DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

14 Aralık 2009 Pazartesi

LEYLA (4. BÖLÜM)

Yazan: Nadire Hanım

4. Bölüm: YILBAŞI YEMEĞİ

 


İki gündür neredeyse Engin'in şirketteki odasından hiç çıkmamışlardı. Ekonomik kriz, tüm Türkiye'yi sarstığı gibi, şirketler topluluğunu da sarsıyordu. Yakın zamanda gerçekleşen yönetim kurulu toplantılarından birinde, topluluğun sahip olduğu sigorta şirketinin belli bir yüzdesinin, bu alanda faaliyet gösteren Avrupalı bir şirkete satılması yoluyla bir tür ortaklık kurulmasına karar verilmişti.

İşte son iki gündür son rötuşlar üzerinde duruyorlardı, eğer işler yolunda giderse yeni yıla yeni bir ortakla başlayacaklardı.


Leyla, Engin'le yaptıkları konuşma sonrasında, karşı bir hamle beklemişti. Örneğin; olmadık bir departmana verilmek (santral falan) ya da odasının aşağı katlara taşınması gibi. Evet, karşı hamle gelmişti, ama hiç de beklediği gibi olmamıştı. Anlaşılan yeni patron, onu çalıştırarak bezdirmeye karar vermişti. Son iki gündür, Hikmet Baba ile üçünün tıkıldıkları bu odada, Leyla sınırlarının denendiğini görüyordu. Ama karşısındakinin bilmediği bir şey vardı: Onun sınırı yoktu!


"Son on yılın, ortalama değer artış istatistiği..." diye söylendi, Engin, gömüldüğü dosyalar içinde.

"Kırmızı klasör, sayfa 53" diye gayri ihtiyari cevapladı Leyla, daldığı sayfalardan başını kaldırmadan, ortalama değeri de ekledi ardından.

Genç adam hayretle, hem sayfa numarasının, hem de ortalama değerin bindeliğine kadar doğru olduğunu teyit etti aynı sayfa üzerinde. Kimbilir bu kaçıncı örnekti dünden bu yana. Engin, Leyla'da özel bir şeyler olduğunu kavramaya başlamıştı, ama tam olarak ne olduğunu adlandıramamıştı. Genç kadına da sorup, ona bir paye vermiş gibi olmak da istemiyordu. Fakat, Hikmet Baba'nın  kızdan vazgeçememesine de hak vermeye başlamıştı. İşte şimdi, bu da sinirini bozuyordu!
--------------
"Bu günlük benden bu kadar, bu akşam hanımın yeğeninin nikahı var, nişanı kaçırmıştım eğer buna da yetişemezsem valla beni artık eve almayacak!"
"Tamam, sen git Hikmet Baba, Leyla Hanımla biz biraz daha bakarız."
Böyle der demez, Engin, yaşlı adamın yeni bir oyununa geldiğini hisseder gibi oldu, ama yapabileceği bir şey yoktu. Leyla da durumdan pek hoşnut görünmüyordu.


Birkaç saat daha çalıştılar. Bu süre zarfında, Engin, genç kadının yeteneklerini yakından test etme imkanı buldu. Leyla ise kendisinin bir tür sınavdan geçtiğinin farkında, patlama noktasına gelmişti.


En nihayetinde, Engin, bu günlük -pes- diyerek, çalışmayı bitirdi.
"Şu oniki yaş meselesi," deyiverdi Engin, toparlanıp çıkmaya hazırlanırlarken.
Leyla bir an durakladı: "Nasıl?"
"Babamı oniki yaşından beri tanıdığınızı söylemiştiniz ya, onu diyorum."



Gülümsedi birden genç kadın, yüzü tatlı bir anıyla aydınlanmıştı:
"Evimiz buraya çok yakındır. Buranın arkasından geçen cadde var ya, işte oraya çıkan üçüncü sokakta... O zaman da orada oturuyorduk, bu gün de... Neyse işte, ben çocukken çok yaramaz bir çocuktum. Sadece bizimkiler değil, bütün mahalle benden yaka silkerdi. Bir akşam, bizim oğlanlarla saklambaç oynuyoruz, oraya mı buraya mı saklanayım, kimse beni bulmasın derken, kaptırmışım ben... Kendimi şirketin bahçesinde buldum, gece zifir düşünün. Kapıda güvenliğin durduğu kulübe var ya, oraya girerken, babanıza yakalandım. Derdimi anlatana kadar bir sürü zaman geçti, bu arada bizim mahallede kopmuş mu bir kıyamet, Leyla kayboldu diye. Babanız beni eve götürdüğünde, polisler gelmişti, neredeyse tutup götüreceklerdi adamcağızı..."


Anlattıklarının her cümlesinden sevgi akmıştı sanki. Etkilendiğini hissetti genç adam.
"İşte bizim hikayemiz böyle başladı," diye içini geçirerek tamamladı genç kadın.
Bu son cümle kanını beynine çıkardı nedense Engin'in, bir tür kıskançlık ve anlamsız bir öfke.
"Hiç de iyi bitmedi ama, değil mi!" diye kestiriverdi.


Öyle bir tepki vermişti ki, Leyla yüreğinden vurulduğunu hissetti.
"Siz sordunuz, ben de...."
"Neyse, neyse bunları bırakalım artık. Nasıl gideceksiniz bu satte şimdi?" Öyle kaba bir şekilde konuşmuştu ki, genç kadın kovulmaktan beter olmuştu.


Leyla'nın feci gururu kırılmıştı, hırsla:
"Ben giderim, zahmet etmeyin diyemiyeceğim, zaten zahmet etmiyorsunuz!" diye cevapladı, hızını alamadı: "Çok naziksiniz de diyemeyeceğim zaten değilsiniz!" diye ekledi. Sonra da kendini odadan dışarı attı.


Arkasından çarptığı kapının sesiyle, kendine gelen Engin, ne yaptığının ancak farkına varıyordu. Ama yine de içi yatışmamıştı.
------------


Uzun dalgalı kızıl saçlarını tepesinde gevşek bir topuz yapmıştı Leyla, bir kaç başı boş bukle yüzüne dökülüyor, birkaç tanesi de ensesinde dolaşıyordu. Yeşil gözlerine uygun, ama biraz daha koyu bir yeşil elbise giymişti. Hiç böyle güzel bir şey görmediğini düşündü Engin, elinde olmadan. Şirketin, geleneksel yılbaşı yemeğindeydiler, aynı masada tam karşısında oturduğundan, bütün gece genç kadını seyretmişti, istese de istemese de.


"Niye bu kadar süzgünsün, kızım?" diye sorduğunu duymuştu bir ara Hikmet Babanın.
"Kabuslar geri geldi şu sıralar." demişti Leyla da. Demek bu yüzden o kadar yorgun ve üzgün görünüyordu. Hafif bir suçluluk yoklar gibi oldu, ama hemen kovaladı.


Gecenin sonuna gelmişlerdi, salon yavaş yavaş dağılıyordu artık. Leyla da masadakilere veda ederek, kalkmaya hazırlandı. Biraz önce düşündüklerinin etkisiyle olsa gerek, Engin ne kendisinin ne de diğerlerinin beklediği bir hamle yaptı:
"Leyla Hanım sizi ben bırakayım isterseniz, ben de kalkıyorum."


Genç kadın, şaşkınlıkla ona baktı, bir an aklından binlerce şey geçtiyse de, ertesi gün çıkacak spekülasyonların hiçbiriyle uğraşamayacağına kanaat getirerek, ters bir şey söylemedi, başıyla onaylayarak teklifi kabul etmekle yetindi. Masadaki herkes derin bir "oh" çekmişti. Engin bile nefesini tuttuğunu farketmişti, genç kadının cevabını beklerken.


Ama  her şey daha bitmemişti. Yemek salonunun kapısına doğru ilerlerken, önlerine bir çift çıktı.
"İyi akşamlar Engin Bey, merhaba Leyla" diye selamladı çiftten erkek olan.


Hitapta bir tuhaflık hisseden Engin, gayri ihtiyari kolunu tutarak hafifçe kendine doğru çekti Leyla'yı. Bu hareket genç kadına da destek olmuştu sanki, genç adamdan aldığı güçle berrak ve sakin bir sesle:
"Merhaba Sinan," dedi.


Sinan, taşıdığı kini açık eden bir ses tonuyla:
"Eşim Mine'yi tanıyorsundur, o da burada çalışıyor. Fakat doğrusu senin hala burada olabileceğin hiç aklıma gelmezdi." diye devam etti.


Kendisinden başkasının Leyla'ya kötü davranmasına tahammül edemeyeceği gerçeğini o anda kavrayan Engin, daha kimse bir şey söyleyemeden söze giriverdi ve:
"Leyla Hanım, şirketimiz için son derece kıymetli ve yeri doldurulamaz bir elemandır. Dolayısıyla, onun başka bir yerde olması düşünülemez." diyerek de konuşmayı noktaladı.

--------

Arabaya bindiklerinde ikisi de hala biraz önceki olayın etkisindeydi. Leyla, içten içe büyük bir minnet duyuyor ve karşılaştıkları günden bu yana ilk defa,  Engin'e karşı içinde olumlu hisler yeşerdiğini farkediyordu. Ailesinden başka hiç kimseden beklemeyeceği bir şekilde korumuştu onu genç adam. Demek ki istediğinde son derece düşünceli ve nazik olabiliyordu!


"Nereden tanıyorsun o puştu?"  diye sordu Engin sertçe, kafasının içinde hala Sinan'la kavga ediyordu, genç kadın ise irkilmişti zira birden "sen" oluvermişti.
"O puşt.." diye cevapladı yine de "benim eski nişanlım oluyor."

Engin, bunu beklemiyordu. Pes yani, babasından evvel bir de nişanlısı mı varmış! Kendisine hakim oldu, merakı üstün gelmişti:
""Niye ayrıldınız?" diye sordu. Aslında babası yüzünden ayrıldıklarını tahmin ediyordu ama yine de bunu ondan duymak istiyordu.

 Leyla, artık Engin'i çözmeye başlamıştı. Ne zaman babasının konusu geçse, bir canavara dönüşüyor ve genç kadını parçalamaya çalışıyordu. Sorunun cevabı da yine Necmi Bey'le ilgiliydi. Bir an tereddüt etti, ama nasılsa kendisi söylemese başkasından öğrenirdi, saklayacak ne vardı ki:
"Babanızın ölümünden sonra ayrıldık."


Artık bu kadarı da çok fazlaydı: Babası, onunla evlenmeye hazırlanırken, Leyla başka biriyle mi nişanlıydı?
"Babam da evleneceğinizi söylemişti," diye tısladı. Bu kadın nasıl biriydi? İki adamla aynı anda birlikte olup, ikisiyle de evlilik planları yapabiliyordu!

Leyla, Necmi Bey'in bu konuyu oğluyla paylaşmasına şaşırmıştı. Ama madem biliyordu, devam etmekte sakınca görmedi:
"O geceki kazadan sonra, basın öyle bir skandal yarattı ki, Sinan dayanamadı maalesef! Buradan sola döneceğiz."

Engin, dikkatini yola vermeye çalışarak, tepkisini dizginlemeye çalıştıysa da başarılı olamadı:
"Eski nişanlın olacak adam,  günde en az on defa sopa yese yetmez gibi görünse de, burada haklı olduğunu itiraf etmeliyim. Yani kim olsa aynı tepkiyi gösterir. İnsan birlikte olduğu, hele de evlenmeyi düşündüğü kişiye güven duymak ister, sevgi ve sadakat bekler. Kimseyle paylaşmak istemez. Hayatında başkası olmasına katlanamaz. Bu ardır, namustur. O zamanki gibi bir skandalı ne erkek ne kadın, kimse kaldıramaz! Bundan daha azı yüzünden bu toplumda insanlar birbirlerini öldürüyorlar, sen bu kadarla kurtulduğun için şanslısın bir de!"

Leyla'nın ağzı neredeyse beş karış açık kalmıştı, şaşkınlıktan küçükdilini yutmak üzereydi, son anda evlerinin önünden geçmekte olduklarını farketti:
"Burada ineceğim ben," dedi.
Engin, kapının önüne yanaştırdı arabayı, fazla ileri gittiğinin farkındaydı, ona neydi zaten, olan olmuş, ölen ölmüştü!

"Bir şey söyleyeyim mi Engin bey, ben çok insan gördüm ama sizin gibisine rastlamadım, gerçekten!  Babanızın benim için ne denli önemli olduğunu size anlatmaya çalışmayacağım, zira bunu anlayacak idrakten yoksun olduğunuzu görüyorum. Ama şu kadarını söyleyeyim; o gece, çok sevdiğim, saydığım ve hatta minnet duyduğum bir insanı kaybettim ben. Geri kalan hayatımın her günü uğraşsam, onun benim için yaptıklarının karşılığını ödeyemem. Böyle bir skandalı ne onun hatırası, ne de ben haketmedik. Siz benim ne yaşadığımı, ne çektiğimi nereden biliyorsunuz da, beni yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz?  Bütün attığınız nutuk, kusura bakmayın da burada laf kalabalığından öteye gitmiyor. Sevgiymiş, saygıymış, güvenmiş, hadi canım siz de!"

Leyla, bütün bunları bir nefeste söyledikten sonra, hızla arabadan indi. Arabanın kapısı yüzüne çarpılmış gibi hissetti Engin. 
-----

Engin'in zihni hala meşguldü: Nişanlı iken başka bir adamla birlikte olan bir kadın. Nişanlı olduğunu bildiği halde, bir kadınla evlilik planları yapan bir adam. Bütün benliği ile olanlarda, evet evet itiraf etmeli, Leyla'nın tam anlamıyla masum olduğuna inanmak istese de yapamıyor, buna deli oluyordu. Böyle bir şeyi arzuluyor olması da onu ayrıca zıvanadan çıkartıyordu!

Leyla, ölümcül bir kaza ve sonrasında bir dizi yalan-yanlış haber yüzünden hayatı tamamen dağılan kendisi olduğu halde, Engin tarafından niye bu kadar acımasızca suçlandığını anlamıyordu bir türlü. Oysa ki, ilk defa bu gece hoş bir çekim oluşmuştu aralarında!  Bir yandan uzun boylu ve güçlü erkeksi yapısından etkilendiğini farkediyor, bir yandan da o kahverengi gözlerde nadiren beliren şefkat, ama çokça ortaya çıkan nefret aklını karıştırıyordu. Yüreğinin görünmez bir hançerle biteviye oyulduğunu hissetmeye başlamıştı genç kadın.

Her ikisi içinde oldukça uzun bir gece olacaktı bu!

devamını okumak için tıklayın

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar