DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

4 Aralık 2009 Cuma

LEYLA (2. Bölüm)

Yazan: Nadire Hanım

2. Bölüm: EMANET

1. Bölümü okumak için tıklayın

Hikmet Baba, güç bela Engin'i odasında kalmaya ikna etmiş, sonra da bodrumdaki adamla ilgilenmeye aşağı inmişti. Bir kaç saat sonra, şimdi, gelmiş  meseleyi nasıl hallettiğini anlatıyordu, ama Engin hiç de memnun değildi sonuçtan.


"Pek de iyi olmadı, bu iş, yanlış yaptık gibi geliyor bana," dedi sıkıntıyla.

Hikmet Baba, kararlılıkla başını salladı:
"İnan bana oğlum, en uygunu bu oldu. Bizim Remzi adamı iyice benzetmiş zaten, doğrusu ben de elimi hiç sakınmadım, az daha gebertiyordum da deyyusu, elimden zor aldılar."

"İyi de bizim bu herifi, polise vermemiz gerekirdi. Ne yapacağı belli olmaz bu itlerin."
"Hiiç bi şey yapamaz, elimizdeki kaydı iyice bi izlettim ona, eğer bi halt etmeye kalkarsa bunu önce karısına ve karısının ailesine göndereceğimizi söyledim, elinden istifasını da aldım. Polise vermediğimiz için şükretmesi gerektiğini, yoksa başına geleceklerin yanında yediği dayağın az bile kalacağını da söyledim. Bir daha buranın on km. yakınına bile yaklaşamaz."


Engin tatmin olmamıştı:
"İyi de bir sürü bağırmış çağırmış, bir sürü tehditler savurmuş, öyle söyledi Remzi."
"Havlayan köpek ısırmaaz" dedi Hikmet Baba, hafiften bunalmaya başlıyordu.


Bir sessizlik oldu. Hikmet Baba, bir an düşündü, Engin'e bazı şeyleri anlatmalıydı belki de. Acılar hala bu kadar tazeyken ne kadar doğru olurdu bilmiyordu, ama Leyla'yı da korumalıydı, geçen sene kaybettiği can yoldaşının emanetiydi o kız.


"Bak oğlum," diye konuşmaya başladı. Engin, önemli bir şeyler söyleyeceğini anlamıştı yaşlı adamın, bir şey demeden devam etmesini bekledi.
"Başka bir kişi bu olaya karışmış olsaydı, hiç tereddüt etmez, o piçi derhal polise teslim ederdim. Ama, söz konusu kişi Leyla. Polise gittiğimiz takdirde, bu meselenin dışarı sızmaması ihtimali hiç yok ve basın bunun üzerine balıklama dalar. Hiç yoktan, büyük bir skandal çıkar. Bir sene arayla, aynı olayları iki kez yaşayamayız. Hem şirkete, hem sana zarar, hem de kıza zarar. En iyisi olayı bu şekilde örtbas etmek."


Engin, pek bir şey anlamamıştı. "Hikmet Baba, ne skandalı, ne olayı? Ben hiçbir şey anlamıyorum. Niye bu kadar önemli bu kız, onu hiç anlamıyorum."


Hikmet Baba, derin bir nefes aldı.
"Bak oğlum, baban Leyla'yı çok severdi. O, bize babandan emanet." Engin'in hala bir şey anlamadığını görünce çaresiz ekledi: "O gece, baban kaza geçirdiğinde arabada Leyla da vardı."


Engin'in nefesi kesilmişti. Zorlukla konuşabildi:
"O Leyla, bu Leyla mı?"
Hikmet Baba başını salladı yavaşça.


Büyük bir öfkenin  içinde giderek büyüdüğünü hissediyordu Engin:
"Bu kızın, burada, bunca zamandır burnumun dibinde olduğunu niye kimse bana söylemedi!" dedi kendisini zaptetmeye çalışarak.
"Bunca zamandır diyerek ne kastettiğini bilmiyorum, Leyla işe döneli, daha iki ay oldu. O kazada, çok ağır yaralanmıştı. Aylarca hastanede yattı, sonra evde tedavi gördü..."

"Ama yine de bana söylemeliydin," diye sözünü kesti sertçe genç adam, yaşlı adamın.


Hikmet Baba, Engin'in haklı olduğunu biliyordu. Ama onun da haklı sebepleri vardı. Fazla üstelemeden alttan almaya karar verdi.
"Haklısın oğlum, sana söylemeliydim. Ama biraz daha zaman geçsin diye bekliyordum. Kızcağız büyük bir travma atlattı, e senin de kıza tepkin belli, uygun bir an bekliyordum aslında. Ama görünen o ki, uygun an yokmuş."


Oda bir kez daha sessizleşti. Hikmet Baba, Engin'i yalnız bırakmanın daha iyi olacağına kani olarak yerinden kalktı. Tam kapıdan çıkacakken durdu ve tok bir sesle son sözlerini söyledi:
"Bak oğlum, senin bu kıza karşı niye bu kadar tepkili olduğunu bilmiyorum. Muhakkak kendine göre sebeplerin vardır. Ama şunu unutma, o bize babandan kalan bir emanet. Onu hoş tutmalı ve korumalıyız."
--------

Engin'in babası Necmi Bey, hayatın güzelliklerinden sonuna kadar zevk almaya bakan, çapkın bir adamdı. Daima kendisinden genç kadınlarla birlikte olurdu. Yaşar ve yaşatırdı.

Annesinin ölümünden sonra, Engin, babasının yaşam tarzına katlanamadığından, ondan uzaklaşmanın yollarını aramış, eğitim bahanesiyle Amerika'ya gitmiş ve orada uzun yıllar kalmıştı.

Uzaklık ve aradan geçen zaman baba-oğulun ilişkisini onarmıştı bir şekilde. Böylece, son yıllarda tekrar iletişime geçmişler, Engin arada sırada Türkiye'ye bile gelir olmuştu.

Kazadan önceki sene, babasıyla oturup konuşmuşlar ve artık Türkiye'ye dönerek işleri yavaş yavaş devralması konusunda mutabık kalmışlardı. Babasının değiştiğini görüyordu Engin, sanki biraz durulmuş ve olgunlaşmış gibiydi. Artık her gece, kolunda başka bir kadınla dışarılara çıkmıyordu. Eskisi kadar, gazetelerin sosyete sütunlarında ismi geçmiyordu.

Kazanın olduğu hafta, Engin İstanbul'daydı, babası onu şirkete çağırmış, -önemli bir konu- demişti. Aralarında geçen konuşmayı hala en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu.

Necmi Bey, lafı dolandırmayı hiç sevmezdi, zaten beceremezdi de, o gün de konuya doğrudan girmişti:
"Ben evlenmeye karar verdim, oğlum!" demişti.

Engin bir an ne diyeceğini bilememişti, çok şaşırmıştı. Babasının bir kez daha evlenebileceğini hiç düşünmemişti o güne kadar.
"Nasıl yani?"
"Öyle işte oğlum, ben tekrar evlenmeye karar verdim. Yaşlandığımın farkındayım, annenden sonra tekrar böyle bir şeye kalkışacağıma doğrusu ben de hiç ihtimal vermiyordum. Ama iki yıldır süren ve mutlu olduğum bir ilişkim var."

"Ben ne diyeyim baba, sen kararını vermişsin," demişti Engin, aslında çok da tepki duymamıştı o anda. Gayri ihtiyari sordu, "kim bu kadın? Ben tanıyor muyum?"
"İsmi Leyla, sen tanımıyorsun. Ama en kısa sürede bir araya gelip, seni tanıştırmak istiyorum."

Necmi Bey, bir şeyler daha anlatacaktı belki de, belki Engin bir şöyler soracaktı babasına. Ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi, çünkü, genç bir kadın hızla içeri daldı.
"Necmi Bey, bu gün saat 14.00'teki toplantıyla ilgili bir durum vardı," diye bir şeyler anlatıyordu bir yandan da.

Bu teklifsizlik, ciddi ve disiplinli bir işadamı olarak Engin'i rahatsız etmişti. Ama babası hiç de rahatsız olmuş gibi görünmüyordu, gülümseyerek, genç kadının sözünü kesti:
"Sen gereken düzenlemeleri yap Leyla, sonra tekrar üzerinden geçeriz."

Engin, beyninden vurulmuşa dönmüştü, demek Leyla oydu! İnce uzun, kızıl dalgalı saçlı, yeşil gözlü ve yaşça kendisinden bile küçük olduğu kesin. Çocukluk anıları zihninde canlanmış, babasının yıllarca kolunda gezdirdiği kadınlar-kızlar gözünün önüne gelivermişti birden. Arada tek bir fark vardı, onlar hep sarışın olurdu, bu kız kızıldı. O tanıdık nefret duygusu boğazını yakmaya başlamıştı yine.

Leyla, geldiği gibi çıktı, Engin'in farkına varmamıştı bile. Necmi Bey, kızın arkasından baktı bir süre sevecen ve mütebessim, ne düşündüyse oğluna döndü sonra:
"Hadi gel yemeğe gidelim, konuşmaya orada devam ederiz."

Ne gariptir ki, söylediği halde, babası Leyla ile tanıştırmamıştı onu. 

Yemek boyunca Necmi Bey, konuştu durdu. Engin pek dinlemiyordu babasını, aklı hala o kızıl afetteydi, babasının mutluluğunu farkedebiliyordu sadece. Oysa ki, o yemek babasıyla yediği son yemek oldu.


Aynı günün gece yarısını biraz geçe, Necmi Bey'le Leyla, boğaz yolunda kaza yaptılar. Babası sürüş halindeyken kalp krizi geçirmiş, direksiyon hakimiyetini kaybederek, karşıdan gelen bir ciple kafa kafaya girmişti. Çarpışma anında alkollü olduğu ve 120 km. hız yaptığı tespit edilmişti. Cip sürücüsü ve Leyla ağır yaralanmış, ama babası anında ölmüştü.

Kaza yapan, Türkiye'nin en büyük finans kuruluşlarından birinin büyük ortağı olduğu, hem de o esnada alkollü ve yanında da o güne kadar hiç deşifre olmamış kızı yaşındaki sevgilisi olduğu için büyük bir skandal kopmuştu. Ama Engin'in asıl affedemediği kopan skandal değil, Leyla'nın babasıyla olan ilişkisini inkar etmesiydi. Halbuki babası ona soyadını vermeye hazırlanıyordu ve yine onunlayken belki de onun uğruna ölmüştü. Oysa, Leyla, olabilecek en onursuz ve ucuz yolu seçerek, her şeyi inkar etmişti. Belki de başka kısmetlerinin olmamasından korkmuştu.

------------------------------------------


Leyla, ince uzun bacaklarını masasın uzatmış, sızlayan yanağının acısın unutmaya çalışarak gözlerini kapatmıştı. Başına gelenleri düşünüyordu. Tek tesellisi, adamı iyice benzetmiş olmasıydı. Yaşasın ağbiler!


Saat çok ilerlemişti. Herhalde gece yarısına geliyordu, annesi kesin sitem edecekti: "Yine mi başladın, gece mesailerine," diyen sesini duyar gibi oldu.


Birden yalnız olmadığını duyumsadı. Başını çevirdiğinde odasının açık kapısında kendisini izlemekte olan Engin ile gözgöze geldi.

"Rahatsız olmayın, çıkıyordum ben de, kapınız açıktı, ışığı da görünce nasıl oldunuz diye bir bakayım dedim."
"İyiyim, teşekkür ederim." diye cevapladı Leyla, genç adamın gözlerinde gördüğü nefret ürkütmüştü onu.

"Gitmiyor musunuz?" diye sordu bu sefer Engin, onu rahat bırakmaya hiç niyeti yoktu.
"Ben," diye itiraf etti genç kadın, "bu suratla eve gidemem ki..."

"Nasıl?"
"Yani beni böyle görürlerse, kıyamet kopar, ağbilerim falan. Şu an onları kaldırabileceğimi hiç sanmıyorum."

Kızda öyle masum bir samimiyet vardı ki, Engin, elinde olmadan endişelendi.
"Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz?"

"Bu tarafta bir arkadaşım var, ona gideceğim herhalde. Biraz evvel konuştuk, bekliyor."
"Nasıl gideceksiniz?"
"Duraktan bir taksi söylerim şimdi."
Leyla gördüğü ilgiye hem şaşırmış, hem de huzursuz olmuştu.

"Kim olduğunuzu biliyorum," dedi Engin kendine hakim olamayarak.
Leyla, şaşırarak baktı Engine'e.

"Yani babam ve siz..."
"Babanız benim için çok değerliydi, hayatımın onbeş senesinde yeri doldurulamaz bir yeri vardır."
Genç kadının gözleri dolmuştu, ağlamamak için dudaklarını ısırdı. Bu sefer de Engin şaşırmıştı, onbeş sene mi, kaç yaşındaydı ki bu kız?

Düşüncelerini okumuş gibi devam etti Leyla: "Tanıştığımızda ben oniki yaşımdaydım düşünün işte..."

-Oniki yaş mı, Allah'ım inanılır gibi değil, yani büyümesini mi beklemiş!?- diye düşündü Engin, içi bulandı birden.


Öfke, merak, biraz ilgi ve nefret, bütün bu hisleri duyumsayan Leyla, Engin ile aralarında büyük bir sorun olduğunu anlamıştı. -Ama neden?- diye düşündü o da.

Anlık bir gel-git sonrası, Engin kendine hakim oldu ve:
"Geçerken sizi bırakabilirim," dedi.
"Teşekkür ederim, ben giderim," diye cevapladı Leyla.


Engin daha fazla üstelemedi,
"Peki o zaman, tekrar geçmiş olsun." Bir anda kaybolmuştu.


Leyla, kalakalmıştı. Bütün konuşma süresince, Engin'in odaya hiç girmediğini ve hep kapının eşiğinde durduğunu farketti neden sonra. Daha da vahimi, genç adam, onun varlığına dayanamadığı için çekip gitmişti.

Büyük bir sorunları vardı ve Leyla bunun ne olduğunu bilmiyordu.
 

3. Bölümü okumak için tıklayın

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar