DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

10 Aralık 2009 Perşembe

LEYLA (3. BÖLÜM)

Yazan: Nadire Hanım

3. BÖLÜM: HAKKINDAN GELMEK

 
Birinci Bölümü okumak için tıklayın
İkinci Bölümü okumak için tıklayın

Kabuslar geri dönmüştü. Gerçi Leyla bir şey demiyordu, ama, Kadriye hanım biliyordu. Gözlerinin altında mor halkalar belirmişti ve çok zayıflamıştı kızı yine.

Kazadan sonra tam biraz kendini toparlamıştı ki işe başlamış, sonra da geçen ay o olay olmuştu. Aslında o olayın ne olduğunu da bilmiyordu. Ailede kimse bilmiyordu, "banyoda düştüm" diye geçiştirmişti Leyla, güya arkadaşında kaldığı gece düşüp yüzünü kapıya çarpmıştı.

Ağabeyleri de dahil kimse bu masala inanmamıştı ama, kızın da üzerine fazla gitmek istememişlerdi. Zaten daha tam toparlanamamıştı, ne ruhen ne de bedenen kendindeydi.

Yüzünün iyice sararmaya başlamış bereli tarafını süzerken yakaladı annesini Leyla, kahvaltı sofrasındaydılar:
"Ne oldu cicim?" diye takıldı annesine, çocukluktan kalma bir adla
"Hiiç.."

Bir sessizlik oldu, kadıncağız dayanamadı:
"Acaba diyorum Leyla, işten ayrılsan da bir müddet daha mı evde dinlensen? Kaçmıyor ya, nasılsa bir iş buluruz yine sana."

Bir sessizlik daha oldu. Leyla da son zamanlarda bunu düşünür olmuştu. Kaza olalı neredeyse bir yılı geçiyordu, ama Leyla için sanki dün gibiydi, Necmi Bey'in yokluğunu orada çalıştığı her dakika duyumsadığı gibi, yeni patronla da yıldızı barışmamıştı hiç. Ayrıca bütün yaşananlardan kendisini sorumlu tuttuğunu hissediyordu: O günkü saldırı, daha da kötüsü babasının ölümü. Böyle bir baskı altında ne kadar devam edebilirdi, gerçekten bilmiyordu. Yine de, bunları söyleyip annesini iyice huzursuz etmek istemedi:
"Bakarız cicim, hele biraz daha zaman geçsin de."

Sesindeki bir şey, annenin yüreğine battı. Kızına bir şey demedi ama, -gidip de bir konuşsam mı şu adamlarla- diye de aklından geçirdi.

----------

"Engin Bey," dedi Hikmet Baba, toplantılarda her zaman resmi konuşurdu. Toplantı başlayalı bir saatten fazla olmuştu, sene sonu yaklaşmakta olduğundan, şirkete bağlı kuruluşların geride kalan 11 ay boyunca gösterdikleri mali performans tek tek masaya yatırılıyordu. "Leyla Hanım, bizim finans uzmanımızdır. Bu noktada ondan genel bir değerlendirme alsak, daha kolay ilerleriz diye düşünüyorum."

Engin, bir an irkildiyse de kendisine hakim oldu. "Olabilir." diyerek, ne onayladı ne de onaylamadı. Hikmet Baba, fırsatı kaçırmadı:
"Leyla Hanım, bir önceki yıl ile mukayeseli olarak bu yılki genel durum ve öngörüleriniz hakkında bize biraz bilgi verir misiniz lütfen?"

Leyla, kısaca başını salladı, biraz durakladı. Daha evvel yüzlerce kez bu toplantılarda hazır bulunmuştu, buna benzer ne kadar sunum yaptığının hesabı yoktu. Necmi Bey'in yokluğunu bir kez daha duyumsadı içinde, dün gibi yakın ama bir asır kadar uzaktı o son toplantı. Salondaki hafif kıpırtı, onu düşüncelerinden hızla çekerek, salonun gergin ortamına geri getirdi tekrar. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.

Sonraki kırkbeş dakika hiç durmadan konuştu. Bütün benliği, bilgisi ve karakteri geri gelmişti işte. Tüm verileri açık ve net ortaya koydu, öngörülerini sıraladı ve hatta kısa bir borsa değerlendirmesi bile yaptı. Sorulan sorulara eksiksiz ve net cevaplar verdi.

Engin, sunumdan sonra, hayretle toplantının daha hızlı aktığını ve daha akıllıca kararlar alındığını gördü. O zaman Hikmet Baba'nın oyununu anladı. Yaşlı kurt, ilk bir saat, insanların önlerine konmuş dosyalardaki verilerle boğuşmalarını zevkle seyretmiş, sonra da topu Leyla'ya atarak, kendisini kanıtlamasını sağlamıştı. Engin, hakkını teslim etmek durumundaydı adamın, Hikmet Baba gelip, Leyla'nın niteliklerini anlatmaya kalksa, dinlemeyeceği aşikardı, ama bu şekilde genç kadın kendi değerini kendi göstermişti. Bir şey daha dikkatini çekmişti Engin'in, tüm sunum boyunca Leyla ne bir nota, ne de bir dosyaya bakmıştı. Bütün bilgiler zihninde kazılıymış gibi, seri ve duraksamadan irticalen konuşmuştu. En karışık analizler ve rakamların mukayesesinde bile önündeki dosyanın kapağını kaldırmamıştı. Sanki dosya o'ymuş gibi!

"Evet arkadaşlar, bu günlük bu kadar yeter. Herkese teşekkür ederim." diye toplantıyı bitirdi Engin. "Leyla Hanım, size de teşekkürler."

Leyla hayretle bakakaldı, acaba bazı şeyler değişiyor olabilir miydi? Gözleri karşılaşınca, bu düşüncenin kocaman bir yanılsama olduğunu anladı hemen.

----------

Engin hala toplantıyı düşünüyordu. Aslında aklı daha çok Leyla'ya takılmıştı.
Son gördüğünden bu yana -ki, bu da nereden baksanız üç-dört hafta ediyordu-, bayağı zayıflamıştı, ayrıca yüzündeki özenli makyaj da gözlerinin altındaki o halkları kapatmaya yetmemişti. Teşekkür ettiğinde, nasıl da şaşırmıştı. Bakışlarındaki şaşkın ifadeyi hatırlayınca gülümsedi hafiften. Fakat sonra, bütün sunum boyunca gözlerini ondan alamadığını hatırlayınca feci öfkelendi kendisine.

"Beni çağırmışsınız?"

Leyla'yı kapıda görünce, tüm öfkesi karşısında belirmiş gibi geldi genç adama.
"Evet," dedi. Sesi o kadar sert çıktı ki, kendisi bile irkildi.
Leyla ise, hala aynı yerde duruyordu, ne yapacağını bilmez gibi bir hali vardı.
"Gelin lütfen."

Leyla, Engin'in masasının önündeki koltuklardan birine yerleşirken, Necmi Bey'in hayalini görür gibi oldu. Burası onsuz ne kadar garipti. Boğazına bir şey düğümlendi, ağlayacağından korktuğundan dudaklarını ısırdı. Böyle haşin bir adamın karşısında küçük düşmek istemiyordu, ama yine de gözlerinin dolmasını engelleyemedi. Başını hafifçe öne eğerek, karşısındaki adamın konuşmasını bekledi.

"Leyla Hanım, anladığım kadarıyla, epey uzun süredir bu şirkette bizimle birlikte çalışıyorsunuz."
Genç kadın başını sallamakla yetindi.
"Maalesef, geçen ay o sevimsiz olayda sizinle karşılaşana kadar bundan habersizdim. Bu gün toplantıda yaptığınız sunum da beni oldukça etkiledi."
Leyla yine sesini çıkarmadı, sabırla işin varacağı yeri bekliyordu.
"Sonuçta, sağa sola sormaktansa, doğrudan sizinle konuşmayı uygun buldum. Bana biraz kendinizden bahsedin, eğitiminiz nedir, daha önce ne yapıyordunuz, şimdi ne iş yaparsınız burada?"

Genç adamın sesindeki istihza, Leyla'nın kanını beynine sıçratmıştı, sükunetini kaybetmekten korkarak, tane tane konuşmaya başladı:
"Boğaziçi mezunuyum ben, işletme. Amerika'da master yaptım, iki sene. Burada da, Hikmet Baba şey Hikmet Bey'in söylediği gibi, finans uzmanı olarak çalışıyorum. Babanız varken de (ölmeden önce demeye dili varmamıştı)  aynı işi yapıyordum, ama onunla birebir çalışırdık... Belki biliyorsunuzdur, babanızın kaza yaptığı araçta ben de vardım..." durdu, bir nefes aldı, Engin bir şey demeden dimdik ona bakıyordu, devam etmeye mecbur hissetti kendisini. "Kazadan sonra epey bir süre hastanede kalmak zorunda kaldım... Şiddetli travma ve çeşitli kırıklar işte... Sonra da evde istirahat... Sekiz-dokuz aydır uzak kaldım yani şirketten. Arayı kapamaya çalışıyorum."

"Yani?"
"Yani, anlamadım?"
"Yani şu anda hangi departmanda çalışıyorsunuz?"
"Belli bir departmanda değilim, daha çok Hikmet Bey ne isterse onu yapıyorum."
"Bu bana pek uygun gelmedi. Hikmet Bey'le konuşayım, size uygun bir pozisyon ayarlayalım."

Leyla, genç adamın sesindeki ifadeden, asıl amacının ona bir pozisyon ayarlamak değil, aksine mevcut pozisyonunu sarsmak olduğunu hemen anlamıştı. Aslında bu, genç kadının hiç de umurunda değildi, birden ayni taktikle cevap vermeye karar verdi.
"Tabii, nasıl isterseniz." dedi olanca sakin bir sesle, "Benim için de daha uygun."

Engin, bu hamle karşısında şaşırdı bir an, bu kız gerçekten zekiydi. Damarına basmak isterken, aslında o altedilmişti.

"Başka bir şey yoksa, artık gideyim ben." diyerek, cevap beklemeden yerinden kalktı ve odadan dışarı çıktı.
Aynen daha önce Leyla'nın başına geldiği gibi, bu sefer Engin odada yapayalnız kalmıştı.

Koridorda yürürken, Engin'in yüzündeki ifadeyi aklına getiren Leyla zevkle gülümsüyordu. Çook uzun zamandır kendini bu kadar keyifli ve iyi hissetmemişti!

4. Bölümü okumak için tıklayın

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar