iyi bildiğini düşündü genç adam ve gülümsedi hafiften.

------------------------------------

Arkasını ormanlık yükseltilere dayamış, yüzü denize dönük apart bir oteldi burası. Bal peteği gibi sırt sırta dayalı dörtlü kombinasyonlar oluşturan dairelerin oluşturduğu kompleks bütün sahil boyunca uzanıyordu.

Kaldıkları daire iki oda ve iç içe geçen iki salondan oluşuyordu. Giriş olarak da kabul edilebilecek ilk salonun bir tarafında banyo ve tuvalet, diğer tarafında ise mutfak olarak tasarlanmış bir bölüm bulunmaktaydı. Bulaşık makinesi, ocak, fırın ve dört kişilik bir yemek masası vardı burada. İkinci salonda ise televizyon ve müzik setinin eşlik ettiği geniş bir oturma grubu vardı ki buradan da odalara geçiliyordu.

Geleli bir hafta kadar olmuştu. Leyla, tamamen içine kapanmıştı, sürekli uyuyordu. Engin, pansuman ve bir şeyler yemesi için ancak kaldırabiliyordu onu. Genç kadın, derin bir sessizlik içindeydi, neredeyse hiç konuşmuyordu. Genç adamsa ne yapacağını bilmemekle birlikte, bunun bir tür nekahat dönemi olduğunu hissettiğinden, sessizce bekliyordu.

Yine böyle geçen bir günün ardından o gece Engin çığlıklar ile yatağından fırlamıştı, genç kadın kabus görüyordu. Onu sakinleştirdikten sonra içi rahat etmemiş, yalnız bırakamamıştı, ama günün ilk ışıklarıyla o da yatağın karşısında bir sandalye üzerinde uykuya yenik düşmüştü.  Genç adam birden içinde bir boşluk hissiyle irkilerek uyandı, Leyla'nın yatağında ve hatta dairede olmadığını duyumsadı şiddetle.

Hızla yerinden fırladı, alelacele eline ne geçirdiyse üzerine giydi ve kendisini dışarı attı.

Güneş yeni yeni ısıtmaya başlamıştı etrafı, parlak ve taze bir gündü.

---------------------------------------------

Kumsalın bittiği ve kayaların denize girinti yaparak kıyının oyulduğu yerde, bir kayanın üzerinde oturuyordu Leyla.

"Günaydın!" dedi berrak bir sesle kendisine doğru gelen genç adamı görünce.
"Günaydın," diye cevapladı Engin, yorulmaktan çok endişeden soluk soluğa kalmıştı aslında.

"Sana haber vermediğim için özür dilerim, ama dün gece benim yüzümden çok perişan oldun, uyandırmaya kıyamadım, her ne kadar yerin de pek rahat değildi ya..."

Engin bir şey söylemeden, Leyla'nın yanına kayalığın üzerine ilişiverdi. Epey bir süre sessizce manzarayı seyrettiler.

Genç kadın sırtını genç adama vermiş, başını da omzuna dayamıştı. Herşeyin yolunda olduğu güvenini veren o bildik duygu sarmıştı yine her yanını. Genç adam da usul usul içine çekiyordu Leyla'yı, saçlarını, teninin kokusunu....

Neden sonra yavaş yavaş konuşmaya başladı, her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattı, babasının odasında onu ilk gördüğü andan başlayarak. Hiç sözünü kesmeden dinledi Leyla, yorum yapmadan. Ne zamanki anlatacağı bir şey kalmadı genç adamın:
"Yani ne demek istiyorsun?" diye sordu sakince.

Bu tavır biraz şaşırttı Engin'i:
"Yani," dedi, "ben kocaman bir aptalım. Seni ilk gördüğüm gün aşık oldum aslında, ama kendi korkularım ve önyargılarım yüzünden her şeyi berbat ettim. Beni affedebilir misin, yeniden başlayabilir miyiz?"
"Ve şimdi böyle söyleyince, her şeyi unutacağız ve yeniden başlayacağız öyle mi?"
"Hiçbir şeyi unutmayacağız belki ama bir şans daha tanımış olacağız birbirimize," diye tekrar denedi genç adam.

Leyla, kocaman yeşil gözlerini Engin'in gözlerine dikti, taa yüreğinin derinliklerine kadar işledi. Sonra hiçbir şey söylemeden, yerinden kalktı ve kumsal boyunca yürümeye başladı. Engin öylece bakakaldı arkasından.

Genç kadın attığı her adımda Engin'den uzaklaştığını ve başka bir hayata doğru yürüdüğünü hissediyordu.
"Seni seviyorsa, bırakmaz gelir, o zaman sen de bırakma" diye fısıldadı kalbinin derinliklerinden tanıdık bir ses. Genç kadın yürümeye devam etti.

Attığı her adımda Leyla'nın kendisinden uzaklaştığını ve başka bir hayata doğru yürüdüğünü görüyordu Engin. Bir kez daha öylece arkasından bakıp gitmesine izin veremeyeceğini anladı birden. Büyük bir kararlılıkla yerinden kalktı, genç kadını birkaç adımda yakaladı ve elinden tuttu. Leyla itmedi veya  reddetmedi onu, bu sefer. Birlikte yürümeye devam ettiler.

Engin'in dileği sonunda gerçekleşmişti.

-BİTTİ-

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Hikayeler güzel ama Nadire hanım biraz yavaş çalışıyor bir bölüm 3-4 ayda bir yayımlanıyor.yoksa artık yazmıyor mu?

lealece dedi ki...

aslına bakarsanız şu sıralar hepimiz biraz yavaşladık, ama en kısa zamanda toparlanacağız. nadire hanım da hikayelerine devam edecek... sevgiler

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar