DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

28 Ocak 2010 Perşembe

LEYLA (6. BÖLÜM)

Nadire Hanım

6. Bölüm: VEDA

1. Bölüm - 2. Bölüm - 3. Bölüm - 4. Bölüm - 5. Bölüm

Gün çok erken ve yoğun başlamıştı. Önceki gün hiç yaşanmamış gibi, sabah erkenden soluğu konferans salonunda almışlardı.

Öğlene kadar hiç denk gelmediler, konuşmadılar bile. İkisi de şık ve pahalı kıyafetleri içinde meslektaşlarının arasına karışmış ve birbirinden habersiz görünüyordu.

Yemekten sonra, toplantının başlamasını beklerken salon kapısının önünde Leyla amerikalı meslektaşları ile konuşuyordu ki gayri ihtiyari başını kaldırdı ve az ötede başka bir grupla sohbette olan Engin'le karşılaştı gözleri.

O kahverengi gözlerde ani çakan bir şimşek, öfke ve sevgi gördü Leyla. Tüm bunlar içine işlerken gülümsedi karşılığında tüm kalbiyle. Engin, midesine yumruk yemiş gibi hissetti yine.

-----------------

Konferansı düzenleyen organizasyon, konukları için yemek veriyordu bu akşam. Otelin önüne gelen otobüslere doluşup, yemeğin verileceği yere geldiklerinde, hoş bir sürprizle karşılaştılar. Yemek Seine nehrinde yüzen gemi lokantalardan birindeydi.

Leyla yerine oturmak için ilerlediğinde, Engin yanında bitiverdi, yanyana oturdular. Leyla'nın diğer yanında İspanyol bir iş adamı, Engin'in diğer yanında ise Alman bir iş kadını vardı.
"Ayarlansa bu kadar olurdu," diye düşündü Leyla.
Zira İspanyol bütün gün Leyla'ya kur yapmıştı ve Alman kadın da alenen Engin'i takip ediyordu.

Ama bu gece hiçbir şey için kendini yormayacaktı, yemeğin, yıldızların ve nehrin tadını çıkaracaktı.

İlerleyen saatlerde, tüm çabalarına karşın beklediği ilgiyi göremeyen İspanyolun başka sulara doğru yelken açmasıyla yalnız kalan Leyla, çalan müziğe dalmıştı ki, kulağının dibinde biri fısıldadı:
"Hayranından kurtulmuşsun bakıyorum!"
"Yaa, ne demezsin" diye gülümsedi genç kadın, "seninkinden ne haber?"
"Boş ver onu hadi gel dansedelim."

Leyla, bir kez daha kendisini Engin'in rüzgarına kapılmış ve kollarında buldu. Aslında sıkıcı bir durumdu bu. Adam canı nasıl isterse öyle davranıyordu ona. Bir an önce onu şiddetle tersler ve ondan neredeyse nefret eder gibi görünürken, bir an sonra dünyanın en şefkat ve sevgi dolu erkeği oluveriyordu.

Yine bir büyünün esiri olmuştu, çalan müziği bastıran Seine'in melodisine yıldızlar ıslıklarıyla eşlik ediyordu sanki. Sonra fark etti ki, aslında ıslık çalan Engin'di.

Derin bir nefes aldı, durdu ve sonra "bu akşam hiçbir şey için endişelenmeyeceğine" dair kendisine verdiği sözü hatırlayarak, başını genç adamın omzuna dayadı. O ise hala ıslık çalıyordu.

-------------------------

Otel çok da uzak değildi, bunu fırsat bilerek, dönüşte otobüse binmediler. Kıyı boyunca yürümeye başladılar. Biraz evvel köprünün altından akan nehrin üzerinde bir gemiden kıyıyı izlerken, şimdi köprünün üstünde durmuş nehri  ve nehirde yüzen gemileri seyrediyorlardı.

"Yıldız kaydı, dilek tut!"

Engin ve dilek tukmak? Leyla hayretini gizlemeye bile gerek görmeden: "Hadi canım!" deyiverdi.

Bu tepki genç adamı güldürmüştü: "Niye, öyle yapmazlar mı zaten?"
"Genelde yaparlar, ama asıl merak ettiğim sen yapar mısın?"
"Aslında hayır," diye itiraf etti Engin. "Peki ya sen?"

"Biz çocukken babam bizi bazı geceler deniz kıyısına götürürdü, hava açıksa ve gökyüzünde yıldızlar varsa; -dileklerinizi yıldızlara söyleyin, derdi. Galiba dediğini bir tek ben yapardım, hala da yaparım. Ama şimdi inandığımdan çok babamın hatırasını canlandırmak için yapıyorum..."

"Bense, çocukluğumda babamla birlikte yaptığım tek bir şey hatırlamıyorum."

"E hadi madem söyledin, ikimiz de dilek tutalım." Leyla her şeyi oluruna bırakmıştı, bir rüyadaydı, nasılsa  uyanacaktı ve o zaman da canı çok yanacaktı, ama şimdilik yaşayacağını yaşayacaktı.

Engin de oyuna katıldı, o da aşağı yukarı aynı duygular içindeydi. Yaklaşan sonu ve genç kadını nasıl yıkacağını içten içe çok iyi biliyordu, ama ondan uzak durmak ve onu kendinden korumak elinden gelmiyordu.

"Peki," dedi ve sahiden dilek tutacakmış gibi gözlerini yumdu. Tam o anda beklemediği bir şey oldu ve Leyla'nın hayali belirdi zihninde, gülen gözleri, ışıl ışıl yüzüyle kollarını açmış ona doğru süzülüyordu. İşte o zaman gerçekten bir dileği olduğunu anladı ve o Leyla'ydı!

Bu gerçeği içine tam sindiremeden minicik bir fısıltı duydu Engin:
"İnşallah!"

Bu olay biraz önceki ruh halinden tamamen sıyrılmasına neden olmuştu:
"İnşallah mı?"

Leyla, bir anda kendisine geldi: "Bunu gerçekten söylemiş olamam değil mi?"
"İnan söyledin," dedi genç adam, fazlasıyla meraklanmıştı. "Nasıl bir dilek bu, inşallah?"

Genç kadın utandığını hissediyordu, nasıl diyebilirdi ki: "İnşallah bu iş sarpa sarmaz. İnşallah ben çekip gitmek zorunda kalmam, diye diledim!"

Omuzlarını silkerek, sahte bir gülümsemeyle uyduruverdi ayak üstü:
"Yani inşallah, dileğin olur!"

Genç adam fazla üstelemedi, gerçeğin başka olduğunu seziyordu fakat otelin de önüne gelmişlerdi. Engin bir kez daha beklemediği bir hareket yaptı; Leyla'yı kendisine doğru çekti ve kalbine sokmak ister gibi, sımsıkı sarıldı ona.

Yaşadığı duygusal yoğunluk fazla gelmişti genç kadına, daha ileriye gitmeden kendini genç adamın güçlü kollarından sıyırdı ve "iyi geceler" diye fısıldayarak hızla içeri girdi.

Engin, kaçıncı defadır Leyla'nın arkasından bakakalıyordu. Peşinden gitmek istedi, ama yapmadı.

-------------------------

Leyla, yanındaki adamın varlığına aldırmamaya çalışarak, uçağın penceresinden dışarıya bakıyordu, birazdan İstanbul'a hareket edeceklerdi. Tüm sakin ve aldırmaz görüntüsüne karşın yüreğinin bir köşesinde kıyametler kopuyordu, bir gün önce yaşananları zihninden söküp atamıyordu bir türlü.

Paris'teki son günlerinde, konferans biter bitmez soluğu Champs Elysee'de almışlardı bu sefer. Hava kararmak üzereydi, hem bir şeyler yemeyi, hem de biraz alışveriş yapmayı kararlaştırmışlardı.

Genç kadın, alıştığı gibi kendini ve idareyi Engin'e bırakmıştı, bir yandan vitrinlere bakıyor, bir yandan da yavaş yavaş ışıklanmaya başlayan alanın keyfini sürüyordu.
"Ne dersin Arc de Triomphe'a kadar yürüyelim mi?" dedi Engin.
"Arc ne?"
"Aman canım bir tür zafer anıtı, görmedim demezsin," diye şakalaştı genç adam.
"Bu durumda yine görmüş olacağım..."

"İlk defa Paris'e babamla gelmiştim, biliyor musun?" deyiverdi Engin birden.
"Bak gördün mü, sizin de birlikte yaptığınız bir şeyler varmış," dedi Leyla bir gece önceki konuşmalarını hatırlayarak.
"Evet, dün gec seninle konuştuktan sonra, babama biraz fazla haksızlık ettiğimi düşündüm. Belki ortalamayı tutturamadı hiçbir zaman ama, kendine göre beni önemsediğini ve hatta sevdiğini bile söyleyebilirim. Pek öyle şefkat dolu bir tip değildi, yani ondan öyle sevgi sözcükleri falan beklenmezdi. Bana karşı kullandığı en yumuşak söz, -oğlum-du. Düşün yani, bir gerçeğin ifadesi!"
"Biliyorum, bana da en fazla -Leylacım- derdi ki, o zaman da bayağı bir endişeye kapılırdım."

Leyla'nın sesindeki sevgi dolu tını, Engin'in aniden büyük bir öfke nöbetine tutulmasına neden oldu.
"Onun ölümü senin için çok büyük bir yıkım oldu değil mi?" diye tısladı.
Genç kadın bir şeylerin ters gittiğini sezmişti ama tam ne olduğunu anlayamamıştı:
"Evet, ben..." diye tereddütle başlasa da devam edemedi.
"Onca sene, taa çocukluktan itibaren uğraş didin, baban yaşında adamın gözüne gir. Tam emeline nail olacakken, adam gitsin trafik kazasında ölsün. Olacak şey mi! Neye yanarsın harcadığın onca zahmete mi, kaçırdığın koca servete mi?"

 İki genç insan yürümeyi bırakmış yolun ortasında karşı karşıya duruyorlardı şimdi. Leyla şok olmuştu. Bir şeyler söylemek istedi, ağzını açtı, ama kelimeler dökülmedi dudaklarından. Otomatik olarak elini kaldırdı,  bir tokat indirecekti belki de. Ama, yüreğindeki bir şey tuttu ve umulmadık bir şekilde yumuşakça yanağına dokundu genç adamın. Öfkeli gözleri, Engin'in nefret dolu gözlerine kenetlendi bir süre, sonra nereye olduğunu bilmeden koşmaya başladı.

 Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu şimdi ve Engin saatlerdir lobide oturuyordu. Leyla, hala otele dönmemişti, cep telefonu kapalıydı. Tam dışarı çıkıp aramaya karar vermişti ki genç kadın sırılsıklam  içeri girdi.

Engin kontrolünü tamamen kaybetmişti, genç kadını kolundan tuttuğu gibi otelin iyice kuytu bir köşesine sürükledi.
"Senin saatten haberin var mı, gecenin bu saatinde Paris'te tek başına dolaşılır mı, delirdin mi sen..."

Leyla cevap vermiyor, sadece kolunu kurtarmaya çalışıyordu. Ama bir kez daha yenildi. Engin söylediklerinin saçmalığını kavramış gibi aniden susuverdi, genç kadını kendine çekti ve onu öpmeye başladı.

Karşılaştıkları ilk günden bu yana yaşattığı şiddetin tam tersi öylesine şefkatli, öylesine sevgi dolu bir öpüştü ki bu, baştan çıkmak ya da kendini kapıp koyvermek yerine Leyla'nın kanını beynine çıkarttı.
Hırsla genç adamı kendinden uzaklaştırdı ve bu sefer hakikaten şiddetli bir tokat indirdi yüzüne.

Uçak havalanmaya başlamıştı, Paris bulutlara karışırken:
"Hoşçakal Paris!" diye içinden geçirdi Leyla, ama asıl vedalaştığı Engin ve ona dair herşeydi.

Zira hayatındaki çok önemli bir sayfanın sonsuza dek kapandığını gayet iyi biliyordu genç kadın.

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar