DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

3 Kasım 2009 Salı

LOTO TALİHLİSİ (4. Bölüm) Nadire Hanım

1. Bölümü okumak için tıklayın

2. Bölümü okumak için tıklayın

3. Bölümü okumak için tıklayın


4. Bölüm: MUTLU SON
Serhat, hatırlamıştı.

Hediye'nin arkasından ne kadar baktı bilinmez, Aysun'un sesiyle kendine geldi:
"Ben gideyim artık."

Kızın sesinde net bir kapris vardı, ama Serhat aldırmazlığa geldi ve ikiletmedi bile.

"Tamam, sonra görüşürüz." dedi misafirini sepetlemeye hazır.
Sarışın, yenilginin ağır yumruğunu midesinde hissederek odadan çıktı.
Tamamen yalnız kalınca Serhat düşündü bir süre: Ne yapmalı? En iyisi her şeyi oluruna bırakmak.

Serhat, o an aldığı kararın aksine, yerinden kalktı ve hızla Hediye'nin odasına yöneldi.

****

Genç adam kapıya dikildiğinde, kadın hala ağlıyordu. Serhat ne yapacağını bilmez bir halde öylece dikildi bir süre. Hediye o kadar şaşırmıştı ki, gözyaşlarını silmeyi bile akıl edemedi.

"Özür dilerim," dedi adam.
"Önemli değil," dedi kadın.
Kim niye özür diliyor, kim niye hoşgörüyor, ikisinin de pek bir fikri yoktu.
Genç adam hala aynı yerde dikiliyordu:
"Hadi gel," dedi yumuşakça. "biraz hava alalım."

****

Yaklaşık bir saattir, Serhat'ın arabasındalar. Şehri bir baştan bir başa dolaştılar. Hiç konuşmadılar bu süre zarfında.

Serhat, hem araba sürüyor, hem düşünüyor. Hediye de farkında bunun, ama, yavaş yavaş tedirgin olmaya başladı.

Ne işi var elin adamıyla onun, tanımaz etmez. Huyunu bilmez. Yani yedi senedir tanışıyorlar, bugüne kadar da akıllı bilir, ama, şu son saattir, hiç de öyle gelmiyor ona. Arabadan nasıl inerim acaba- diye düşünürken, birden şehrin dışına çıktıklarını farkediyor. İyice yüreği ağzında şimdi.

****

Serhat, arabanın kontağını kapattı. İkisi de, manzaraya daldılar bir süre, en azından öyle göründüler.

"Hadi gel yürüyelim."
Akşam gölün üzerine yavaştan çökmek üzere. Etrafta puslu ve serin bir hava var, ürperiyor Hediye. Yürümeye başlıyorlar, yine sessizce.
En nihayet Serhat konuşmaya başlıyor:
"Özür dilerim," diyor.
"İyi de neden," diye soruyor bu sefer Hediye.
"Her şey için. Seni daha önce arayıp bulmadığım için. Bu kadar geç kaldığım için. Seni üzdüğüm için." diye sayıp döküyor genç adam.
Sonra sımsıkı tutuyor Hediye'nin elini. Yine bir sessizlik oluyor. Elele tutuşmak değil bu aslında, ikisi de biliyor. Biri yüreğini teslim ediyor, diğeri teslim alıyor.
"Ben," diyor Serhat "ben var ya, seni çok seviyorum."
Bir türkü tutuyor Hediye'nin yüreğini şimdi, gözlerinde yıldızlar yanıyor pırıl pırıl. Ama, çok geçmiyor endişe bürüyor tüm ruhunu, kendini durduramadan itiraz etmeye başlıyor:
"İyi de, ben senden kaç yaş büyüğüm... aramızda tam yedi yaş var. Sen daha kırkını bile bulmadın, ben kırkımı geçeli çook oldu... sonra çocuklar var... bu iş olmaz...."
"Boş versene..." diye sözünü kesiyor genç adam, sonra sımsıkı sarılıyor ve onu öpüyor.

****

Hediye, lotoyu tutturduğu gün bile bu kadar mutlu olmadığını düşünüyor. Serhat, lotoda altı tutturmuş kadar mutlu hissediyor kendisini. Ve elele yürüyorlar şimdi.

Tam kontağı çevirecekken, duraklıyor Serhat. Hava kararmış iyice, göl görünmüyor artık. Çenesindeki seğirme, korkutuyor Hediye'yi. Mutluluk dediğin kuş kanadında, ama bu kadar mı çabuk uçar?
Yeşil gözler, yıldızlara ulaştığında soruveriyor genç adam:"İyi de, ben seni kimden isteyeceğim şimdi?"
O an, bu hayatta her şey olabilirmiş gibi geliyor Hediye'ye.

*****

Küçük oğlan bir yandan burkulmuş ayak bileğini ovuşturuyor, bir yandan da ağlamamak için dişlerini sıkıyor.
"Fena hakladı seni oğlum," diyor arkadaşı. İkisi de on yaşında, ikisi de tekvandoya yeni başladılar ve ikisi de çok iyi arkadaş.
"Dur bir de ben bakayım," diyerek oturdukları banka genç bir kız yaklaşıyor. Bu, biraz önce minderde harikalar yaratan jimnastikçi kız. Antrenman saatleri karışmış, salonda tekvandocularla jimnastikçiler birlikte çalışıyorlar bugün.


Kız, küçük oğlanın ayağına basit bir bandaj yapıyor. Üzerinden düşen bol kıyafetleri ve kalbi kırık hali, içini burkuyor ve onu cesaretlendirmek istiyor:
"Üzülme, daha yenisin, bir-iki antrenman sonra alışırsın. Hem biraz daha boyun uzasın, bak gör o zaman sen." diyor ona. Oğlanın çenesi seğiriyor hafiften, anlaşılan gururu fena incinmiş. Tamir etmek istiyor, biraz da abartıyor ama kime ne zararı var ki: "Ben biliyorum, sen istersen dünya şampiyonu bile olursun. Korkma, tamam mı, sen korkmazsan karşındaki korkar!"
Çocuk, genç kızın söylediklerinin yarısını duyuyor, yarısını duymuyor. O simsiyah gözlerdeki, yıldızlara dalmış.
Bu sırada, arkadaşları sesleniyorlar:
"Hediye gel hadi, hoca çağırıyor."
İki oğlan, hocasının yanına koşan jimnastikçi kızın arkasından bakakalıyorlar. Neden sonra, bileğindeki acıyı unutan çocuk diğerine:
"Ben bu kızı alıcam, oğlum!" diyor.
Öbürü basıyor kahkahayı:
"O sana bakar mı, oğlum! O kız var ya en az onsekiz-ondokuz yaşında!"
Küçük oğlanın yeşil gözleri inatla parlıyor:
"Görürsün alcam ben onu!"
"Görürüz!"

"Görürsün, alınca da sana haber vercem!"

*****

Sıcak bir Bodrum akşamında, kaldığı otelin barında denize nazır rakısını yudumluyor avukat. Bir yanda müzik, bir yanda denizin kokusu, içmeden sarhoş aslında. Cep telefonundan gelen sesle gerçek dünyaya dönüyor bir anda. Bakıyor, mesaj gelmiş. Otuz sene öncesinden bir anı canlanıyor gözlerinde, mesajı okuyunca. Aşka ve hayata inancı pekişiyor yeniden.
Bir kahkaha patlatıyor ve kadehini yıldızlara kaldırırarak:
"Helal be sana Serhat!" diyor.

Mesajda şöyle yazıyor:"Kızı aldım oğlum!"



-BİTTİ-

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar