DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

21 Ekim 2009 Çarşamba

LOTO TALİHLİSİ (1. Bölüm) - Nadire Hanım

TANIŞMA


"Vay be," diye söylendi genç adam, internetteki manşete bakarak, "bir kişiye 35 trilyon, ne şans varmış kardeşim! Bu hafta ben de sayısal oynayayım bari, belli mi olur, şans bize de güler belki..."

O parayı kazanmış olsa neler yapardı? Bir an hayallere kaptırdı kendini, düşüncesi bile hoş etmişti....

"Pardon!" Kapıda biri dikilmekteydi.

"Buyurun," dedi genç adam silkinerek ve kendine gelmeye çalışarak.

"Ben kayıt yaptırmak istiyordum da..."

Daha dikkatli bakınca, kırklı yaşlarda, ev kadını tipli bir kadının kapıda durduğunun ayrımına vardı.

"Tabii, tabii" dedi, ama yine de -burada ne işi var ki?- diye düşünmekten de alamadı kendini.

Kadıncağız bu arada kapıdan içeri girmiş, kendini tanıtıyordu:

"Hediye ben..."

"Memnun oldum, ben de Serhat" diye cevap verdi, kadının elini sıkarken. Yumuşacık ellerdeki heyecan dikkatini çekti nedense.

"Ben," dedi kadın sakin bir sesle hiç acele etmeden, "biraz kilo daha doğrusu bayağı kilo vermek istiyorum da, burası uygun bir yer gibi geldi bana, evime de yakın..."

Serhat, kadına ilk defa dikkatlice baktı ve tecrübeli gözleri, hemen en az 15 kilo fazla tespit etti. Umutsuz vakaydı böyleleri, hep aynı niyetle başlar, bir kaç kez gelir, sonra da bırakır giderlerdi.

Ama heves kırmanın da alemi yok, para onların, zaman onların.

"Burası sizin için oldukça uygun bir yer. Aletli iki tane salonumuz var, haftada üç gün istediğiniz saatlerde gelip buralardan faydalanabilirsiniz. Eğer isterseniz hocalarımız da size eşlik ederler. Ayrıca iki tane de aletsiz salon var. Buralarda da yoga, step ya da pilates yapabilirsiniz, ama tabii bunların günleri ve saatleri belli. Erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı soyunma odaları ve duşlar var. Burada her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Bir de tekvando ve judo dersleri de veriyoruz ama siz istemezsiniz herhalde."

Bu son sözleri hafif gülümseyerek söylemişti.

Hediye, karşısındaki adamın kendi hakkındaki düşüncelerini hemen okumuştu, ama fark etmemiş olmayı tercih etti. Çok haksız da değildi ki zaten.

"Yok istemem. Bana hep zor gelmiştir dövüş sanatları." Sanki gerçekten judo dersi alıp almayacağını tartar gibi.

Sonra gülümseyerek ekledi: "Ama siz dünya şampiyonusunuz değil mi.." eliyle belirsiz bir hareket yaptı, "Girişte resimlerinizi gördüm de..."

Serhat, utanmış gibi yaparak: "Evet," diye cevapladı. Aslında utandığı falan yok, sonuna kadar her şeyi haketti o.

"Ne iyi, sporda bu kadar başarılı olmuş biri, bu işi de iyi yapar," kadın daha çok kendi kendine konuşur gibiydi.

Aynı basmakalıp sözler. Serhat sıkılmıştı. Hissini belli etmemeye çalışarak:

"Teşekkür ederim, elimizden geleni yapıyoruz işte. Her ne kadar yarışmayı bıraksam da, sporu bırakamadım. Spor hem hayat tarzım, hem de yapmayı en iyi bildiğim şey, ayrıca da bana keyif veriyor..."

Sonra sustu birden. Gereksiz yere ne çok konuşmuştu. Aslında hiç de adeti değildi, müşterilere kendinden böyle bahsetmek. Arada mesafe olması her zaman iyidir, çünkü.

"Neyse" dedi "kaydınızı yapalım mı artık?"

"Olur tabii, ben pilates falan da istemem. Kendi kendime çalışmayı düşünüyorum. Belki arada hocalarınız bana yardımcı olur. Zamanım da buna daha müsait. Ücret ne kadardı?"

İşlemler bitip de ayağa kalktığında, Hediye Serhat'ın bir tür çam yarması olduğunu fark etti, yanında minicik kalmıştı. Minicik ve tombik...

Serhat ise kapıdan çıkan kadının arkasından bakarken saçlarının ne kadar siyah olduğunu düşünüyordu ve gözlerinde de yıldızlar vardı galiba...

"Loto talihlisi Ankara'dan, ama, hala ortaya çıkmadı." yazıyordu internette.

********
"Hödük, hödük, hödük..."

Serhat duyduğu sesle irkildi. Akşamın bu saatinde salon da kim kalmıştı ki...

Sonra birden, çıkış kapısının hemen önünde Hediye'yi farketti. Telefonu yeni kapatmış olmalıydı, zira hala elinde sımsıkı tutuyor ve açıkça ona sövüyordu. Başını öyle şiddetle sallıyordu ki, tepesine topladığı gür saçları da oraya buraya savruluyordu.

Karşısındaki manzara o kadar komikti ki kendini tutamadı. Kahkahası Hediye'yi kendi dünyasından çekmiş, salona geri getirmişti. Kadın da gülüyordu şimdi, ama biraz da mahcup olmuştu.

"İyi akşamlar" dedi Serhat ona doğru yürüyerek. "Ben de kapatıyordum, az daha burada kilitli kalacaktınız!"

"Hay Allah, bu gün zamanı pek ayarlayamadım galiba. Şu ileri-geri saat uygulaması var ya, sersem ediyor beni."

"Canınızı kim sıktı bu kadar?" diye sordu Serhat hem kendine kızarak, hem de engel olamayarak.

Derin bir keder bulutu geçti Hediye'nin gözlerinden:

"Bilmek istemezsiniz. Kusura bakmayın, tutamadım bir an kendimi."

"Yok önemli değil de..."

"Neyse, iyi akşamlar" kadın dışarı süzülüvermişti bir anda.

Kapıları kapatırken hala aklı Hediye'deydi, Serhat'ın. Üç aydır, düzenli olarak geliyordu. Bu güne kadar hiç kimseyle konuştuğunu, hatta selamlaştığını bile görmemişti. Gelişinin belirli bir takvimi de yoktu, bazen günün en erken saatinde, bazen de işte bu saatlere kalacak şekilde geliyordu. Hangi salon daha boşsa orada bir-bir buçuk saat çalışıp gidiyordu.

Hediye'nin vücudunda belli bir esneklik olduğunu fark etmişti Serhat. Ayrıca, ne yaptığını bilir bir hali vardı, ortamı hiç yadırgamamış, hemen uyum sağlamıştı. Eğer o da bu işi biliyorsa, Hediye'nin de en azından bir zamanlar sporcu olduğuna yemin edebilirdi.

"Bayağı da kilo verdi" diye düşünürken yakaladı kendisini. Allah Allah! "Bir beş kilo falan, beli ortaya çıkmaya başladı... " Yine sinirlendi kendisine.
Ama gerçekten gözlerinde yıldızlar var. Bu sefer sunturlu bir küfür savurdu Serhat, arabasına yürürken ve yoldan geçenler ona baktılar.

********
"Merhaba" diye sesleniyor Hediye sığındığı saçak altından. Serhat'ın bakışında bir şey irkiltiyor onu birden. Aşina bir bakış, daha önce de rastlamıştı bu bakışa, ama nerede? Belki de bir çocuğun gözlerinde. Bilemiyor.

"Merhaba, ne kötü yağıyor değil mi?"

Düşüncelerinden kendini koparmaya çalışan Hediye öylesine cevap veriyor:

"Evet, yine bir sürü yeri su basacak!"

Hediye'yi gördüğüne sevindiğini fark etti Serhat. O akşamdan bu yana dört-beş ay geçti. O zamandan beri ilk defa konuşuyorlar. Hediye o kadar uzak ki dünyaya ve hayata, hiçbir şey ona erişemiyor sanki.

"Hava çok kötü, isterseniz bırakayım sizi gideceğiniz yere."

"Yok teşekkürler, ikizleri bekliyorum, birlikte döneriz diye sözleşmiştik, gelirler birazdan!"
"İkizler?"

"Benim oğlanlar..."

"Annelerin annesi," diye bir ses duydu Serhat o anda tam omzunun arkasından.

"Hah geldiler. Serhat bey, bunlar da benim oğlanlar işte." Müthiş bir gurur vardı kadının sesinde.

15 yaşlarında upuzun iki delikanlı, Hediye'nin iki yanını alıp giderken Serhat arkalarından baka kaldı. Gülüşmeleri hala duyuluyordu, ama onun kulağında tek bir şey yankı yapıyordu:

"Annelerin annesi..."

Bu kadın sürekli şaşırtıyor onu. Zihnindeki ev kadını tiplemesine, parmağındaki kocaman alyansa rağmen yine de şaşkın. Çocuğu, hatta çocukları olabileceğini hiç düşünmemişti bu güne kadar. Nedense?

Hayata ve insanlara bakış açısını gözden geçirmeli belki de.

********
Islak saçlarını toplarken, yürüyüş bandında geçirdiği ekstra kırkbeş dakikaya rağmen hiç de rahatlayamadığını farkediyor Hediye.

Mahkeme stresi haftalardır yedi bitirdi onu. Dün en nihayet bitti her şey, artık özgür. 20 senelik bir evlilik sona erdi. Bundan sonra o ve ikizler, çok uzundur bunu hayal ediyordu, oldu işte. Ama yine de iyi hissetmiyor kendisini. Giderek daha da ağırlaşıyor ruhu, derin bir üzüntü var içinde.

Birkaç ay buralardan uzaklaşmak iyi gelecek ona. Belki de dönmez geri. Bir an aklına Serhat geliyor nedense. Acaba, vedalaşsa mı? Yok canım daha neler. Kimseye bir açıklama borçlu değil ki.

Aslında adamın bir tarafıyla onu küçümsediğini biliyor. Ama diğer bir tarafıyla da benimsendiğinin de farkında. Benimsenmek ne kadar hoşuna gidiyorsa, küçümsenmek de o kadar sinir ediyor onu.

Serhat ne kadar tanıyor ki Hediye'yi. Hiç. O halde?

Hediye neler gördü geçirdi, neler yaşadı biliyor mu bakalım? Hediye yeni bir hayat, yeni bir kimlik kurma çabasında. Oysa Serhat halinden ve kendinden o kadar memnun ki, zamanını tüketiyor. Haa bir de sarışınlar var, onları unutmamalı.

Bu şekilde zihninde kavga ederken, Serhat'ın kapısına geliyor Hediye.

"Hoşçakalın" diye sesleniyor içeriye, bir tür vedalaşma yani, olur da geri dönmezse.
Ama tabii Serhat ne bilsin.

"Güle güle," diye sesleniyor o da başını kaldırmadan yaptığı işten.

Serhat birden farkediyor ki, ses Hediye'ye ait ve ilk defa vedalaşıyor. Tuhaf bir boşluk hissi irkiltiyor onu.

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar