DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

31 Ekim 2009 Cumartesi

LOTO TALİHLİSİ (3. Bölüm) - Nadire Hanım

1. Bölümü okumak için tıklayın

3. Bölüm: HATIRALAR, HATIRALAR
Ortak olalı iki ayı geçti. Bu süre zarfında, Serhat'ın beklediği hiç bir hamle gelmedi Hediye'den. Ne bir entrika-dolap, ne de gözsüzme-yanaşma.

Hediye yine eskisi gibi. Haftada iki-üç kez geliyor, sporunu yapıp gidiyor. Bazen kapıdan geçerken usulen selamlaşıyorlar.

Başta bu durum epey bir rahatlatmıştı Serhat'ı, ama gün geçtikçe huzursuzlanmaya başladı, hatta vicdanı rahatsız olmaya başladı denebilir.

Hayatının en zor zamanında, gözünü kırpmadan kendisine bir tomar para emanet eden bir kadın için onun da bir şeyler yapması gerektiğine kanaat getirdi giderek. Onuru böyle diyordu.

Son bir kaç gününü bazı düzenlemeler yapmakla geçirdi. Aslında salondaki tüm hareket Hediye için, ama o her zamanki gibi hiç bir şeyin farkında değil gibi.

Serhat saatine bakıyor sabırsızlıkla, şu sıra işi biter, çıkar herhalde şu kadın. Yine sinirleniyor ona sebepsiz yere.

"Hediye Hanım!" Tam kapısının önünden geçerken yakalıyor. Hediye irkiliyor, boş gözlerle bakıyor genç adama bir an.

"Merhaba Serhat Bey," diyor o da.

Serhat masadan kapıya uçuyor neredeyse, Hediye hayretler içinde.

"Gelin, size bir şey göstermek istiyorum." Kaçmasından korkar gibi kolundan tutarak, salonun diğer ucundaki bir odaya götürüyor onu.

"Burası sizin," dedi Serhat odayı göstererek.

Hediye anlamamıştı: "Nasıl yani?"

"Eh siz de buranın bir ortağısınız artık, bu durumda sizin de bir odanız olmalı diye düşündüm. Biraz geç oldu ama kusura bakmayın, ancak halledebildim. Nasıl beğendiniz mi?"

Zevkle döşenmiş, aydınlık ve fazla büyük olmayan bir odaydı burası. Serhat'ın odasında ne varsa burada da vardı. Çalışma masası, bilgisayar, telefon, televizyon, oturma grubu ve hatta bir mini bar.

"Ben ne diyeceğimi bilemiyorum," çok duygulanmıştı Hediye.

"Beğendiniz mi?"

"Çok! Benim daha önce hiç çalışma odam olmamıştı biliyor musunuz, çalışırken bile!"

Serhat, Hediye'nin bir zamanlar çalışmış olduğuna inanamadı. Tabii derhal kovdu yine zihnine üşüşen soruları.

"Artık var işte. Güle güle kullanın."

"Teşekkürler," diye geveledi Hediye.

"Neyse ben sizi yalnız bırakayım da yerleşin biraz," muzipçe gülümseyerek odadan çıktı Serhat. Üzerinden büyük bir yük kalkmıştı sanki, uçarcasına yerine döndü.

Hediye odanın ortasında kalakalmıştı. Ne yapacağını bilemedi bir süre. Camdan dışarı baktı, odayı adımladı, mini barda ne var onu kontrol etti, sonra da gitti masasına oturdu. Bilgisayarı açtı, içinden kahkahalar atmak geliyordu. Birden masanın üstündeki bir dosya dikkatini çekti: Son iki ayın muhasebe kayıtları!

****

"İçeri gelsenize," diye davet etti Serhat elindeki katalogdan başını kaldırmadan.

"Ben," dedi Hediye her zamanki yerine yerleşirken, "ne yapacağımı hiç bilmiyorum."

"Nasıl?"

"Yani burada ne yapacağımı diyorum. Oda falan..." durakladı bir an.

"Doğrusu ben de bilmiyorum," diye cevapladı Serhat büyük bir samimiyetle. "İlk defa bir ortağım oluyor." Telaşla ekledi hemen Hediye'nin bulutlanan yüzünü görünce, "Bunu zamana bırakalım. Ama şimdi bana bir konuda yardımcı olabilirsiniz belki..."

Hediye rahatlamıştı:
"Tabii, nedir?" diye sordu merakla.

"Hani şu yaptıracağımız vitamin bar vardı ya. Onunla ilgili birkaç yerle konuştum, bir tanesi katalog göndermiş, bakın bakalım beğeneceğiniz bir şey olacak mı?"


Hediye'nin ağzı açık kalmıştı resmen. Serhat'ın bu şekilde davranacağını rüyasında görse inanmazdı. Bu hali Serhat'ı çok güldürdü:

"Ee, Hediye Hanım, biz de verdiğimiz sözleri tutarız." dedi, güvensizliğinin farkında olduğunu ima ederek.

*****

"Sizin sorununuz ekonomik kriz falan değilmiş!" diye içeri dalıverdi Hediye elinde muhasebe kayıtlarıyla.

Serhat o kadar hazırlıksız yakalanmıştı ki, bir karış sıçradı neredeyse.

"Ne sorunu, ne ekonomik krizi?" Terslendi hemen, hazırlıksız yakalanmaktan hoşlanmaz.

"Yani aslında parasız falan değil mişsiniz, düpedüz soyulmuşsunuz!"

Derin bir nefes aldı Serhat:
"Hediye Hanım, yavaş yavaş ve tane tane."
Hediye her zamanki yerine oturdu, yavaş yavaş ve tane tane:
"Sizin maddi bir sorununuz yok aslında. Sadece soyuluyorsunuz." dedi.
"Ee, yani?"
"Muhasebecinizi değiştirin."
"Muhasebecim dayımın oğludur."
Odaya derin bir sessizlik çöktü. Taşa vurduğu baltanın sesi kulaklarında çınlıyordu Hediye'nin.
Serhat, kendini zor tutarak:
"Siz muhasebe eğitimi mi aldınız?" diye sordu.
"Hayır ama anlarım. Benim babam bakkaldı." dedi ciddiyetle Hediye.
Serhat'ın gözleri kocaman kocaman oldu, ağzını açtı ve bir şey söyleyemeden kapadı.
"Serhat bey," dedi zor duyulur sesle Hediye, "bakın ben senelerce defter tuttum. Bir karışıklık ya da bir saklanma varsa, ben anında görürürüm. Muhasebe, muhasebedir, defterde de, bilgisayarda da. Siz kayıtlarınızı kontrol ediyor musunuz ki, sonra?"
"Hayır, ama..."
"O zaman gelin bakalım, siz de göreceksiniz." Böyle diyerek genç adamın başına dikildi.
Daha kayıtlara bakar bakmaz Serhat, Hediye'nin ne kadar haklı olduğunu, kendisinin de ne kadar salak yerine konduğunu gördü.
"Kahretsin, Allah kahretsin," diye sinirle söylendi genç adam.

Hediye'nin gözü, Serhat'ın çenesine takıldığından pek duymadı söylenenleri. Şu seyirme çok tanıdık, ama nereden? Yeşil gözlü bir çocuk siması beliriverdi zihninde birden.

Hatırlamanın şokuyla, dikildiği noktadan geri sıçrayınca dengesi bozuldu
Hediye'nin, tam düşüyordu ki, bir yerlere tutunup toparladı kendisini.
Ne olduğunu anlayamayan Serhat, olaya kendisinin sebep olduğunu sanmanın verdiği suçluluk duygusuyla, Hediye'yi güvenlice her zamanki yerine oturturken:
"Hay Allah, üzülmeyin bu kadar, ben size demedim ki" diye söyleniyordu.

"Biliyorum, biliyorum. Başım döndü bir anda, o yüzden oldu..."
*****
Güzel bir sonbahar akşamı... Zihninde hep aynı görüntüler dönüp duruyor Hediye'nin, hafif ve ılık bir rüzgar okşuyor yanaklarını ve o son birkaç ayı düşünüyor sürekli.

"Annelerin annesi," diye ikizlerden büyük olanı elinde bir kadeh şarapla beliriyor terasta. "Bil bakalım bu gün kimi gördüm?"


"Kimi?" diye sorarken, bir yandan da hayret ediyor Hediye bunlar ne zaman büyüdü? İki oğlan da son sınıfa geçtiler, seneye mezun olacaklar üniversiteden.
"Eski kocanı!"

Hediye'nin anlamaz bakışlarını görünce kahkahayı basıyor ve ekliyor:
"Hani bizi kurtarmak için on trilyon ödediğin adam."

"Haa, ee, ne yapıyormuş?"

"Evlenmiş. Yanında karısı da vardı, benden büyüktür umarım!" Sesindeki nefreti gizlemeye gerek görmedi büyük ikiz.

"Eh bir yirmi sene de onunla idare etse," diye kıkırdadı Hediye, "70'i falan bulur. Ondan sonra da ne yapar bilemem."

"Kim?" diye sorarak, küçük ikiz de masaya yerleşti.
"Baban," dedi Hediye "tekrar evlenmiş de..."

"Vee kadın da hamile," diye tüm havadisleri tamamladı büyük ikiz.

Bir sessizlik çöktü geceye. Geçmişin mutsuz yüzünü gösterdiği üç kişi anıların acı denizine dalmıştı bir anda.
Neden sonra, küçük ikizin sesi duyuldu:
"Belki sen de birini bulursun!"
İrkiliyor Hediye. Küçük ikizden hiç beklenmeyecek bir söz bu.
"Ne diyorsun sen bakiim," diyor, çocukları da azarlayamaz ki hiç.
Büyük ikiz de gözlerini kocaman kocaman açmış bakıyor, aksine.
"Sahi ne diyorsun sen?"
"Yav, ne var bunda. Seni sevecek birisini sen herkesten çok hak ediyorsun. Belli mi olur..."
"Anladım," diye kahkahayı basıyor Hediye, "sen aşık olmuşsun!"

****
Serhat tam Hediye'ye seslenecekti ki, koridorda iki gençle atıştığını gördü. Gençler terbiyesizlik ediyorlardı ki, Hediye birden yüksek sesle bir şeyler söyledi oğlanlara, çok öfkelenmişti.

Ortam bir anda elektriklendi, her iki taraf da hamle yapmak için birbirini ölçerken, iki spor hocasının Hediye'nin arkasında bitivermesiyle, oğlanlar kendilerini kapıdan dar attılar.

"Ne oldu?" diye kadının yanına gitti Serhat, hem endişelenmiş hem de sinirlenmişti.

Hediye hala nefes nefeseydi.
"Önemli bir şey yok. Buradaki gençkızlara askıntı olmaya kalktılar da... Ben de iki bacağınızı kırıp elinize vermeden defolun dedim. Benden değil tabii, ama sizin hocalardan ödleri koptu." Biraz önceki olayda oğlanların yanında nasıl bit kadar kaldığını hatırlayıp kahkayı bastı.

Serhat odasına girerken hala gülüyordu.

"O kadar da yaşlı değil, bir iki yaş büyüktür belki de benden," diye geçirdi içinden. Bu sefer sinirlenmedi kendisine.

Hediye'ye ne söyleyecekti? Unutmuştu. O gözlerdeki yıldızların, içinde yandığını hissediyordu sadece.

******
Tam yedi yıl oldu. Hediye'nin kayıt yaptırmak için odasının kapısında belirmesinden bu yana yedi yıl, ortak olalı beş yıl oldu.

Salonda işler yolunda. Ankara'nın sayılı ve seçkin yerlerinden biri oldu. Artık her yaştan ve her cinsten müşteriye hitap ediyor. Neredeyse bir klüp havasında.

Zaman nasıl da geçti, her şey nasıl da değişti. Başta fark etmemişti Serhat, ama birkaç aydır daha iyi anlıyor. Hediye'nin değişimini, o değişirken etrafındaki herkesin ve her şeyin de ona uyarak değişmesini.

Bir yandan bunları düşünüyor, bir yandan da Sarışınla sohbetine devam ediyor. Aslında salonda pek böyle işlere kalkışmaz, ama kız çok güzel, çok cilveli. Son zamanlarda sık sık Serhat'ı ziyarete geliyor, bir-iki konuşup, gülüşüyorlar.

Bu gün her zamankinden uzun kaldı, Serhat bir adım atma zamanının geldiğini hissediyor.
"Serhat," diye giriverdi Hediye odaya.

Kendi dünyalarına dalmış olan ikili, irkiliverdiler bir anda. Serhat, gülümsemeye çalıştı, bir şeyler geveledi.
Hediye, durumu hemen anlamıştı. Ama bir an ne yapacağını bilemedi. Bu tereddüt anı Serhat'ı kendine getirdi hemen.
"Gel Hediye, biz de sohbet ediyorduk. Aysun'u tanıyorsun, bizim öğrencimiz..."
"Merhaba," diye gülümsedi Hediye.
Aysun da "merhaba" dedi, pek de gülmüyordu ama.

"Ne vardı?" diye sordu Serhat, bu kez tam gerçekliğiyle.
"Önemli değil, sonra konuşuruz."
"Tamam."
"Tamam."

Hediye odadan çıkarken, odanın tüm aydınlığını da götürdü sanki. Kırılan kalbini, kendi kalbinde hissetti genç adam. Yıldızlar sönmüştü.
Serhat birden hatırladı....
*****
Masasına oturdu. Başını ellerinin arasına aldı, gözlerini yumdu, açtı, bir daha yumdu. Serhat, Aysun ve biraz önceki manzara gözünün önünden gitmiyordu bir türlü.

Yapabileceklerini gözden geçirmeye başladı. Dışarı çıkabilir, uzun bir yürüyüş yapabilir, belki de alışverişe gider. Ya da oturur ve ağlar.

Kendi kendisiyle hiç de uğraşamayacağını farkederek her şeyden vaz geçti ve ağlamaya başladı Hediye.


Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar