DİLEK TAHTASI



BİR DİLEK TUT YA DA TUTMA...  BİR SORU SOR YA DA SORMA... 

YİNE DEEE; (SAĞDAN-SOLA, YUKARIDAN AŞAĞIYA) BAK BAKALIM DİLEK TAHTASI SENİN İÇİN NE DİYOR!

HAYDİ TIKLA...

22 Ekim 2009 Perşembe

LOTO TALİHLİSİ (2. Bölüm) - Nadire Hanım

1. Bölüm için tıklayın

2. Bölüm - PARA


Serhat bunaldığını hissediyordu. İşler son zamanlarda pek de iyi gitmiyordu. Son bir kaç aydır piyasada yaşanan kriz iyice derinleşmişti ve artık salonu da zorlar hale gelmişti.

Belki de en akıllıcası işi bırakmaktı. Bazen bu ülkede çalışmanın çılgınlık olduğunu düşünüyordu.

"Merhaba Serhat Bey!"

"Merhaba" diye cevapladı otomatik bir şekilde.

Hediye kapıda durmaktaydı: "Tekrar başlamayı düşünüyorum da. Kayıt yaptıracaktım." dedi biraz çekingen.

"Tabii, tabii. Biz de zaten kaydınız var, ne zaman isterseniz başlayabilirsiniz." Biraz önceki düşüncelerden eser kalmamıştı. Merakını yenemedi ve sordu:
"Nerelerdeydiniz bunca zamandır?"

Hediye, gülümsedi ve her zamanki gibi kaçamak cevap vermeyi tercih etti:
"Orada burada, işte." Ardından konuyu değiştirdi hemen. "Şartlar yine aynı değil mi?"

Serhat bocaladı, bu kadına yetişemiyor bazen.
"Evet. İsterseniz hemen başlayabilirsiniz, yani yanınızda uygun bir şeyler getirdiyseniz."

"Ben de öyle düşünmüştüm." diye cevapladı Hediye ve belirdiği gibi kayboldu.

Çok kilo vermiş. Rengi de solgun biraz. Yüzü de süzülmüş mü ne? Topladığı saçları yine dağınık nasıl oluyorsa ve gözlerinde yıldızlar var hala... Serhat silkindi, bu kadar ayrıntıyı farketmiş olmak kızdırdı onu.

*****

Hediye tekrar geri dönmüş olmaktan çok mutlu. Evini, mahallesini, şehrini özledi çok. Hayatını yeniden düzene koymak için, hayatın sürdüğü yerde olması gerektiğine karar verdi. Öyle orada gez, burada toz ile tamir olmuyor insan ruhu.


Geleli birkaç hafta oldu. İlk önce taşındı. Çok sevdiği mahallesinde bir teras katı buldu ve orayı satın aldı. Sonra orayı baştan sona tadilattan geçirdi ve yepyeni eşyalarla gönlünce döşedi. İkizlerin de kendilerine ait birer odaları var artık ve o da akşamları terasta çayını yudumluyor, manzara seyrediyor.

İkizler, ev ve eş-dost vaktini dolduruyor, ama ruhu başka uğraşılar da istiyor. Tanıdıklardan birinin vasıtasıyla, bir spor kulübünde jimnastik dersleri vermeye başladı çocuklara, çook yıllar önce olduğu gibi. Son iki yılda düzenli yaptığı spor ve kazandığı formun da etkisi var tabii ki yeniden başlamasında.

Daha önce keyfen kilo vermek ve deşarj olmak için gittiği salona, şimdi zorunluluktan formunu korumak için gidiyor.

*****

Durum giderek ciddileşti. Henüz giderilemez bir zarar yok, ama bu ay çalışanların maaşlarını zar zor ödedi, piyasaya borcu birikmeye başladı. Eğer bir önlem almazsa elindekileri tüketecek bir borç yükü onu iflas ettirebilir. Daha da kötüsü, bu sene salona bakım da yaptıramadı. Müşteriler olayın farkında ve pek de hoşnut değiller.

Ne yapmalı? Bankadan kredi çekebilir mi? Kredi çekmese de dairelerden birini satsa? Ortak da alabilir, aslında geçen sene gelen teklif fena değildi. Ya da salonu devretse?

"Merhaba, ödeme vakti." Hediye gene düşüncelerinin tam ortasına dalmıştı, genç adamın.

"Merhaba, gelin lütfen" diye yer gösterdi pek de istemeden, bu gün hiç keyfi yok ve herkesi terslemek istiyor.

İşlemleri yaparken sessizce bekledi Hediye. Adamdaki terslik onu sinirlendirmişti. Pılını pırtısını toplayıp kalkmak üzereyken dayanamadı ve pat diye sordu:

"Salonu devredecek mişsiniz, öyle mi?"

Şaşırdı Serhat, bu pek de konuşma heveslisi olmayan kadının birden böyle bir soru sormasına:
"Nereden çıktı bu?" diye de terslendi.

Ok yaydan çıkmıştı nasılsa, pek de sakınmadı bu yüzden Hediye:
"Aşağıda konuşuyorlardı da. Epey borcunuz varmış diyorlar..."

Serhat, hangisine şaşırmalı bilemedi, henüz düşünme aşamasında olduğu şeylerin etrafta konuşuluyor olmasına mı, yoksa Hediye'nin tavrına mı.

İnkarın bir faydası yok nasılsa, pes etti ve cevapladı:
"Eh biraz borç var, piyasadaki kriz malum. Ama henüz vahim bir durum yok ve daha ne yapacağıma da karar vermedim."

"Ne kadar para lazım ki size?" diye sordu bu sefer Hediye çok doğal bir şekilde.

Serhat da olaya kaptırmıştı kendini, elinde olmadan zihninden bir hesap yaptı:
"75 bin kadar."
"75 bin ne, lira, dolar?"
"Dolar," dedi Serhat. Kadının olayın peşini bırakmaya niyeti yok.

Hediye'nin olayın peşini bırakmaya niyeti yoktu gerçekten, ama şimdi yapacağı teklifi kendisi de beklemiyordu doğrusu.

"Ben size veririm o parayı" deyiverdi.

Serhat, bir an şaşa kaldı. Bu kadın gerçekten kaçık olmalı. Hayır yani şu an çok aklı başında görünüyor ama, kesin aklını kaçırmış. Belki de hep deliydi, kaç senedir bir deli gelip-gidiyor salonuna.

"Nasıl yani," diyebildi Serhat, ama sesi tiz ve sinirli çıkmıştı biraz.

"Ben size veririm o parayı," diye tekrarladı Hediye. "Nasıl istiyorsanız, borç olarak alabilirsiniz ya da ne bileyim paraya oranlı bir ortaklık yaparız."

Aslında umrunda değil nasıl olacağı, o parayı vermek istiyor.

"Hediye Hanım, bu çok ciddi bir miktar farkındasınız değil mi? Çok da ciddi bir iş?"

Hediye sabırsızca içini çekti, arkasına yaslandı.
"Biliyorum. Avukatınız falan yok mu sizin, bir sözleşme bi şey hazırlatın, ona göre halledelim."

Serhat, önüne çıkan fırsatın büyüklüğünü anlamaya başlamıştı.

"Sizi ortak alayım o zaman," dedi niye böyle bir tercih yaptığını bilemiyordu. Borç alsa daha iyi olmaz mıydı ki.

Hediye omzunu silkti:
"Peki. Ne zamana gerekli bu para size?"

Serhat hala inanamıyordu.

"Ne bileyim, ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur, ama..."

"E tamam, avukatınıza söyleyin bir ortaklık sözleşmesi hazırlasın, ona göre cuma gününe kadar halledelim. Bir avukatınız var değil mi?"
"Evet."
"Tamam o zaman. Sözleşme hazır olunca bana haber verirsiniz değil mi?"

Serhat'ın nutku tutulmuştu. Ancak başını sallayabildi. Sonra birden her şey eski haline döndü. Hediye biraz evvelki konuşma olmamış gibi, toparlandı ve yüzünde yine aynı çekingen gülümseme kalkmaya hazırlandı:
"Artık ben gideyim, görüşürüz Serhat Bey."

Kapıdan çıkmak üzereydi ki birden döndü ve:
"Serhat bey, iki şartım var ama."

Hadi bakalım- diye düşündü Serhat -şimdi ortaya çıkıyor karamanın oyunu-"Söyleyin."
"Birincisi, her ay muhasebe kayıtlarını görmek isterim."
Makul bir istek.

"Olur tabii, öbürü nedir?"
"Bir de buraya vitamin bar."

"Anlamadım?"

"Girişteki kabülün yanında geniş bir alan var ya, oraya diyorum, bir vitamin bar yaptırsanız. Böylece insanlar spor sonrası bir şeyler yer içerler, burada daha uzun zaman geçirirler."
"Olur tabii."

Serhat, Hediye'nin arkasından bakakaldı. Gerçekten yaşanmış mıydı bu an?

******


Evine yürürken, iki sene önce loto kuponunu elinde tuttuğu anı düşünüyor, Hediye. Kupon elinde rakamların yan yana dizilip de 35 trilyonu kazandığını öğrendiği anı.

O bir-iki saniye içinde, tüm geleceğinin yeniden yazıldığını görmüştü kupon üzerinde. Boşandığını, yeniden başladığını. Bu günü, o saniyede görmüştü.

O sırada mutfaktaydılar, kahvaltı sofrasında.

"Ne oldu, bi şey çıkmış mı?" diye sormuştu kocası, o bildik küçümser edasıyla.
"Yok," diye yutkunmuştu "her zaman ki gibi yok bir şey."
"Üç kuruşun var, onu da böyle şeylere harcayıp duruyorsun."

"Haklısın, bir daha oynamayacağım zaten."

O günün nasıl geçtiğini bilemedi. Heyecan içindeydi, panik atak geçiriyordu. Ertesi gün bir bahane kendini sokağa attı. Kaç saat dolaştı kim bilir. İşte o gün bulmuştu Serhat'ın salonunu.

İçinde kopan fırtınayı dindirecek bir şeyler yapmalıydı, atlamalı, zıplamalı bir şey yapmalıydı. Eski bir jimnastikçi olmasıydı belki de salonu ona bulduran.

Sonraki günlerde, her şey hallolduktan sonra çok düşündü o günü. Hayatının bir anda nasıl değiştiğini.

Ve söz verdi kendi kendisine (bir tür kefaret gibi), eğer bir gün olur da, birisinin hayatında bir fark yaratma fırsatı önüne çıkarsa, tıpkı o kuponun kendi önüne çıkması gibi, yapacaktı.

İşte bu gün sözü çıktı karşısına ve o da sözünü tuttu. Çok iyi biliyor ki tuttuğu söz değiştirecek Serhat'ın hayatını, tıpkı o kuponun Hediye'nin hayatını değiştirdiği gibi. Ama nasıl onu bilemiyor.

*****

Salonu kapatalı çok saatler oldu, ama Serhat hala çıkamadı. Sürekli Hediye'nin teklifini düşünüyor. Olacak iş mi bu? Ne yapmalı? Parayı almalı mı, yoksa vaz mı geçmeli?

Bir insan nasıl pat diye 150 milyar lirasını bir işe yatırır, hem de zarar ettiği ortada bir işe? Hayır kadının öyle işten-güçten anlar bir hali de yok ki.

Acaba Serhat'tan bir beklentisi mi var? Artık o kocaman alyansı taşımadığını fark etti de son bir iki seferdir. E Serhat da yakışıklı hoş bir adam, hem de kadına göre oldukça da genç. "Oha" çekiyor bu sefer avaz avaz, Allah'tan tek başına.

Belki de salonu elinden almayı planlıyor, ortak olma ayaklarıyla, belli mi olur? Sadece borç alabilecekken, ortaklık olayını kendisinin kabul ettiğini hatırlıyor, bu sefer.




Neden atladı ki bu ortaklık olayının üstüne? Kızıyor kendisine, sonra birden o çok iyi tanıdığı iç sesi keskince gerçekleri fısıldıyor kulağına: "Ortaklık yapmayı sen istedin, çünkü onu hayatının bir yerine bağlamak istedin, sen de biliyorsun bunu!"

Serhat, parayı almaya ve ortak olmaya karar veriyor kesin olarak. Işıkları söndürüp çıkıyor salondan. İçinde bir huzur.



*******

"Hayırlı olsun!" diye iki tarafı da tebrik ederken avukat hala şaşkınlık içindeydi. Daha iki gün önce varlığından haberdar olduğu şu kadın imzayı attığı gibi gözünü kırpmadan 150 milyarı bastırmıştı.
Yani Serhat'ı bunca senedir tanımasa, aklına neler gelecek.

"Teşekkürler," diye mırıldandı Hediye biraz utanarak. Son iki saatini önündeki sözleşmeyi okumakla geçirmişti, adil ve dürüstçe hazırlanmış bir sözleşmeydi. Parasını almaktan başka onu hiçbir sorumluluk altına sokmayan, başından sonuna onu koruyan bir sözleşme.

Maddeleri tek tek okurken idrak etmişti ancak ne kadar ciddi bir işe girdiğini. Ayrıca Serhat'ın da ne kadar onurlu ve dürüst olduğunu görmüştü. Başkası olsa, onu soyup sovana çevirmek için kimbilir ne numaralar çevirirdi. Hoşuna gitmişti bu davranış, içi ısındı sanki.

Serhat ise, Hediye'nin verdiği sözü tuttuğuna hala inanamıyordu. Sözleşmenin hazır olduğunu haber verdikten sonra yarım saat içinde salona gelmiş ve 75 bin doları masasının üzerine koyuvermişti.

Sözleşmedeki hiç bir şeye itiraz etmemişti, ortaklık payına bile. Verdiği paraya göre daha fazlasını isteyebilirdi, ama yapmamıştı. Görebildiği kadarıyla sözleşmedeki maddi hükümlerle hiç ilgilenmemişti, kar oranı, paylaşım falan filan. O başka şeylere bakmış, sonra da memnuniyetle başını sallayıp imzayı basıvermişti.

"Hediye Hanım" dedi tam ayrılırlarken Serhat, "ben size çok teşekkür ederim. Gerçekten." Daha fazla ne diyeceğini bilememişti.


Hediye başını kaldırıp doğrudan Serhat'ın gözlerinin içine baktı.

"Ben de teşekkür ederim." dedi gülümseyerek.

Kendisini yine minicik hissetmişti genç adamın yanında. Gözleri de yeşilmiş yeni farketti. Ama o gözlerdeki bakış var ya, bir de belli belirsiz kederle kasılan çene çok tanıdık geliyor, ama nereden? Yine bilemedi Hediye.


devamı için tıklayın...

Hiç yorum yok:

hoş geldiniz:)

Katkıda bulunanlar