DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

29 Ocak 2010 Cuma

LEYLA (7. BÖLÜM)

Nadire Hanım

7. Bölüm: GERÇEK

 
1. Bölüm - 2. Bölüm - 3. Bölüm - 4. Bölüm - 5. Bölüm - 6. Bölüm

Paris'ten döndükten birkaç gün sonra Leyla, Engin'in masasına istifa dilekçesini koydu.
"Demek kararını verdin," dedi genç adam kılını bile kıpırdatmadan.

"Evet," diye cevapladı genç kadın olanca sakinliğiyle. Engin'in masasının karşısında dimdik ayakta duruyordu.
"Şirketimizde on yıldan fazladır çalışıyorsun, tazminat alıp alamayacağına bir bakayım, senin için en iyisini yapmak bizim boynumuzun borcudur..."
"Ben tazminat falan istemiyorum," diye sözünü kesti genç kadın, "sadece istifamın kabulünü ve şirketinizle ilişkimin hemen kesilmesini istiyorum."
"Madem öyle diyorsun, bence de makul."
"Teşekkür ederim."

Kapıdan çıkmadan bir an durakladı Leyla, belki bir şey söyleyecekti, belki bir söz bekledi Engin'den. Sonra kapıyı açtı ve arkasına bakmadan çıktı.

Genç adam gitmesine engel olmak istedi, gidip kapıda yakalamak onu, ama yapmadı.

Ve Leyla, odadan, onca senesini geçirdiği şirketten ve Engin'in hayatından çıkıp gitti.

-------------------------------------

İstanbul bahara teslim oluyordu yavaş yavaş.

Leyla yaralarını sarmaya çalışıyordu, ama hiç de başarılı değildi. Şirketten ayrılalı bir aydan fazla olmuştu, ama ona yüzyıl geçmiş gibi geliyordu.

Bu sefer annesinin sözünü dinlemiş, yeni işine başlamak için acele etmemişti. Arkadaşları da anlayış göstermiş, ne zaman isterse o zaman gelmesini söylemişlerdi.

Yaşadıklarının ve acılarının en yakın tanığı, sırdaşı annesiyle kahvaltı sofrasındaydılar:
"Bu gün hava çok güzel, biraz dışarı çıkalım mı?" kızı günlerdir evde bir hayalet gibi dolaşıp duruyordu, bir tür yas tutuyor gibiydi. Ama artık bitirme vakti gelmişti, en azından Kadriye Hanım öyle düşünüyordu.
"Olur cicim," diye cevapladı genç kadın annesini şaşırtarak.

Annesi bahçe kapısını kapatırken, Leyla da baharla karışık İstanbul havasını içine çekiyor, biraz aşağıdaki sahilden evlerinin olduğu sokağa doğru uçuşan martı çığlıklarını dinliyordu. Yaşam bir türkü tutturmuş, ona da bunu dinletiyordu işte.

Adam, birden karşılarına çıktı, körkütük sarhoştu ve ayakta zor duruyordu. Ne kadar hırpani bir kılıkta olursa olsun, Leyla daha görür görmez tanıdı onu.

"Merhaba Leyla hanımefendi hazretleri," dili dolanıyordu ve elinde de bir silah tutuyordu "beni hatırladınız mı?"

İki kadın da oldukları yere çivilenip kalmışlardı,
"Ne istiyorsun?" diye sordu genç kadın sakin olmaya çalışarak.
"Belli olmuyor mu!" dedi adam yılışık bir tarzda niyetinin hiç de iyi olmadığını belli ederek, "Sen beni kovdurdun, işsiz bıraktın, hayatım allak bullak oldu. Bunun bedelini ödeyeceksin!"
"Ben seni kovdurmadım, sen arandın. Gidip de elin kızlarına sarkmasaydın, gül gibi karın varken..."

Genç kadın daha fazla devam edemedi, zaten ayakta güç duran adam birden dengesini kaybetti, ileriye doğru bir hamle yaptı ve silah patladı, annesinin çığlığını duydu. Adam caddeye doğru savrulurken silah bir daha patladı, Leyla annesinin çığlığını duydu tekrar, sonra gözleri karardı....

---------------------------------------

Engin'in yine içi sıkılıyordu. Aslında Leyla gittiğinden bu yana her an içi sıkılıyordu onun. Odadan çıkıp gitmesiyle şirket bomboş kalmıştı sanki. Hayat bomboştu.

Kaç defa aramak istedi, geri çağırmak. Hatta daha fazlasını yapmak, onu hayatının bir parçası yapmak. Ama babasının hayattaki son sevgilisi, hatta başkalarıyla da ilişki içinde olmuş bir kadını sevmeyi yediremiyordu kendisine. Gururu ve aklı ona ne derse desin, gönlü dinlemiyordu işte. İçinde büyük bir sıkıntı vardı bu gün, hergünkünden daha farklı bir sıkıntı.

Yüreği ayrılık acısı altında ezilirken ve zihninin bir kısmı hala Leyla ile meşgulken, içeri Hikmet Baba daldı.
"Engin," diye gürledi adeta, büyük bir telaş içindeydi.
"Ne oldu Hikmet Baba?" Genç adam da telaşlanmıştı.
"Leyla, Leyla'yı vurmuşlar!"

Her şey boşlukta asılı kaldı bir an:
"Anlamadım ne diyorsun!"
Hikmet Baba, bir koltuğa atmıştı şimdi kendisini.
"Diyorum ki, hani Leyla'ya saldıran soysuz yok mu, işte o bu gün evlerinin önünde vurmuş kızı."
"Durumu nasılmış?" Gerçekten sorabilmiş miydi bu soruyu?
"Ben tam anlayamadım, Kadriye Hanım, yani annesi (diye ekledi Engin yabancılayınca) telefon etti, iki göz iki çeşme hastaneye götürdüklerini söyleyebildi ancak."
"Çabuk," diye ok gibi fırladı Engin yerinden, "hangi hastaneyse biz de gidelim!"
"Tamam oğlum, biraz yavaş, sana da bir şey olmasın."

Hikmet Baba kendini ve Leyla'yı unutmuş, Engin'in bembeyaz olmuş yüzünden ve panik içindeki halinden daha fazla endişelenmişti şimdi.

------------------------------------------

"Bu şekilde görüşmekten vaz geçmeliyiz artık!" diye şaka yaptı genç doktor.
"Sanırım haklısınız," diye gülümsemeye çalıştı Leyla, askıdaki kolu çok acımasına rağmen.

"Birkaç güne kadar, kendisini toparlar, ciddi bir durum yok. Kurşun sıyırmış geçmiş, pansumanını ihmal etmeyin yeter. Bu günlük burada kalsın tedbiren, yarın çıkarırız." diye açıkladı doktor odadakilere.

"Merak etmeyin, Levent iyi bir doktordur. Biliyorsunuz kazadan bu yana Leyla'yı hep o takip etti." diye Kadriye Hanımı sakinleştirmeye çalıştı Hikmet Baba.

Engin, herkesten uzakta odanın bir köşesinde ayakta duruyordu. Rüyada gibiydi, konuşulanların ne kadarının farkında olduğunu kendisi de bilmiyordu.

"Evet, artık odayı boşaltalım da, hastamız biraz dinlensin." diyen hemşirenin sesiyle kendisine geldi.

Herkes çıktıktan sonra, Leyla'nın yatağına yaklaştı. Genç kadın ilk defa onun ayırdına varıyordu, gözleri hayretten kocaman kocaman açılmıştı.

"Nasılsın?" dedi, yatağın üzerinde serili elini yumuşakça tutarak.
"İyiyim."
"Bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Yok. Buraya kadar zahmet etmişsiniz." Bundan böyle, onun bu şefkatli hallerine asla kanmayacaktı.
"Yine de," Çektiği acıya rağmen, Leyla'nın vakur tavrı, içine batmıştı, duraksadı bir an. "herhangi bir şeye ihtiyacın olursa..."
"Tamam."
"Tamam."

Engin, kolunun acısıyla yüreğinin acısın birbirine karışmış vaziyetteki Leyla'yı yalnız bırakarak odadan çıktı.

--------------------------------------------

Ya Leyla'ya bir şey olsaydı? Ya ölseydi?
Bütün tereddütleri, gururu, öfkesi ve hatta kini, her şey önemini yitiriyordu şimdi bu endişeler karşısında.
Aşk illede hükmünü sürüyordu.
Onu kaybetseydi, hepsi ne boş, ne anlamsız kalacaktı.
Geri kalan hayatını onsuz geçirme mahkumiyetinin her şeyden ağır ve taşınamaz bir yük olduğunu görüyordu şimdi.

"Bir kıza sahip olamadık be oğlum,"diye saatlerdir süren sessizliği bozdu Hikmet Baba.
"Kendi gitmek istedi," diye kendini koruma ihtiyacı hissetti Engin.
"Öyle de olsa, onu göndermeyebilirdin. Onun gibisini bulmak için şirketler neler feda ediyorlar senin haberin var mı, üstelik bir de babanın emanetiydi. Bir emanete sahip olamadık!"

Hastaneden dönmüşlerdi ve Engin'in odasında öylece oturup, günün üstlerinden akıp gitmesini bekliyorlardı.
"Bütün mesele de o zaten! Babamın emaneti!" Yine öfkesine hakim olamamıştı genç adam.
"Nasıl yani?"
"Anlamıyor musun Hikmet Baba, ben bu emanet olayına tahammül edemiyorum!"
"Anlamıyorum oğlum, ama anladığım bir tek şey var ki zaten bunu dünya alem anlamış vaziyette: Sen bu kıza deli gibi aşıksın! Ama gel gör ki yapmadığın eziyet kalmadı, yetmedi şirketten kaçırdın. Bu gün de kız vuruldu diye, az daha sen ölüp gidiyordun, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!"
"Hikmet Baba, ben gerçekten ne yapacağımı bilemiyorum."
Engin'in sesindeki çaresizlik ve samimiyet yaşlı adamın biraz yumuşamasına neden oldu:
"Bilmeyecek ne var oğlum, git kızın ayaklarına kapan, seni affetmesini sağla, ondan sonrası da Allah'ın emri..."
"Hikmet Baba, anlamıyorsun! Ben babamın sevgilisi olmuş bir kadınla nasıl beraber olabilirim!"
"Oğlum bin defa söylemedik mi, yok öyle bir şey, medya yalanı o, niye hala uzatıyorsun anlamıyorum.!"
"Medya falan benim umrumda değil, ama babam kendi ağzıyla söyledi!"

Hikmet Baba şok olmuştu:
"Baban mı söyledi? Ne söyledi sana?" diye sordu hayretle.
"Kazadan hemen önceki öğlen, beni çağırdı. İki yıldır birlikte olduğu bir kadınla evlenmeye karar verdiğini, adının da Leyla olduğunu, söyledi. Hatta bizi tanıştıracaktı ama biliyorsun işte...."

Hikmet Babanın zihninde bir ışık yandı. Olabilir miydi böyle bir şey?

"Sen bu konuyu Leyla'ya sordun mu hiç?" diye sordu kesin emin olmak için.
"Bir kaç kez gündeme geldi. Bir kabul eder oldu, bir inkar etti. -Babam evleneceğinizi söylemişti, dedim, kabul etti. Sonra da onunla birlikte olduğunu inkar etti, e bir de o sırada nişanlı oldğunu öğrendim. Ben de iyice zıvanadan çıktım. Şimdi anlıyor musun?"

Hikmet Baba gerçekten anlamıştı. İçinden kendini yerlere atıp, dizlerine vura vura kahkahalarla gülmek geliyordu. Kendini zaptederek:
"Evet oğlum," diye cevapladı "ama sanırım senin anlamadığın pek çok şey."
"Ne demek istiyorsun?"
"Boş ver şimdi bunları, hadi artık evlerimize gidelim. Çok yorulduk bu gün. Yarın seninle bir işimiz var!"

Böyle dedikten sonra, Engi'i odasında yalnız bıraktı.

------------------------------------------------------

"Hikmet Baba, nasıl bir numara çekiyorsun bana bilmiyorum ama..."

Engin sıkıntı içindeydi, son derece lüks ve şık bir villanın salonunda ev sahibini bekliyorlardı. Sabahın köründe Hikmet Baba kapısına dayanmış ve sabah kahvesine davetli olduklarını söyleyerek adeta zorla onu buraya getirmişti.

Tam bu sırada:
"Hoş geldiniz Hikmet Bey," diyen bir ses duyuldu.
"Hoş bulduk, aradan bunca zaman geçtikten sonra sizi yeniden görmek çok hoş."

Ev sahibi kadın yaşını başını almış, ama bakımlı ve hala çok güzel bir kadındı. Uzun sarı saçlarını tepesinde topuz yapmıştı, mavi gözlerini iyice açığa çıkaran açık mavi bir tünik giymişti. Hikmet Bey'in elini zarifçe sıktıktan sonra, Engin'e dönmüştü ki, yaşlı adam takdim etti:
"Necmi'nin oğlu Engin."
Bir an için gözleri dolar gibi oldu kadının:
"Bu hanım da oğlum, Leyla Hanım, babanın nişanlısı" dedi Hikmet Baba.

Hal-hatır faslının sonuna doğru kahveler geldiğinde, Engin şaşkınlığını hala üzerinden atamamıştı. Leyla Hanım kahvesinden bir yudum aldığı sırada, Hikmet Baba ile gözgöze geldi ve başını sallayarak yavaşça konuşmaya başladı:
"Babanızla birbirimizi hayatımızın sonuna doğru bulmamız Tanrı'nın büyük bir lütfudur, ama birlikteliğimizin bu şekilde sonlanması da yine O'nun takdiridir. Beraber dışarı çıktığımız zamanlarda, şoförü almazdı. Kaza geçirdiği gece de beraber yemeğe gitmiştik, bir kutlama yemeğiydi, sizinle konuştuğunu ve evlilik kararımızı gayet makul karşıladığınızı söylemişti, bunu kutluyorduk. İşte o gece de  çok yorgun olmasına karşın yine arabayı kendi kullanmayı tercih etmişti. Oysa ben, onu uyarmıştım, ya şoförü al ya da taksiyle gidelim diye, ama beni dinlemedi. Nitekim, beni bıraktıktan sonra Leyla'yı evine götürürken sahil yolunda kalp krizi geçirmiş. Sonrası malum."

Bundan sonra biraz daha sohbet ettiler. Ayrılma vakti geldiğinde, Engin ancak kendine gelmişti:
"Bunca zaman sizi yalnız bırakmış olmamız bizim büyük bir ayıbımız, ama müsaade ederseniz bundan sonra sizi daha sık ziyaret etmek isterim. Siz babamın aziz bir hatırasını temsil ediyorsunuz benim için." dedi vedalaşırken.

Genç adamın samimiyeti karşısında duygulanan yaşlı kadın:
"Çok memnun olurum, sen de bir oğlum sayılırsın. Temenni ettiğimiz nikahın gerçekleşmemiş olması, bu durumu değiştirmez. Bu evin kapıları her zaman size açıktır." diyerek uğurladı misafirlerini.

-------------------------------------

Arabada şirkete doğru yol alırken, her şey yerli yerine oturuyordu Engin'in zihninde. Babasının hayatında aynı isimde iki kadının varlığı ve ikisinin de onun için son derece kıymetli olması, kaderin ancak mizah anlayışıyla açıklanabilirdi.

Engin'in, Leyla'yı ilk gördüğü gün yıldırım aşkına tutulup, aklını kaybettiği gerçeği ise hiçbir açıklamaya muhtaç değildi. Ama buna mukabil, çektirdiği eziyet, ettiği hakaretler ve kırdığı kalp affedilir gibi de görünmüyordu. 

"İşi ne kadar batırdım sence?" diye sordu neden sonra Hikmet Baba'ya.
"Hiç fikrim yok," diye cevapladı yaşlı adam dosdoğru.

İşin doğrusu, Engin de bir fikir yürütemiyordu.

devamını okumak için tıklayın

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar