DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

30 Kasım 2009 Pazartesi

LEYLA

Yazan: Nadire Hanım

1. Bölüm: KARŞILAŞMA

Yönetim Kurulu toplantısı en nihayet bitmişti. Geçen yıl oldukça zor geçmişti ve saatlerce yeni yıla girerken neler yapılabileceği, alınacak tedbirler, yeni şirket politikaları üzerinde uzun uzun tartışmışlardı.

Engin, iki başkan yardımcısı ile toplantı odasının kapısına doğru yürürken bir yandan da düşünüyordu. Geçen sene aniden babasını trafik kazasında kaybetmişlerdi ve o da aniden kendisini Yönetim Kurulu Başkanı olarak buluvermişti.

Oysa, Amerika'dan daha yeni gelmişti ve babası ile beş senelik bir vadede aşamalı olarak işleri devralması konusunda anlaşmışlardı. Ama babasının dediği gibi: "Aşağıda insanlar plan yapar, yukarıda Tanrı  gülermiş!" Yine öyle olmuştu, evdeki hesap çarşıya uymamış, Tanrı'nın hesabı üstün gelmişti.

Şirket binası beş katlıydı, en üstte Yönetim katı bulunmaktaydı. Bu katta, Engin'in,  kurul üyelerinin ve bu üyeler için çalışan personelin odaları ile toplantı salonu vardı. Salona toplantı esnasında ihtiyaç duyulabilecek hizmeti vermek üzere tasarlanmış içiçe geçen iki oda bağlanmaktaydı. Odalardan salona yakın olanda, sinevizyon idare paneli ile ses ve görüntü kayıt konsolu bulunmaktaydı. En uçtaki odada ise bilgisayar, telefon, fotokopi ve faks makineleri bulunuyordu.

Kuruldakiler toplantı odasından çıkmış koridorda yürüyorlardı artık, Engin, aklı başka şeylerle meşgul olsa da, yanındakileri dinler gibi görünüyordu. Birden büyük bir gürültü koptu, iki kişinin bağrışları ve devrilen makinelerin sesi duyuldu. Kimse daha ne olduğunu anlayamamıştı ki fotokopi odasının kapısı açıldı ve genç bir kadın dışarı fırladı, ancak o kadar hızlıydı ki dengesini bulamadı ve Engin'e çarptı.

Engin gayri ihtiyari genç kadını kollarından yakaladı ve düşmesini engelledi. Bu kızı bir yerlerden tanıyormuş hissine kapılmış:
"Ne oluyor?" diye soruyordu bir yandan da.
Genç kadın cevap vermek için ağzını açtıysa da, bir şey diyemeden kendinden geçti. Engin, bir yandan onu kucaklarken, bir yandan da başını çarpmaması için onunla birlikte yere doğru diz çöktü. Bütün gücüyle uğraşırken, gözü fotokopi odasının açık kalan kapısından içeri takıldı.

Yerde bir adam yatıyordu!




*****



Olay zaten çok çirkin ve dehşet vericiydi. Bu olayın kendi şirketinde olması ise ayrıca vahim bir durumdu.

Engin hırsından delirmek üzereydi.  Son bir kaç saattir, belki de bininci kez, güvenlik kayıtlarını izliyordu.

Kayıtlarda her şey gayet açıkça görülmekteydi. 

 İsminin nihayet Leyla olduğunu öğrendiği genç kadın, elindeki evraklarla odaya giriyordu. Hemen arkasından da o soysuzun oğlu...

Adam, bir-iki saniye duruyor, kadının işini yapmasını izliyordu, sonra da ani bir hareketle beline sarılıyordu. Leyla, evrakların fotokopisini çekmekle meşgul ve arkası dönük olduğundan hazırlıksız yakalansa da, kendisini çabuk topluyor ve karşı koyuyordu.


Sonraki görüntülerde Leyla adamı bir güzel benzetiyordu. Ama boğuşma o kadar şiddetli geçmişti ki, fotokopi ve faks bile devrilmişti. Kayıt, hayalarına yediği tekme sonrası adamın yere devrilmesi ve Leyla'nın kendini dışarı atması ile bitiyordu.

"Ne yapacağız şimdi, Hikmet Baba?" diye sordu öfkeyle.
Hikmet Baba, hem babasının en yakın dostu, hem de şirketin ikinci ortağıydı. Babasının kaybından beri en büyük desteği ve akıl hocası olmuştu.

"Bilmiyorum, Oğlum" diye cevapladı onu yaşlı adam. Sesi üzgün çıkıyordu.
"O alçak nerede şimdi?"
"Bodrumda, Remzi iyice bir benzetmiş onu."
Remzi güvenlik amiriydi.

Engin düşündü biraz. Sonra aklına geldi:
"Kız nasıl?" diye sordu.
"İyi sayılır, boğuşurken yüzünü çarpmış bir yerlere, ama ciddi bir şeyi yok."
"Hastaneye falan götürseydik." dedi bu sefer.
"Gitmek istemedi, bizim doktoru çağırdım o ilgileniyor."
Engin, huzursuz olsa da, içten bir minnet duymadan da edemedi. Kızı hastaneye götürmeleri demek, olayın medyaya yansıması ve hiç yoktan orta çaplı bir skandal çıkması demekti.

Ama olayın kapanmasını da içine sindiremiyordu bir türlü. Böyle bir ahlaksızlık kimsenin yanına kalmamalıydı.
"Hikmet Baba, gidelim de şu kızı bir görelim" diye yerinden kalktı, "nerededeydi?"
"Benim odada ilgileniyorlar," dedi Hikmet Baba.

Engin, biraz şaşırdı.

****
Leyla, gördüğü ilgiden fena halde bunalmıştı. Başında bir doktor, iki hemşire bekliyordu. Hikmet Baba'nın, odasında, camın önündeki büyük koltuğa uzanmıştı. On beş dakikada bir tansiyonunu ölçüp, nabzını sayıyorlardı, hafifçe kıpırdayamıyordu bile. Kolunu oynatsa, yanında biri bitiyordu. Bir ara o kadar abarttılar ki ateşini bile ölçtüler. Aslında, çoktan olay çıkarırdı, ama, Hikmet Baba'nın olaya ne kadar üzüldüğünü tahmin ettiğinden, ses etmiyordu.

Elindeki kocaman buz torbasını sağ yanağına bastırmıştı ki, odanın kapısı açıldı, Hikmet Baba içeri girdi. Derin bir soluk alan Leyla:
"Çok şükür geldin Hikmet Baba, kurtar beni  bunların elinden" diye başlamıştı ki, sustu. Arkadan gelen Engin'i yeni farkediyordu.

Hikmet Baba, şefkatle gülümsedi Leyla'ya ve Engin'in daha önce hiç tanık olmadığı bir hoşgörüyle:
"Ne oldu da..." dedi.

Leyla, Engin'in varlığından huzursuz olmuştu. Tereddütle ve bu kez resmi bir şekilde konuşmaya başladı:
"Şey, iki saattir beni bu koltuğa çivilediler. Ben iyiyim, ama böyle devam ederlerse, bunlar beni hasta edecekler."

Hikmet Baba, kocaman bir kahkaha attı, ilk defa keyfi yerine geliyordu. Leyla'nın bir şeyinin olmadığına kani olmuştu.
"Doktor bey, fazla sıkmayın Leyla kızımızı, biraz dinlendirin," dedi.
"Ama efendim," diye itiraz etti doktor, "Leyla Hanım, ciddi bir travma geçirdi. Buna rağmen hiç durmuyor ki."
"Doktor, sen de Leyla'yı hiç bilmiyormuşsun gibi..." daha devam edecekti ki, Engin'i hatırladı.
Engin, biraz geride durmuş, kendisinden başka herkesin gayet iyi tanıdığını farkettiği Leyla ile Hikmet Baba'yı izliyordu hayretle. Bu güne kadar, bir tek kendisinin ona böyle hitap ettiğini sanırdı, oysa görüyordu ki bu kız da aynı ayrıcalığa sahip.

Hikmet Baba'nın sesi duyuldu:
"Leyla Hanım, Yönetim Kurulu Başkanımız Engin Bey size geçmiş olsun demek istedi," diyordu.

Biraz önceki manzara ne kadar garipse, bu da o kadar garip olmuştu. Hikmet Baba, Engin'in garipsemesini farkettiğinden, olayı topluyordu şimdi.


Yaşlı adamın son sözleri üzerine, Engin Leyla'nın şimdi oturur hale geldiği koltuğun yanıbaşındaki koltuğa yerleşerek:
"Geçmiş olsun Leyla Hanım" dedi.

Leyla, kıpırdandı, bakışlarından bir şeylerden huzursuz olduğu açıkça anlaşılıyordu.
"Teşekkür ederim," dedi çekingen bir ses tonuyla.

"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"İyiyim..."
"Hastaneye götürseydik sizi, bir kontrolden geçirseydik..."
"Yok, yok iyiyim ben."

Engin, fazla üstelemedi, genç kadının sarsıldığı her halinden belliydi, onu daha fazla hırpalamak istemiyordu.

Kısa süren bir sessizlik oldu, Leyla'yı ateş basmıştı. Kendisini, her an, avaz avaz bağırarak odadan kaçacakmış gibi hissediyordu.

Engin, sakin ve ölçülü olmaya dikkat ederek, tekrar konuşmaya başladı:
"Leyla Hanım, sizi üzmek istemiyorum, ama sormam gereken bazı şeyler var."
Genç kadın, yutkunarak başını salladı, hafiften gözleri dolmuştu.
"Olanları güvenlik kamerası en ince ayrıntısına kadar kaydetmiş, bu bakımdan olayla ilgili anlatmanızı gerektiren hiç bir şey yok."
Bir an sustu, genç kadına baktı, yeşil gözlerinde acı ve ıstırap vardı.
"Ama şunu öğrenmeliyim, bu adamla, herhangi bir alakanız var mı?"
"Hayır, asla!" Kızıl saçlı başını öyle bir nefretle sallamıştı ki, Engin inanmamazlık edemedi.
"Peki," dedi sesini iyice yumuşatarak, "size daha önce herhangi bir şekilde yaklaştı veya ne bileyim..."

Leyla, bir şey söylemeden, durdu bir an. Sanki söyleyeceklerini tartıyormuş gibi bir hali vardı.
"Ben," dedi, "böyle bir şey olduğunu söyleyemem."
Engin bir şeyler olduğunu sezmişti, onu cesaretlendirmek istercesine:
"Ama?"
"Ama," dedi, durdu. Tereddüt içindeydi.

"Çekinmene gerek yok, Kızım, biliyorsun her şeyi anlatabilirsin." dedi Hikmet Baba yumuşakça.
Leyla başını salladı yine.
"Aslında askıntı olduğu başka biri vardı," dedi fısıltıyla.

*****

Hikmet Baba ile Engin şok olmuşlardı. Engin daha bir şey diyemeden, Hikmet Baba atıldı:
"Sen anlat bakalım hele!"
"Aşağıdaki, kızlardan birine asılıyormuş epeydir. Kız evli barklı, ne yapacağını bilememiş, hafta başı adam işi iyice abartınca, dün akşam bana geldi."
"Niye size geldi ki?" diye şaşırdı Engin.

Genç kadın, kaçamak bir bakış attı Hikmet Baba'ya ama Engin yakaladı.
"Ben Hikmet Bey'le  çalıştığım için her halde."

Engin iyice şaşırdı, bir senedir Hikmet Baba'yla geceli gündüzler beraberdiler, ama böyle bir şeyden hiç haberi olmamıştı. Yine aynı aşinalık hissine kapılmıştı, bir taraftan da. Bu konuyu sonraya bırakarak, asıl meseleye odaklandı.
"Siz ne yaptınız?"
"Bir şey yapmama fırsat kalmadı. Adam, kızın benimle konuştuğunu öğrenmiş. Artık nasıl oldu bilmiyorum. Bu sabah odama geldi, kızın yalan söylediğini, asıl onun ona sarktığını falan, işte bir ahlaksız ne hikayeler uydurursa o da aynısını yaptı."
"Siz de?"
"Ben de, bu tür davranışların, bu Şirkette hoş karşılanmayacağını, kızı rahat bırakıp kendisine çeki düzen vermesini ve tabii odamı derhal terketmesini söyledim."

"A be Kızım, niye bana söylemedin!" diye patladı en nihayetinde Hikmet Baba.
"Söyleyemedim ki, sabahtan beri toplantıdasınız, çıkmanızı bekliyordum..."
Leyla, belirsiz bir el hareketi yaparak sustu.

Konuşacak fazla bir şey kalmamıştı.
İki adam, Leyla'yı biraz daha dinlenmesi için Doktor ve hemşirelerle bırakarak, Engin'in odasına geçti.

2. Bölümü okumak için tıklayın

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar